ASALETTEN FELÂKETE (Okunması Gereken bir Hikaye)
MAKALE
Paylaş
07.06.2026 13:30
963 okunma
Mesut Akdağ

Güneşin doğuşu ayrı bir güzellik, batışı ise bambaşka bir büyüydü bu ilçede. Ufuk çizgisinde öyle bir kaybolurdu ki kızıllık, insan doğuyu ve batıyı ayırt edemezdi; çünkü güneş sanki denizden doğar, yine denizin bağrında batardı. İlçe, arkasını yurdun en büyük dağı olan, adından da anlaşılacağı üzere geçilmez ormanlar ve yalçın kayalıklarla kaplı Yalçın Dağı’na dayamıştı.

Tam ortasından ise Allah’ın büyük bir lütfu olarak, bir gerdan gibi zarifçe akarak ilçeyi cennete çeviren Narinsu Nehri geçerdi. Getirdiği alüvyonlarla bereketli bir ova meydana getiren nehir, ilçeyi ikiye bölerek narin narin akardı. Tüm bu özellikleriyle burası, "Yeşil Bağlar" ismini fazlasıyla hak ediyordu.

"Allah sanki özenip de yaratmış" dedikleri türden, dört mevsimde dört farklı ürünün alındığı bir yerdi burası. Kış mevsimine kapılarını tamamen kapatmış, yazın kavurucu sıcağını ise denizin meltemi ve dağın esintisiyle eritmişti. Dört mevsim baharın yaşandığı, dünyanın en nadide cennet köşelerinden biriydi. İlçe, deniz kenarında dümdüz bir ova üzerine kurulmuştu. Küçük tepelikleri ve arkasındaki devasa dağla adeta kendini dünyadan soyutlamış ama limanı ve ticaretiyle de bir o kadar dünyanın merkezinde yer almıştı. Toprakları o kadar bereketliydi ki, yeryüzünde yetişen en nadide meyveler bile burada boy verirdi. Bu yüzden ticaretin de kalbi buradaydı; dünyanın dört bir yanına ürün ihraç edilirdi.

Keyfin Kanun Olduğu Düzen

Bu muazzam zenginlik, ilçe halkını rahatlığa ve ehlikeyif bir yaşama alıştırmıştı. İnsanlar fazla çalışmazdı; üç-beş dönüm arazisi olanın hali vakti yerinde olduğundan, halkın daha fazla çalışmaya ihtiyacı yoktu. Tarlalardaki işleri mevsimlik işçiler yapar, yerli halk ise daima kendi keyfinin peşinden koşardı.

Bu rehavet ve lakaytlık, zamanla ilçedeki tüm resmi kurumlara da sirayet etmişti. Memurlar, halktan daha da keyfe düşkün hale gelmişti. Rüşvet öyle sıradanlaşmıştı ki, artık yazılı olmayan bir kanun hükmündeydi. En üst rütbelisinden en aşağısındaki hademesine kadar tüm memurlar işi ağırdan alıyor, rüşveti cebine koymadıkça parmağını bile kıpırdatmıyordu.

Mesai kavramı neredeyse tamamen ortadan kalkmıştı. Gündüzleri bürolara, ancak saat 10.00’a doğru akşamdan kalma mahmurluğuyla gelinirdi. Akşamın yorgunluğunu üzerlerinden atıp kendilerini işe vermeleri on biri bulur, saat daha on iki olmadan da öğle yemeği için kapıları kilitlerlerdi. İlçenin ileri gelenlerinin verdiği bu öğle yemekleri ve cümbüşler iki saat sürer, daireye ancak ikiye doğru dönülürdü.

Bir saatlik göstermelik çalışmanın ardından, "Bugün nerede eğleneceğiz? Kimin konağındayız? Hesapları kim ödüyor?" planları yapılırdı. Daha mesainin bitmesine iki saat kala tüm resmi kurumlar ve bürolar alelacele kapatılıp eğlenceye koşulurdu. Pavyonlar, meyhaneler ve eğlence mekanları memurlarla ve onlara ziyafet çeken zengin yerli halkla dolardı. Böylece geceleri de alemlerde keyif çatılırdı.

Bu sebeple devlet dairelerinde "Bugün git, yarın gel" uygulaması çoktan tarih olmuş; yerini "Bugün git, haftaya hatta önümüzdeki aya gel" arsızlığına bırakmıştı. Gariban halk bu durumdan bezmişti ama işlerini rüşvetle kolayca gördüren ilçenin zenginleri memurları koruyor, onları ihya ediyordu. Dolayısıyla sıradan halk içten içe öfkelense de ellerinden bir şey gelmiyordu.

Burası, resmi işlerde zamanın durduğu, fakat eğlencede zamanın su gibi aktığı; kimine göre cennet, kimine göre ise bir cehennem köşesiydi. Coğrafi olarak bulunması ender bir mekan iken, içinde yaşananlardan ötürü de sıra dışı bir yerdi.

Sarsılmaz Bir Asalet: Eşref Bey

Günlerden bir gün, bu ilçeye yeni bir Maliye Müdürü atandı: Eşref Bey. Adı gibi dürüst, ahlaklı ve asil bir kimseydi. Yurdun çorak arazilerinden, köklü ve asil bir aileden geliyordu. Orta yaşlarda, kumral, gözü pek ve ciddi duruşuyla karşısındakine ilk bakışta güven veren bir devlet adamıydı. Burası onun altıncı görev yeriydi. Daha önceki beş görev yerinde de mesleğini tam bir dürüstlükle yapmış, her ayrıldığı yerden halkın takdirini kazanarak ve teşekkür belgeleriyle uğurlanmıştı.

Eşref Bey, görevdeki ilk gününde mesai saati olan tam 08.00’de daireye geldi. Fakat etrafta in cin top oynuyordu; koskoca binada bir hademe bile yoktu. Uzun süre bekledi. Saat dokuz buçuğa doğru hademe, akşamdan kalma sersem bir halde içeri dermansızca girdi. Karşısında takım elbiseli, sert duruşlu müdürü görünce irkildi: 

"Hoş geldiniz beyim," dedi ve bir şey olmamış gibi geçip sandalyesinde kestirmeye başladı.

Eşref Bey hayretle hademenin yanına gitti:

"Burada ne yapıyorsun sen? Bu saatte işe mi gelinir? Diğer memurlar nerede?" dedi sert bir sesle.

Hademe gözlerini aralayarak fısıldadı:

"Müdür Bey, hepsi on, on buçuktan önce gelmez ki... Siz niye erken geldiniz?"

"Bu nasıl olur? Mesai saat sekizde başlamıyor mu?"

"Şey efendim... Burada insanlar ancak on bire doğru gelir. Biz de üç saat boşu boşuna beklemeyelim diye saat ona doğru kapıyı açıyoruz."

Bu sırada memurlar tek tük, yılışık tavırlarla içeri girmeye başladılar. Yeni müdürü görünce yapmacık bir hürmetle, "Hoş geldiniz Müdür Bey," dediler. Eşref Bey, bu laubaliliğe karşı mesafeli bir şekilde, donuk ve sitemkar bir sesle "Hoş bulduk" dedi, odasına çekilip memurları gözlemlemeye başladı. Vatandaşlara nasıl davrandıklarını, işleri nasıl yokuşa sürdüklerini teker teker not etti.

Daha öğle mesaisi bitmeden, memurlardan biri odasına girdi:

"Müdür Bey, sizin şerefinize Doğan Bey öğle yemeği ikram edecek. Buyurun beraber gidelim."

Eşref Bey saatine baktı:

"Daha mesai bitmedi. Mesai bitince gideriz. Kimmiş bu Doğan Bey?"

"Efendim, buranın en zengini, en hatırı sayılır kimsesidir. Buralar ondan sorulur."

"Tamam, mesai bitsin bakarız."

"Ama efendim, Doğan Bey bekletilmeye gelmez, çok gücenir." 

"Gücenirse ne olur?"

"Şey... Yani efendim, böyle büyük insanlar gücendi mi ayıp olur. Yoksa bize de size de..."

"Ne olur bize?"

Memur bir şey diyemeyip boynunu bükünce Eşref Bey sert bir edayla, "Anlaşıldı, anlaşıldı... Mesai bitince gideriz," dedi.

Memurlar şaşkınlıkla birbirine bakarken, az sonra içeri İlçe Kaymakamı girdi:

"Sayın Eşref Bey, ilçemize hoş geldiniz. Hakkınızda çok güzel şeyler duydum. Bugün sizin şerefinize Doğan Bey’in mihmandarlığında, ilçemizin en seçkin mekanında bir yemek veriliyor. Doğan Bey’i bekletmek olmaz, hadi gidelim."

Eşref Bey ayağa kalktı, ceketini ilikledi. Hürmetle kaymakamın elini sıktı:

"Sayın Kaymakamım, nazik davetiniz için teşekkür ederim. Fakat mesai saati bitmeden devletin makamını terk edemem. Siz buyurun, ben mesai bitiminde arkanızdan gelirim."

İlk Yemek Daveti ve İlk Kırılma

Kaymakam ve memurlar gittikten sonra, Eşref Bey tam saatinde daireden çıkıp söylenen mekana vardı. Kapıdan içeri adımını attığında hayretler içinde kaldı. Her yer ışıl ışıldı; kahkahalar havada uçuşuyor, müzik sesi duvarları dövüyordu. "Aman Allah’ım, burası neresi? Yanlış yere mi geldim?" diye düşündü. Kaymakam’ı ve kendi memurlarını masanın başında görünce durumu anladı. "Şimdi ben ne yapacağım? Artık içeri girdik," dedi sessizce. Burası resmi bir yemekten ziyade cümbüş içinde bir pavyonu andırıyordu.

Masanın başında oturan Doğan Bey, o kibirli ve karşısındakini ezen tavrıyla ayağa kalktı:

"Hoş geldin, hoş geldin müdür bey!" dedi gür bir sesle.

Eşref Bey adama doğru yürüdü:

"Doğan Bey sizsiniz herhalde?"

"Nereden anladınız?"

"Benim şerefime yemek vermişsiniz, teşekkür ederim. Anlamayacak ne var ki? Şerefine yemek verdiğiniz bir misafiri böyle cüretkar bir edayla ancak siz karşılarsınız."

Doğan Bey bu sert çıkış karşısında afalladı, bozuldu ama renk vermemeye çalıştı. Masada rakıdan viskiye, biradan konyağa kadar her çeşit içki bulunuyordu. Doğan Bey masayı işaret etti:

"Kusura bakma Eşrefçiğim, neyi seversin ne içersin bilmediğim için hepsini masaya koydurttum. Gönlün ne isterse ondan al, istediğin kadar iç. Çekinmene gerek yok. Umarım senli benli konuşmamda bir mahzur yoktur?"

"Davetiniz için teşekkür ederim Doğan Bey, daha yeni tanışıyoruz. O yüzden biraz resmi konuşmayı tercih ederim. Ayrıca şunu belirteyim: Ben asla alkol kullanmam."

Masadaki herkes bir an donakaldı. Kaymakam dahil tüm memurlar şaşkınlıkla birbirine baktı. Bu ilçede içki içmeyen bir amir ne görülmüştü ne de duyulmuştu. Doğan Bey durumu toparlamaya çalıştı:

"Yok yahu? Neyse, bugünlük böyle olsun bakalım. Sonra alışırsın," diyerek kahkahayı bastı. Şamata içinde yemek yeniliyor, içiliyordu. Öğlen paydosu çoktan bitmişti ama kimin umurundaydı; eğlence gırla gidiyordu. Eşref Bey ise o gün ağzına tek damla içki sürmedi.

Düzenin Direnişi ve "Cin" Rasim’in Planı

Ertesi gün saat tam 08.00’de Eşref Bey yine masasındaydı. Ancak memurlar yine geç kalmıştı. Gelen her memuru tek tek odasına çağırarak sert bir dille uyardı:

"Yarın sabah saat sekizde hepiniz burada olacaksınız. Sekizi bir geçe gelen olursa hakkında derhal yasal soruşturma başlatırım!"

Memurlar arasında büyük bir şok dalgası başladı. Koltuk korkusuyla herkes vaktinde gelmeye ve işleri zamanında yapmaya başladı. İlçe halkında ise hayretle karışık bir sevinç rüzgarları esti.

Eşref Bey sonraki günlerde de hiçbir daveti kabul etmedi. Başta Doğan Bey olmak üzere ilçenin tüm ileri gelenlerinin rüşvet çarkına çomak soktu, avantalarını kesti. Gariban halkın işlerini çarçabuk görmeye, devletin adaletini işletmeye başladı.

Bu durum, ilçedeki konforlu hayata ve rüşvet çarkı düzenine alışmış olan herkesi ciddi şekilde rahatsız etti. Eşref Bey’den ya tamamen kurtulmanın ya da onu kendilerine benzetip işlerin tekrar aynı düzene girmesinin bir yolunu aramaya başladılar. Memurların içinde en hilekarı, en kurnazı, "sulu kuyuya götürüp susuz getiren" cinsten olan ve lakabı "Cin" olan Rasim bir gün planını açıkladı:

"Bu adamı alkole başlatacağız." Diğerleri şaşırdı:

"Nasıl yapacağız onu? Adam ağzına sürmüyor. İçkisiz davetleri bile reddediyor artık."

"Görünüşte içkisiz, tamamen yöresel yemeklerin olduğu bir ziyafet düzenleyeceğiz. Masaya bizim buraların meşhur yayık ayranını koyacağız. Ama o ayranın içine çaktırmadan az az rakı karıştıracağız. Anlamasın diye ilk başta miktarını çok az tutacağız. Sonra yavaş yavaş dozu artırıp, 'Bu ayranın has tadı böyledir, şifalıdır' diyeceğiz. Bünyesi alışık olmadığı için fark etmeden sarhoş olacak."

"Eee, sonra?" dedi Doğan Bey merakla.

"Sonrası kolay... İlk defa sarhoş olunca ne yaptığını bilemeyecek, aklı başından gidecek. Tam o sırada Afet'i çıkartacağız karşısına. Afet'in cilveleriyle başı dönecek, ona sevdalanacak. Yasak bir aşka yelken açtığında, Afet bizim dediklerimizi ona bir bir yaptıracak."

Doğan Bey masaya vurdu:

"Vallahi mükemmel plan!"

Afet, Yeşilpınar'ın yeşil gözlü güzelliğiyle meşhur, insanların kalplerini göğsünden söküp alırcasına cilveli, pavyonların bir numaralı kadınıydı. Eline düşeni hiç kimse kurtaramazdı. O kadar yıkıcı bir güzelliği vardı ki, adı bu yüzden "Afet" kalmıştı; gerçek adını kimse bilmezdi. İşte bizim namus timsali Eşref Bey'e böyle tehlikeli bir tuzak kurdular.

Asaletin Felâketi

Plan tıkır tıkır işleme koyuldu. Güvenini kazanmak için düzenlenen o "masum" yöresel yemekte, Eşref Bey’in bardağına gizlice rakı karıştırılmış ayran ikram edildi. Eşref Bey tadındaki tuhaflığı sorsa da "Buranın dağ otlarıyla mayalanan özel ayranıdır müdürüm," diyerek onu ikna ettiler.

Bünyesi alkole tamamen yabancı olan Eşref Bey, birkaç bardaktan sonra çakırkeyif oldu. Tam o esnada içeri giren Afet, adeta bir büyü gibi zihnine süzüldü. Eşref Bey’in savunma mekanizmaları tamamen çökmüştü. Hayatında ilk kez iradesini kaybetmenin sarhoşluğuyla Afet'in cazibesine kapıldı ve ona sırılsıklam aşık oldu.

Bu kırılmadan sonra her şey baş döndürücü bir hızla değişti. Ağzına içki koymayan asil müdür, artık memurlarından daha çok içen, gündüzleri bile ayık gezmeyen bir adam haline gelmişti. Afet’in bitmek bilmeyen isteklerine, lüks tutkusuna ve kaprislerine para yetiştirmek imkansızdı. Eşref Bey, kadının gözüne girebilmek ve bu gizli aşkı sürdürebilmek için paraya sıkıştı.

Önce ufak tefek hediyeleri kabul etti, ardından halkı haraca bağladı. Resmi işlerin ve tüm devlet ödemelerinin kaynaklarını elinde tuttuğu için, Kaymakam dahil olmak üzere tüm memurlar para konusunda onun eline mahkumdu. Kısa süre içinde hırsı öyle gözünü kör etti ki, Kaymakam dahil tüm memurları, hatta kapıdaki hademeyi bile kendisine rüşvet vermeye zorladı. Çark tamamen tersine dönmüştü; eski dürüst müdür, şimdi ilçedeki herkesten daha açgözlü, daha acımasız bir rüşvetçiye dönüşmüştü.

Sonunda öyle bir raddeye geldi ki; Doğan Bey, Kaymakam, memurlar ve tüm ilçe halkı onun bu doymak bilmez isteklerinden illallah etti. Yeşil Bağlar'da daha önce hiç görülmemiş bir şey yaşandı: Geçmişte her türlü kanunsuzluğa rağmen hiçbir sesin yükselmediği ilçede, sınırları fersah fersah aşan Eşref Bey’i el birliğiyle şikayet ettiler.

Büyük bir soruşturmanın ardından, bir zamanlar dürüstlüğüyle nam salan asil müdür, rüşvet ve irtikap suçundan yüz kızartıcı bir şekilde memurluktan atıldı. Eşref Bey’in böyle acı bir şekilde görevinden ayrılmasıyla, en başta Kaymakam ve memurlar derin bir "oh" çektiler. Üzerlerindeki o ağır baskı kalkar kalkmaz, kurdukları eski rahat düzeni hemen geri oluşturdular.

Yeşil Bağların ileri gelenleri, memurları tekrar kendi rüşvet ağlarına çekerek ilçeyi tam anlamıyla Eşref Bey’in gelişinden önceki o lakayt günlerine döndürdü. Değişen hiçbir şey olmamış, olan yine sessizce çile çeken halka olmuştu; her zamanki gibi yine garibanlar ezilen taraf oldu. İlçenin o cennet coğrafyasında, geriye sadece asaletle başlayıp felaketle biten bir adamın ve hiç değişmeyen kör bir düzenin ibretlik hikayesi kaldı.

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya