Ağ toplumu, yalnızca ekonomik ve politik yapıları değil; gündelik yaşamın en mahrem alanı olan aileyi de yeniden inşa etmektedir. Alman sosyolog Ulrich Beck'in “risk toplumu” yaklaşımında vurguladığı üzere, modern çağın ürettiği riskler aynı zamanda yeni farkındalıkları ve yeni dayanışma biçimlerini de ortaya çıkarabilmektedir. Bu yeniden inşa süreci hem fırsatlar hem de riskler içeren çok boyutlu bir dönüşümü kapsamaktadır.

Yirmi birinci yüzyılın değişen toplumsal dinamiklerini anlamak için başvurulabilecek birçok kavramsal çerçeve bulunmaktadır. Bu çerçevelerden en dikkat çekeni ise "ağ toplumu"dur. Ağ toplumu, İspanyol sosyolog Manuel Castells tarafından geliştirilmiş ve dijitalleşmenin toplumsal yapılar üzerindeki dönüştürücü etkisini açıklamak amacıyla literatüre kazandırılmıştır. İlk kez 1991'de kavramsallaştırılan ağ toplumu, bilgi ve iletişim teknolojilerinin merkezde olduğu, ekonomik, kültürel ve sosyal ilişkilerin ağlar üzerinden yönetildiği yeni bir toplumsal form ve sosyolojik dönüşümdür. Ancak bu dönüşüm yalnızca makro düzeyde kurumları değil; mikro düzeyde, toplumun en temel birimi olan aileyi de derinden etkilemektedir.
İlk kez 1760'larda İngiltere'de ortaya çıkan sanayi toplumunun hiyerarşik ve merkeziyetçi yapısı, ağ toplumunda yerini esnek, yatay ve çok merkezli yapılara bırakmaktadır. Bu dönüşümle birlikte bireyler, artık yalnızca fiziksel mekânlarda değil; çoklu kimlikler aracılığıyla dijital ağlar içinde de varlık göstermektedirler. Bu durum, aile içi rollerin ve ilişkilerin de yeniden tanımlanmasına yol açmaktadır. Geleneksel olarak yüz yüze etkileşim ve ortak zaman üzerinden kurulan aile ilişkileri, giderek daha çok "ekran aracılı" iletişim biçimleriyle iç içe geçmektedir.