İşte tüm mesele: Ya hakikat, ya hayat! Fikirlerinden vazgeçerse yaşayacak, bedeni kur­tulacak ama ruhu ölecek. Fikirlerinden vazgeçmezse hayatı söndürüle­cek, öldürülecek ama ruhu kurtulacak. O ikinci şıkkı tercih eder.
27.02.2022 11:25
1 yorum
235 okunma
Hakikat mi Hayat mı?
İsmail Aydın

İşte tüm mesele: Ya hakikat, ya hayat! Fikirlerinden vazgeçerse yaşayacak, bedeni kur­tulacak ama ruhu ölecek. Fikirlerinden vazgeçmezse hayatı söndürüle­cek, öldürülecek ama ruhu kurtulacak. O ikinci şıkkı tercih eder.

Bütün insanlık tarihi şahittir ki, büyük insan diye bildikleri­miz, kahraman, kurtarıcı, uyarıcı olarak nitelendirdiklerimiz daima ikinci şıkkı tercih etmişlerdir ve ancak bunlar zafere koşup ulaşmışlar­dır. Zaferin başka yollardan kazanılma şansı yoktur, olmamıştır. Hayatını feda et­meyi göze almak ve fakat davasından asla ve kat‘a vazgeçmemek. İşte tüm mesele. Bunun aksine hareket edenler, kurtuluş ve zaferin sadece sö­zünü edegelmişlerdir.

Kendisine ikinci şıkkın getirdikleri ki, bunları sadece kelime olarak sayalım: Alaya alma, hakaret, medeni münasebetleri kesme, işkence ve dışarıya atma. Yani katıksız zulüm. İki damadı, iki kızını babalarının emriyle boşarlar. Öteki kızı babacığının çektiği eza ve cefa karşısında gözyaşlarına hâkim olamaz. Hangi babanın gönlü çocuklarının ağlamasına razı olur, özellikle kız çocuklarının?

Bu arada kendisi gibi inanıp düşünen fakir, arkasız, kimi kimsesi olma­yan arkadaşlarının maruz kaldığı baskı ve işkencelere, hatta ölümlerine tanık olur.

Bu vahşetin dindiği sanılan günlerde yetişmesine özen gösteren, görüşlerine katılmasa bile kendisini saldırılara karşı destekleyen amcasını, üç gün sonra da maddî ve manevî destekçisi biri­cik eşini kaybeder. Amcasının kaybı üzerine baskılar daha da artar, üze­rine toprak atılır, gözyaşları arasında elbisesini temizleyen kızma: Amcam olsaydı bunlar bu kadar yapamazdı” diyecektir.

Dur durak bilmez, mütemadiyen çalışır çabalar, işin birini biti­rir öbürüne atılır, çıkış yolları arar, bulunduğu şehirde engellenince başka şehre gider anlatmak üzere. Ne yazık ki misafir olarak bulunduğu şehirde gördüğü muamele tam bir denaettir, neredeyse ötekilerine rahmet okuttu­rur bir vahşetle karşılanır. Maalesef burada taşa tutulur, serseri ta­kımına yuhalattırılarak dışarı atılır. Bütün bunlara rağmen davasından asla vazgeçmez, davasının haklılığında en ufak tereddüde düşmez. İdrak ettiğini ve anladığını başkalarına duyurmak, işte insanlığın gerçeği. İnsan bu görevi yapmıyorsa yanlış yapıyor demektir. O, doğrusunu yapı­yor, emaneti, inandığı, idrak ettiği gerçeği başkalarına duyuruyordu.

                         FİKİRLER ZINDANLARA HAPSEDİLEMEZ

Duyurdu da. Fikre karşı yasakçı bir tutum içine girenlerin idrak edemedikleri hakikat, bir fikrin ancak daha üstün bir fikirle alt edilebileceği gerçeğidir. Bunu idrak edemeyenler baskıya, şiddete, te­röre, zindana tevessül ederler fikre karşı. Zindanlar belki beden­ler için olabilir ama fikirler için asla, şimdiye kadar fikirlerin zin­danlara hapsedildiği görülmemiştir.

Az önce duyurdu da dedik. Kendisi gibi düşünenlerin sayısı art­tıkça, karşı taraftakilerin baskıları da artar ve artık dayanılmaz bir hal alır. Doğup büyüdükleri şehir kendilerine haram edilir. Nihayet en üst düzeyde inançlarına sahip olarak, sahip oldukları her şeyi geride bırakarak memleketlerini terk ederler.

                Ne var ki ve ne yazık ki, gittikleri yerde de rahat yüzü görmezler. Eski düşmanlarına yenileri ilave olmuştur. Eski düşmanla­rıyla yeni düşmanları işbirliği ederek üzerine üzerine gelirler ve gide­cek başka yer de yoktur. Artık savaş iyice kaçınılmaz hale gelmiştir. Savaşılır, savaşlar yapılar ve nihayet karşı tarafın kendilerini yok et­me hayalinin hendeğe gömülmesiyle beraber nihaî zafere ulaşılır.

Bir hayat böyle başlar ve böylece şan ve şerefle bitirilir.

Bu hikâye gerçek hayattan alınmıştır, bir insanın hayatı anlatıl­maya çalışılmıştır. O insanı bildiniz, değil mi? Evet bildiniz. O isim, o insan, “âlemlere rahmet olarak gönderilmiş” olan sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’dır.

           PEYGAMBER NİÇİN MELEK DEĞİL DE İNSAN?

İşte peygamberin insan oluşunun esrarı: İnsanlara örnek olmak. Böylece Cenab-ı Allah demiş oluyor ki: Ey kulum, ey kullarım: İsmail, Ahmet, Mehmet, Oktay, Hasan, Hüseyin, Hakan, Serkan, Celal, Cemal, Kemal, Bülent, Levent! Sen de, siz de böyle yapabilirsiniz, O’nun gibi başarabilirsiniz, yalnız bunun için Benim bildirdiklerimi O’nun gibi, O’nun anlattığı gibi anlamalısınız, onun gayretiyle çalışıp çırpınmalısınız.

Özetlemeye çalıştığım bu hayat mücadelesiyle insanlığa verilmek istenen ders budur.

Esasen Yüce Allah, Peygamberimize bu ağır görevi yüklerken, onu önceki peygamberlerin durumundan haberdar etmiş, onları örnek olarak gös­terirken uğradıkları sıkıntıları hatırlatarak teselli etmiş: Sen de on­lar gibi başaracaksın” buyurmuştur. Kur’ân’da bu manada birçok âyet-i ke­rime ve Sure-i celile mevcuttur. Meselâ Yusuf Sûresi. Yüce Allah bu sûrede özetle mealen buyuruyor ki Peygamberine (kullarına); “Ey habibim! Bak Yusuf kardeşine, nereden nereye nasıl geldi? Kardeşleri onu kıskandılar, kuyuya attılar, kervana sattılar, iftiraya uğradı, zindanda kaldı, birçok sıkıntıya ma­ruz kaldı. Ama o Beni unutmadı, yılmadı, sabırla, ilimle, hikmetle ve Bizim yardımımızla mutlu sona ulaştı, Sen de ulaşacaksın.

Cenab-ı Allah’ın bu teselli ve vaadi kıyamete kadar bütün mümin­ler için geçerlidir. Bu anlamda emrin özel oluşu hükmün umumî oluşuna en­gel değildir.

                Şimdi bu önsözden sonra, Hac yolculuğumuzun ilerleyen duraklarında, Peygamber Efendimizin hayat mücadelesine biraz daha yakından bakmaya çalışacağız. “Hz. Peygamber, dini bilmenin ve öğrenmenin temel ve yegâne kaynağıdır. Çünkü din ilahi bilgiye dayanır, bunu da insanlık peygamberlik kurumuyla öğrenir.” (Ana Haber Gazete, Prof. Dr. Cağfer Karadaş)

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
1 yorum yapıldı
Teşekkürler
Hakikat ışıkları gönülleri aydınlatıyor
Yorum Ekleyen: Mustafa Yıldız     3.03.2022 09:01:11
İsmail Aydın
DİĞER YAZILARI

İSMAİL AYDIN KİMDİR?

İsmail Aydın, Hukukçu yazar. Anacığının anlatımına göre koç katımında doğmuş. Koç katımı, Yozgat’ta ekim ayının sonu ile kasım ayının başında olur. Dolayısıyla doğum günü belli değil ama Aydın, doğum günü olarak 29 Ekimi benimsiyor. Koç katımı, döl almak üzere erkek koyunun (Koç) dişi koyunlar arasına bırakılmasına denir.

Peki, hangi yılın koç katımı? O da belli değil. 1950 olabileceği gibi 1949’a da ihtimali var. Her nasılsa nüfusa 08.02.1953 D.lu olarak tescil edilmiş. Yaşı küçük diye ortaokula kabul edilmemiş, bu defa da mahkeme kararıyla, ay ve gün sabit kalmak üzere 1950 olarak tescil edilmiş. İsmail Aydın, doğum gününün bile doğru dürüst kayıt altına alınamayışını, okur-yazar olmayan tolumun  “hal-i pürmelâli” olarak niteliyor.

İsmail Aydın İlkokulu Sorgun’a bağlı Temrezli köyünde, ortaokul ve liseyi Yozgat’ta okudu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1977 yılında mezun oldu. Yedek subay olarak yaptığı askerlik görevinden sonra Sorgun’da altı yıl avukatlık yaptı. Ekim 1986’da Diyarbakır / Bismil’de Noter oldu. Kastamonu/Tosya, Bolu ve Ankara’da çalıştı, 2015 Şubatında emekliye ayrıldı.

İsmail Aydın çilekeş Anadolu’nun yanık sesi olarak çıkıyor karşımıza. Türkiye’mizin karşı karşıya bulunduğu sorunlara ilişkin çözüm önerileri sunuyor. Üzerine titrediği kesim Gençlik. Ağırlıklı olarak üzerinde durduğu sorun Eğitim.

İsmail Aydın, fakülte yıllarından itibaren yazı hayatının içinde oldu. İlk gençlik yıllarıyla beraber memleket meseleleriyle ilgilendi. Tartışmalı radyo ve televizyon programlarına katıldı. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları yayımlandı. Şubat 2013’ten beridir, internet ortamında yayın yapan Ana Haber Gazete’de yazmaya devam ediyor.

Meteorolojinin Sesi Radyosu’nda 2013-2016 yılları arasında yayınlanan Kıssadan Hisseler Programı’nın yapım ve sunuculuğunu üstlendi. Türkiye Noterler Birliği’nin Meslekî Forum Sitesi’nde anılarını yazdı.

Ağustos / 2016’da “Batı’nın Gücü Nereden İleri Geliyor?”, Kasım 2016’da “Yeniden Yükselişe Doğru”, Şubat 2017’de “Umut Ülke Türkiye”, Mayıs 2017’de “Bir Noterin Anıları”, Ağustos 2017’de “Kaybettiklerimiz”, Ocak 2018’de “Kıssadan Hisseler”, Mart 2018’de “Niçin Akif? Niçin Safahat?” isimli kitapları yayımlandı.

Yazı hayatını ve kitap çalışmalarını sürdüren İsmail Aydın evli ve dört çocuk babasıdır.

...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya