28.11.2021 01:44
3 yorum
698 okunma
"Ne çabuk büyüyorlar keratalar"
Ersoy Baba

 

 

Beş genç fakültede dersten çıkmış yürüyorlardı. Gençlerden biri “yemek yiyelim mi?” Diye sordu. Biri hariç hepsi bu fikri beğendi. Bir tek Metin yemeğe gitmek istemedi. Sadece erkek arkadaşları olsa durumu anlatır idare ederdi. Ama kızların yanında küçük düşmek istemiyordu. Cebinde sadece dolmuşa yetecek kadar parası vardı.

-“Ben yeni yedim. Tokum. Başka zaman gidelim” dediyse de ikna edemedi. Mecburen onlara katılıp köşedeki kebapçıya girdiler. Girdiğinde içeride babasını gördü. Gözleri açıldı. Yüreği rahatladı. Yerlerine oturunca lavabo bahanesiyle kalktı. Babasının yanına süzüldü. Durumu anlattı. Arkadaşlarına mahcup olmak istemediğini belirterek, kendisine yardımcı olmasını istedi. Babası çok anlayışlı bir babaydı:

-“Tamam oğlum, sorun değil. Dilediğin kadar ye. Ben hallederim hesabı.” Dedi.

Metin rahatlamış olarak yerine döndü. Siparişini verdi. Hep beraber espriler ve sohbetlerle yemeklerini yediler. Hesap ödeme zamanı geldiğinde çocuk gözüyle babasına işareti verdi.

Babası başparmağı ile “ok” deyip köşeden kasadaki ustaya gür bir sesle seslendi:

-“Ahmet ustaa!!! Bizim oğlan var ya, Metin, Metin. Üzerinde parası yokmuş. Sen ondan ücret almaa! Ben sonra hallederiiiim."



Ben bir baba olarak işte “bu kadar duyarlıyımdır. " Tatil gezimizde Fethiye'de Ölü Deniz’e gittik. Gökyüzünde süzülen yamaç paraşütlerini görünce:

-“Hadi çocuklar gidip yamaç paraşütüyle atlayalım” dedim. Hanım kıyameti kopardı.

-“Küçücük çocukları tehlikeli şeylere alıştırma“ diye. 

Antalya’ya gittiğimizde:

-“Hadi çocuklar gidip rafting yapalım” dedim. Gene aynı kızılca kıyamet. Hanım engel oldu. Engel olacağını biliyordum. Artvin’de Çoruh nehrinde de çocuklarla rafting yaptırtmamıştı. Çocuklar gelmiş 6 yaşına. Şimdi öğrenmeyecekler de ne zaman? 

Aynı tatilde yakıt almak için durduğumuz benzinlikte büyük oğlumun arabadan indiğini 136 km. gittikten sonra fark ettiğimizde de benzer tartışmalarımız olmuştu. 

Çocuklar daha ilkokula giderken bir şekilde ayarlayıp dil eğitimi için İngiltere’ye göndermiştim. Ondan da “O kadar küçük çocuklar yalnız başına yurt dışına gönderilir mi?” diye evde çocuklar dönene kadar kıyametler kopmuştu. 

İşte ben çocuklarımı hayata “hızlı” hazırlamak için bu kadar duyarlı bir baba idim.

İstanbul’da Büyük oğlumun okuluna kayıt yenilemesi için gitmiştim. Muhasebede çocuğun sınıfını sordular. “4-C” dedim. Listeye baktılar. 4-C’de yoktu. 4-A, 4-B, 4-D… hepsine baktılar. Çocuk listede yoktu. O sıra öğretmenlerinden biri içeri girdi. Görevli hemen öğretmene sordu:

-“Metin hangi şubedeydi. Ersoy abi 4-C diyor ama 4-C de bulamadık.” Öğretmen birkaç saniye şaşkın şaşkın bakıp:

-“Metin geçen yıl 6-A’daydı!” dedi. Ben hemen kafamı kayıt yenileme evraklarına doğru döndürüp:

-“Vay bee! Ne çabuk büyüyorlar keratalar” deyip işlemlere devam ettim.

Anneler çocuklarının derslerini, ödevlerini, gelişimlerini, arkadaşlarını, sağlığını, ilaçlarını, sevdiği ve sevmediği yemekleri, yemek zorunda olduğu gıdaları, vitaminleri çok iyi bilirlerken babalar evin içinde ufak tefek birilerinin dolaştığını anca fark ederlermiş. Bizimki biraz buna benzemişti. Ama bu konuda (İstisnalar az da olsa vardır ama) yalnız olmadığım kesin.  Bir kış günü çocuklarla alışveriş için büyük bir AVM’ye gitmiştik. Çok soğuk bir akşamdı. Çıkmaya yakın çoluk-çocuk üşümeden hemen arabaya binebilsin diye ben arabayı otoparktan alıp çıkış kapısı önüne getirecektim. Biraz erken getirmiştim ve AVM’den çıkanları seyrediyordum.

İki çocuklu bir aile çıktı. Anne soğuğun şiddetini görür görmez her iki çocuğun atkılarını, kapşonlarını takmaya çalışıyor, önlerini iliklerken baba eli cebinde otoparka doğru bakıyordu. Babanın vurdum duymazlığı beni bile güldürdü.

Anne ile Baba arasındaki farklar öyle yazmakla bitmez.

Mesela parka veya gezmeye çıkarken anneler çocukları için çanta hazırlarlar. İçine: Islak mendil, iki yedek üst, iki yedek alt, bebek bezi, bol ıslak mendil, su kabı, oyuncak, güneş kremi, güneş gözlüğü vesaire doldururlar. Babalar ise evin ve arabanın anahtarını alıp kapıda beklerken bir de söylenirler: “Hep geç çıkıyorsunuz. Bir kere de benden önce çıksanız şaşıracağım!” diye.

Anne telefondaysa, o sırada çocuk bir şey istediyse anne telefondakini beklemeye alıp, birden ilgisini çocuğuna yöneltiyor. Onun sorusunu cevaplıyor, sonra konuşmaya dönüyor. Baba telefondayken böyle bir durum olduğunda çocuğa ya “bekle” işareti yapıyor ya da beklemesini bizzat söylüyor. 

Çocuk yakalamaca, sırtta taşımaca gibi oyunlar talep ettiğinde annesi genellikle yapboz yapmayı, resim çizmeyi, ya da başka şeyleri önerirken baba bu gibi oyunlarda devreye giriyor. O da diğerlerinde çekimser kalıyor.  İşine bakıyor. 

Mesela çocuksuz olarak bir yere gitmeleri gerektiğinde çocuk babaanneye bırakılacaksa; annede hemen; “Yedirebilir mi? Sütünü verebilir mi? Oyalayabilir mi?” gibi sorularla başlayan onlarca soru oluşurken, baba sadece akşam gidecekleri yeri düşünür. İçi kesinlikle daha rahattır.

Çocuk bir kurstan ya da dersten çıkışta alınırken Anne, neler yaptığını merak edip, diğer çocukların yaptıklarından, kendi çocuğunun ve öğretmenin o günkü performansına kadar her şeyi sorarken baba; "nasıldı” diye sorduktan ve “iyi” cevabını aldıktan sonra konuyu kapatır. Çocuğu alıp döner. Eğer annesi; baba çocuğu almaya giderken özellikle “şunları mutlaka sor” diye bir şey tembihlediyse onların da bir kaçını sorar. Eve geldiklerinde ise tamamının cevabını verir.

Annelere göre çocuklar pek doymaz. Özellikle de bebekken… Biz ise bu konuda daha rahatızdır. “Yemiyorsa, aç değildir.”

Çocuğun dağınık odasını toplarken yardımcı oluyorsak annesi her şeyi yerli yerine koymaya çalışırken biz çocuklarla bir olup nerede boşluk varsa o an o eşyayı, giysiyi oraya koymayı tercih ediyoruz.

Böyle örnekler hayatın her köşesinde yüzlerce var. Bir “Baba” olarak aklıma geleni yazdım. Ama annesine sorsak abartmıyorum 4’er ciltlik 3 ansiklopedi doldurabilir. 
***
Bir arkadaşımın 2 oğlundan sonra kızı dünyaya gelmişti. Birkaç yıl sonra kendisine sordum:

-“İki erkek çocuktan sonra kız çocuğu nasıl? Farkı görebildin mi?” Arkadaşım biraz da abartarak:

-“Ya kızım olmadan önce biz evde hayvan besliyormuşuz. Anca şimdi anladık” demesin mi…
*** 
Anne baba konusuna dalmışken; çok yaşlı bir çift boşanmak için hâkim karşısına çıkmışlar. Hâkim boşanma talebinde bulunan adamla kadına bakmış. Adam 90’larda. Kadın da 80’lerde. Hâkim yaşlı çifte dönerek:

-“Hayırdır amca. Bu yaşa kadar ulaşmışsınız. Boşanmak neden?” Yaşlı amca söz almış:

-“Hakim bey, biz yaklaşık 55 yıl önce boşanmaya karar vermiştik. O zamanlar çocuklarımız küçüktü. Çocuklar üzülmesinler, etkilenmesinler diye büyüyüp ölmelerini bekledik. Onun için anca gelebildik…”
***
Daha kısa aralıklarla yazmayı ben de bilirim. Ama bu kadar yoğun siyasi gündeme sahip olan bir ülkede fındık kabuğunu doldurmayan konularda yazmak zor ve zaman alıyordu. 


Bundan gali kalın sağlıcakla.

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
3 yorum yapıldı
Hasan Bey'e
Hasan Mutluoğlu Bey, zaman zaman yazılarınızı ailece okurduk(ki umarım bu yazar alttaki yorumun sahibi değildir). Ancak Ersoy Baba'nın bu yazısına yapılmış olan yorumu görünce acaba yazıları yazan ve bu yorumu yapan aynı kişi mi demekten kendimi alamadım. Her ikinizi de şahsen tanımadığımı bilmenizi isterim. Ancak bu site günlük takip listemde bulunuyor. Bence nezaket sınırları dışında ve kaba bir eleştiri olmuş. Bu yorumu yazan ve bu sitenin yazarı aynı kişiyse benim için hayal kırıklığı olacaktır. Böyle bir üslup yazılarınızla çelişiyor...
Yorum Ekleyen: Mustafa Ertekin     4.12.2021 11:45:02
Hasan Mutluoğlu Beye;
Nezaketli, saygılı ve ölçülü (!) yorumunuz için çok Teşekkürler hasan bey. Atalarınızı gördüğünüzde benim de selamlarımı iletin.
Yorum Ekleyen: ersoy baba     2.12.2021 23:09:08
Kısa kısa
Ersöz baba,o kadar çok lafı bir yazıda anlatırsan, laf anlamayan biri olarak yazıyı sonuna kadar okumam. Hani atalarımız ne demiş; "Kısa kes aydın havası olsun. " Tadı da
Yorum Ekleyen: Hasan Mutluoğlu     30.11.2021 10:09:40
Ersoy Baba
DİĞER YAZILARI

Yazarın Özgeçmişi:
Ersoy Baba sınıfta kalma yokkenki yıllarda ilkokulu okudu. Hastalıkları sebebiyle okula gidemese de zorla mezun edildi.
Lise tahsilinden sonra Ankara'ya yerleşti.Teklifler Oxfort'tan gelmesine rağmen Gazi Eğitim Fakültesini tercih etti.  Ersoy baba bi gazetenin matbaasında tashihler  yaptı. Sonra birden kendini aynı gazetenin editör masasında buldu. Editör yemekten döndüğünde masadan kalkmak zorunda kaldı. Hırs yaptı ve rakip gazetede köşe yazarlığına kadar yükseldi. Şimdilerde emekli oldu. Gidip kahve köşelerinde oturacağına gazete köşelerinde milleti yazılarıyla meşgul ediyor.

...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya