Operasyonu yalnızca dış politika ve enerji ekseninde açıklamak eksik kalır. ABD iç siyaseti açısından bakıldığında, Trump yönetiminin ciddi baskılarla karşı karşıya olduğu bir dönemde bu hamlenin gelmesi dikkat çekicidir. Epstein dosyaları başta olmak üzere kamuoyunda tartışma yaratan başlıkların gündemi belirlediği bir atmosferde, dış politikada sert ve “kararlı” bir adımla dikkatleri başka yöne çekme stratejisinin devreye sokulmuş olması kuvvetle muhtemeldir.

3 Ocak 2025 sabahının erken saatlerinde Latin Amerika, Soğuk Savaş sonrası dönemin en sarsıcı gelişmelerinden birine uyandı. Venezuela'nın başkenti Caracas'ta art arda patlamalar meydana geldi; kentin farklı noktalarında en az yedi büyük patlama sesi duyuldu. Kısa süre içinde ABD Başkanı Donald Trump'tan gelen açıklama, yaşananların sıradan bir güvenlik krizi ya da sınırlı bir askeri gerilim olmadığını açık biçimde ortaya koydu. Trump, ABD'nin Venezuela'ya yönelik "geniş çaplı bir askeri operasyon" gerçekleştirdiğini, Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşi Cilia Flores'in yakalanarak ülke dışına çıkarıldığını ilan etti.
Venezuela hükümeti saldırılardan doğrudan ABD'yi sorumlu tuttu ve Maduro'nun, ülke genelinde "dış müdahaleden kaynaklanan olağanüstü hâl" ilan eden bir kararnameyi imzaladığını duyurdu. Ancak bu açıklama, sahadaki fiilî durumu değiştirmeye yetmedi. Caracas'taki patlamalar yalnızca askeri bir operasyonu değil, Venezuela'daki siyasal düzenin fiilen askıya alındığını da gözler önüne serdi. Böylece uzun süredir Washington'un siyasi söyleminde yer alan "rejim değişikliği" hedefi, ilk kez bu ölçekte doğrudan ve açık bir askeri müdahaleyle hayata geçirilmiş oldu.