Memleketimiz genelinde çözüm bulunması gereken "önemli" sorunlarımızdan biri de MÜLTECİLER meselesidir. Başlangıçta "ensar-muhâcir kardeşliği" olarak kabul ettiğimiz bu soruna, gün geçtikçe bakışlar değişiyor. En insaflı yaklaşımlarda bile "bıkkınlık" belirtileri görülüyor. "Yeter artık, yakamızdan dönsünler, hatta defolsunlar!.." sesleri yükselmeye başladı. Korona mikrobu gibi bu sorun memleketi sarmadan çaresine bakılmalıdır. Bunun için;
21.04.2022 11:34
129 okunma
Mülteciler Misafir Mi Muhacir Mi ?
Kemal Cengiz

Memleketimiz genelinde çözüm bulunması gereken "önemli" sorunlarımızdan  biri de MÜLTECİLER meselesidir.

Başlangıçta "ensar-muhâcir kardeşliği" olarak kabul ettiğimiz bu soruna, gün geçtikçe bakışlar değişiyor.

En insaflı yaklaşımlarda  bile "bıkkınlık" belirtileri görülüyor. "Yeter artık, yakamızdan dönsünler, hatta defolsunlar!.." sesleri yükselmeye başladı.

 

Korona mikrobu gibi bu sorun memleketi sarmadan çaresine bakılmalıdır. Bunun için;

a-   Başta, milli hassasiyetlerimiz ve geleneklerimiz  konusunda mülteciler eğitilmelidir.

b-   Buraya tatile gelmedikleri kendilerine anlatılmalı; yardımlarla yaşadıkları  BELEŞ hayatın biteceği  kafalarına yerleştirilmelidir.

c-   Cami önlerinde, çarşıda-pazarda dilencilikleri, çocukların trafik ışıklarında mendil satarak, cam silerek harçlık talepleri zabıtalarımızca takip edilmeli; bu hareketleri, milletimizin merhametini istismar ise gereği yapılmalıdır.

Bu gibi onur düşüklüğü sorunlara  çareler bulunmaz ise, fakirlik felâketi ahlâkî çöküntü ile sonuçlanacaktır.

 

Kıssadan hisse kabilinden şöyle bir hikâye vardır:

Harâbe halindeki evinde oturmaya devam eden bir fakir varmış. Evinin duvarları çatladıkça yarıkları çamurla sıvayarak oturmaya devam edermiş. Bereket birgün evin sahibi fakir dışarda iken evi çökmüş. Evinin enkazı başına gelen fakir, duruma sitemlenerek  evinin çökmüş enkazına bakıp;

-"Şu yaptığın kırk yıllık dostluğumuza  yakıştı mı? Madem çökecektin, hiç olmazsa haber verseydin de bâri içindeki eşyalarımı kurtarsaydım" der.

Geçmiş olsun tesellisi için yanına gelen güngörmüş yaşlı bir komşusu, bu felâketzede fakirin sırtına dokunarak,

 -"Evlâd, ev sana yıkılmadan önce  bir şeyler söylemek istedi ama sen fırsat vermedin; her ne zaman  ağzını (çatlaklarını) açtıysa, sen çamurla tıkadın; geçmiş olsun!" der.

Kıssadan hisse şudur ki, mülteciler meselesi çatlamaya başladı;

çözüm bulunmazsa çöküş kaçınılmaz ol olacaktır!..

 

Sosyal konularda halkın tepkisi SELE benzer; taşınca önüne geçilmez. Bu tepkileri kısaca  şöyle özetleyebiliriz: 

1-   İşsizlerimiz, "Mülteciler daha ucuz işçilikle işimizi kaptılar, biz işsiz kalıyoruz" diyorlar.

Biraz da ben böyle diyenlerin, gerçekte ağır işçiliği de istemeyen tembeller olduğunu düşünüyorum.  

2-   İşverenlerimiz, "Mülteciler vergi vermeden iş yapıyor, üstelik yardım da alıyor; biz iş yapamıyoruz" diyorlar.

Bu iddiaları

ne kadar doğrudur, araştırılmalıdır !  

3-   Yerli fakirlerimiz, "Sosyal yardım hep mültecilere yapılıyor, memleketin yerli muhtaçları olarak bizler yardım alamıyoruz" diyorlar.

Bu konuda haklılık payları vardır. Mülteciler buraya beleşten geçinmeye gelmediklerini bilmeli, bunun için daha fazla çalışmaları gerektiğini kabul etmelidir. Her halde savaş altında yaşamaktan daha zor değildir.

4-   Esnafımız, "Mülteciler belgesiz-faturasız ticaret yapıyor, hem de yardım alıyor, ticaretimizin tadı kaçtı" diyorlar.

Bu iddia doğruysa, yapılan yanlıştır. Araştırılıp, çalışacak durumda bireyleri olan âilelere sosyal yardım yapılmamalıdır. Sağlık yardımı yeterlidir.

5-   Halkımızın tepkisine gelince, mültecileri; 

a- Çarşıda-pazarda grant tuvalet kadınlı-erkekli, kızlı-oğlanlı dolaşırken;

b-  Plajlarda ve piknik alanlarında çoluk-çocuk mangal ve semaver sefaları sürerken;

c-  Gençlerini pavyonlarda-diskolarda dolaşırken gördükçe âdetâ çıldırıyor!

6-   Daha da kötüsü, bırakıp geldikleri toprakları kurtarmak için MEHMETÇİĞİMİZ onların yurtlarında can verip ŞEHİD olurken; mülteci gençlerin buralarda böyle SEFALARI gözlere batıyor ve gönüllere dokunuyor.

7-   Bir de, askerlik çağındaki mülteci gençlerin, "niçin cepheye gitmiyorlar?" diye "vatan duyguları sorgulanıyor.

Bu gençler tespit edilip Özgür Suriye Ordusuna asker olarak gönderilmelidir.

-Allah korusun ve şeytan kulağına kurşun olsun-  mültecilerin bu HEVAİLİKLERİ böyle devam ederse, bizim de "vatan duygularımıza mikrop karışacak" endişesi taşıyorum !

Atalarımız, "Üzüm üzüme baka baka kararır" demişlerdir.

8-   Şimdi bir de mültecilerin dini bayramları geldikleri yerlerde geçirip tekrar  dönmeleri, sığındıkları memleketimizi "yurt" edinmediklerini gösteriyor.

Bu durum, Hoca Nasrettin'in yaptığı gibi, kokladıklarını başlarına takıp "geldikleri yerlere gitmeleri gerektiğinin" işaretidir.

 

Dini Açıdan :

İslam Tarihinde "ensar-muhacir kardeşliği"  maddi alanda mal ve imkân bölüşümü olarak iki yıl gibi kısa bir süre devam etmiştir. Bedir savaşı ganimetlerinin taksiminde ENSARIN (Medine yerlisi müslümanların) paylarına düşen ganimetleri muhacir kardeşlerine gönüllü  bırakması (i'sar) ile sona ermiştir. Bu kardeşlik, gönüllerde mutad yardımlaşma olarak hayatları boyunca devam etmiştir.

MİSAFİRLİĞİN ise dinimizde "makul ve maruf" olan süresi, "iaşe ve ibâte / barınma ve  beslenme" olarak üç (3) gündür.  Misafire dini mükellefiyetlerde tanınan "kolaylık" süresi ise, 15 gündür.

Buna göre mültecilere MUHACİR diyorsak, misafirlik söz konusu değildir.

Yok eğer MİSAFİR diyorsak, bu süre çoktan bitmiştir.  

 

Sayın Cumhurbaşkanımızın açıklamalarından da  anlıyoruz ki "mülteci kardeşlerimiz", misafir değil, muhacirdirler.

Öyle ise bu kardeşlerimizin  "misafirlikleri" bittiğine göre, "muhacir" olduklarının bilincine varmaları gerekiyor.

Bu bilinç ile ülkemizin ekonomisine katkıları resmi makamlarca tespit edilerek haberlerde duyurulmak  suretiyle  milletimizin tepkisi  öncelikle düşürülmelidir.  Sonra da, sırtımıza yük olanlar hakkında geldikleri yere gereği yapılmalıdır.

 

Son olarak bu kardeşlerimiz de bilmelidirler ki, "başımızın üstünde yeri olanlar, sırtımıza yük olmayanlardır" !

 

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Kemal Cengiz
DİĞER YAZILARI

Kemal CENGİZ
Emekli Müftü

Memleketi olan Ankara/Çamlıdare Ahatlar köyünde 1951 yılında doğdu. İlköğrenimi yıllarında Hafızlık ve Medrese Usulü Arapça tahsili yaptı. 1974 yılında Ankara Merkez (Tevfik İleri) İmam-Hatip Okulu'nu bitirdi. Aynı yıl girdiği İzmir Yüksek İslam Enstitüsü'nden 1978'de BİRİNCİLİKLE mezun oldu.

Dini Yüksek Tahsilini yaparken aynı zamanda İmam-Hatip olarak göreve başladı. Mezuniyetini takiben yurdun çeşitli il ve ilçelerinde Vaiz, İlçe Müftüsü ve İl Müftü Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Toplam 43 yıl görevden sora 2016 yılında "yaş haddinden" emekli oldu.

KELÂM-I KEMÂL adıyla özlü sözlerini içeren bir kitabı yayımlandı. Dini, milli, ahlaki ve sosyal konularda çeşitli gazete ve dergilerde çok sayıda çıkan yazılarına devam etmektedir. Bu yazılarından aldığı derece ve ödülleri ile TAKDİR belgeleri bulunmaktadır. 2007 yılında Diyanet İşleri Başkanlığınca Türkiye çapında açılan "Hutbe Yarışmasında" BİRİNCİLİK ödülü bulunmaktadır.

Dini Yüksek İhtisas Eğitimi (İstanbul-Haseki 4. Dönem) yanında Uzmanlık derecesinde Arapça, orta derecede İngilizce biraz Farsça, biraz da Almanca bilmektedir.

Evli, iki oğulu  ve beş torunu bulunmaktadır.

...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya