Seküler bir anlayışa sahip yöneticilerin işbaşında olduğu bir dönemde laikliğin tehdit altında olduğu iddiası ile muhafazakâr yöneticilerin işbaşında olduğu bir dönemde toplumun dinden uzaklaştığı iddiası arasında esasta bir paradoks ve çelişki vardır. Deizm artıyor veya din zayıflıyor iddiası bir veri değil; seküler ilerleme mitinin son çırpınışlarıdır.

Türkiye'de muhafazakâr kesimin iktidarıyla birlikte dillendirilmeye başlanan, son günlerde ise magazin gündemine düşen bazı ünlülerin imam-hatip kökenli olmasından hareketle "toplum yozlaşıyor" ve "gençler deizme yöneliyor" söylemi, daha sık ifade edilmeye başlandı.
Bir dönem seküler bir yönetim pratiği altında "irtica hortladı, laiklik tehdit altında" söylemiyle şekillenen felaket dilinin, bugün muhafazakârların iktidarda olduğu bir vasatta bu kez "dindarlık azalıyor, toplum çürüyor" iddialarıyla yeniden üretilmesi ilginçtir.
Türkiye'de siyasal iktidarın ideolojik rengi değiştikçe, topluma yönelik endişe söylemleri de yön değiştirmektedir. Dün laiklik elden gidiyordu, bugün ise din elden gidiyor. Bu iki iddianın aynı toplum hakkında, kısa zaman aralıklarıyla, aynı kesimler tarafından ve benzer panik diliyle dile getiriliyor olması, meselenin sosyolojik bir tespitten ziyade ideolojik bir refleksle ilgili olduğunu göstermektedir.
Endişeli laik elitleri bir dönem "irtica" korkusu, bugün ise "dinsizlik/deizm" korkusunun sarmış olması, kendi içinde tutarlı bir tablo ortaya koymamaktadır. Buna karşılık, aynı toplumsal gerçekliğin iktidarın ideolojik rengine göre birbirine zıt endişelerle okunması; meselenin objektif bir sosyolojik tespitten ziyade, ideolojik yönlendirmelerle şekillendiğini göstermektedir.
Bu nedenle dindarlığın azaldığı ya da deizmin arttığı iddiaları, ancak hangi dindarlık biçimlerinin ölçüldüğü, bu değişimin nasıl tanımlandığı ve söz konusu değerlendirmelerin hangi somut verilere dayandığı açıkça ortaya konulduğunda anlamlı bir tartışma olabilir.
Bu çerçevede yapılması gereken; toplumun inanç dünyasında yaşandığı iddia edilen dönüşümü anlamak için sloganlardan, magazin örneklerinden veya ideolojik kabullerden önce; kavramları netleştirmek, verileri soğukkanlılıkla ele almak ve dindarlığın tarihsel ve toplumsal biçimlerini birbirinden ayırmaktır. Aksi hâlde "dindarlık azalıyor" ya da "deizm artıyor" şeklindeki genellemeler, hakikati açıklamaktan çok, mevcut siyasal ve kültürel pozisyonları tahkim eden birer söylem olmaktan öteye geçmeyecektir.