Barış
Söze şöyle başlamış olayım: Milletler ve onları yönetenler için esas olan; Müslim ya da gayrimüslim ayırımı gözetmeksizin, bütün topluluklarla barış ve esenlik içinde yaşamanın yollarını bulmak ve bunu kalıcı bir kültüre dönüştürmektir.
Adı ve niteliği ne olursa olsun, iki taraf birbiriyle kavga ya da savaşa giriştiğinde, öncelikle aralarını bulmak ve barışı tesis etmek esastır. Bu uğurda kadim medeniyet anlayışımız, zalim saldırganlarla mücadele sorumluluğunu omuzlarımıza yükler ve bizi şu sözle uyarır: “Sakın zulmedenlere meyletmeyin; sonra ateşi size de dokunur.”
Savaş hukukunu hiçe sayarak saldırılarını sürdüren zalimlere karşı, gerektiğinde ortak bir güç oluşturmak ve bunu kullanmak, barışı sağlamanın önemli şartlarından biridir. Evet, barış yapmak ve onun devamını sağlamak, savaştan daha kolay değildir. Büyüklerimiz bu gerçeği, “külfet nimetin, zahmet rahmetin kapısıdır” anlayışıyla ifade eder. Külfet ve zahmet gerektiren her şey, elbette zordur; ne var ki, bir o kadar da kıymetlidir. Gürültü koparmak ve kargaşa çıkarmak kolaydır; ancak sulh ve sükûnu sağlamak, yani barışı tesis etmek; akıl, vicdan, feraset, cesaret ve fedakârlık ister. Bu da ciddi bir emek ve özveri gerektirir. İnsanlığın ‘Barış’ı saygın, değerli addetmesinin temelinde bu gerçek vardır.
Barışı sağlamak için savaşı göze almak da gerekebilir. Evet, barış için savaş… Öyle olmasaydı, Cihan İmparatoru Kanuni Sultan Süleyman: “Hazır ol cenge, istersen sulh-u salah!” der miydi? Zaten öyleydi ve her zaman öyle olacaktır.‘Savaş’ ile ‘Barış’ birbirinden ayrılamayan yan yana, gönül gönüle yaşayan kardeşlerdir.
İslâm dünyasının tarihsel yaklaşımı ile Batı dünyasında hâkim olan siyasal zihniyet, bu konuda çoğu zaman birbirinden farklı, hatta zıt tutumlar sergilemiştir. Tarihsel tecrübeye göre Müslüman Doğu toplumların önceliği ortaya çıkan haksızlığı, kötülüğü/savaşı, engellemek, hatta bununla yetinmeyip bertaraf etmektir. Buna karşılık Batı dünyasında, özellikle siyasal karar alma süreçlerinde, çıkar merkezli yaklaşımlar belirgin bir biçimde itibar görür olmuştur.
Bizler, Gazze’de yaşanan katliama ve Ukrayna’nın işgaline, hâkim küresel güçlerin bakış açısıyla aynı yerden bakamayız. Gerçi, şimdilerde ortaya çıkan ve kanayan yaraya dönüşen bir hal içindeyiz. İstisnaları var elbette, ne yazık ki günümüzde bazı Müslüman toplumların, küresel hâkim anlayışların etkisiyle mazlumların yanında durma ve zalime karşı birlikte tavır alma iradesi zaafa uğramıştır.
Savaşın ateşini söndürüp yaralarını sarabilecek bir barış ortaya koyabilmek, hem netameli hem de pek çetrefilli bir iştir. Nihayetinde savaşan taraflar arasındaki barış, amaçları ve çıkarları olan insanlardan oluşan bir hakem ya da müzakere heyeti aracılığıyla tesis edilir. Bunun başkaca bir yolu da yoktur. Ne kadar sürerse sürsün, taraflar ne kadar gönüllü ya da gönülsüz olursa olsun, sulh ve sükûn boğuşmalarının ardından barış, antlaşma masasının en değerli aktörü haline gelir; diplomasi ve siyasetin ince manevraları ile hiç beklenmedik biçim ve duruma dönüşebilir.
Adına şiirler yazılan, türküler bestelenen ve özlemle beklenen barış; her zaman hakkın tesisini ve adaletin tecellisini sağlayamayacağı gibi, ertelenen çözümsüzlük gelecek kuşaklara kötü bir miras olarak kalabilir. Gün gelir barışı tesis uğrunda sözde gayret sarf eden taraflar, kol kola girerek yitirilen canlar, dökülen kanlar üzerinde kutlama ayinleri tertipleyerek bundan kendilerine pay çıkarma, paye kapma yarışına da girişebilirler.
Ölen ölmüştür, kalan sağlar, masa etrafında güle oynaya bir araya gelenlerindir. Bu noktada “kötü bir barış” kavramını anlamak önemlidir. Barış, her zaman iyilik ve huzur getirmeyebilir. Adaletten yoksun bir barış; ülkelerin talan edilmesine, kaynakların sömürülmesine ve toplumların tükenmesine sebep olabilir. İnsanlık tarihi göstermiştir ki savaşsız barış, barışsız da gerçek bir zafer mümkün olmamıştır.
Sözün özü: Barış, kimi zaman insanlığın hayrına, dünyanın imarına vesile olur; kimi zaman uzun süren çatışmalar sonrasında inançlarından, hedeflerinden, ideallerinden uzaklaşan toplumları hasmına benzeme tehlikesi ile karşı karşıya getirir.
‘Zafer’de buluşmak ümit ve duası ile… 19.01.2026
İdris DOĞAN