MUTLULUK HUZUR VE KADER: HAYATI ANLAMLI KILAN ÜÇ KAVRAM
MAKALE
Paylaş
24.05.2026 21:53
674 okunma
Prof. Dr. Celal Kırca

Çoğu insan, hayatı boyunca mutluluğun peşinden koşar; fakat aradığı şeyin aslında mutluluk değil, huzur olduğunu fark etmez. Çünkü mutluluk çoğu kere elde edilen bir başarıya, güzel bir habere veya arzu edilen bir nimete kavuşmaya bağlı olarak ortaya çıkan bir duygudur.

Huzur ise insanın iç dünyasında kurduğu derin bir dengeyi ve kalbî sükûneti ifade eder. Bu yüzden insan, bazen çok mutlu olduğu anlarda bile huzuru bulamayabilir; buna karşılık büyük sıkıntılar içinde yaşasa da iç dünyasında derin bir huzur da taşıyabilir. Ancak her mutluluk, süreklilik arz etmez, çoğu kere geçici bir duygu olarak yaşanır. Nitekim insan bir hedefe ulaştığında sevinir, ama zaman geçtikçe bu duygusu azalır ve yerini yeni arayışlara bırakır. Zira bu duygu, genellikle insanın dış dünyası ile ilgilidir, bu nedenle sadece mutluluğun peşinden koşan insan, çoğu zaman iç dünyasında kalıcı bir tatmine ve huzura kavuşamaz.

Bu konuda Kur’an’ın da insanlara bazı mesajlar verdiği ve tavsiyelerde bulunduğu bilinmektedir. Ancak Kur’an’ın, verdiği bu mesajlarda Türkçede kullanılan mutluluk ve huzur kavramlarının, yaklaşık anlamlarını ifade eden kelimelerle ifade edildiği görülür. Nitekim itminan, sekine, inşirah ve felah sözcükleri, huzuru anlatan kavramlardır. Zira itminan, kalbin tatmin olması ve derin bir huzura kavuşması; sekine, Allah’ın müminlerin kalplerini sükûnete erdirmesi ve onları huzursuz eden olumsuz duygularından arındırması; inşirah, göğsün genişletilmesi ve felah ise kurtuluşa ermek anlamlarına gelmektedir.

Nitekim Kur’an’ın “Biliniz ki kalpler, ancak Allah’ı anmakla mutmain olur.[1] “Müminlerin kalplerine huzur ve güven indiren O’dur.” [2] “Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun göğsünü İslam’a açar.” [3] ve “Müminler, ancak felaha/ kurtuluşa ermişlerdir[4] ayetleri, huzuru açıklayan ayetlerdir. Çünkü huzur, sessizliği ve derinliği ifade eder ve insanın iç dengesiyle doğrudan ilgilidir. Huzur sanki durgun ve sakin bir denize, mutluluk ise zaman zaman yükselen ve kabaran dalgalara benzer.

Bu ayetler, bize huzurun maddî imkânlardan veya dünyevî başarılardan değil, manevî yönelişten kaynaklandığını anlatır. Zira insan sadece bedenden ibaret değildir, ayrıca onun bir de hakikati arayan ruhu vardır.  O ruh mutmain olmadıkça, insanın sahip olduğu maddî imkânlar ona mutluluk verse de huzur vermemektedir. İnsan; huzuru, ancak kalbi, vicdanı ve ruhu tatmin olduğunda hisseder. Bu tatminin, aynı zamanda kader anlayışıyla da bir ilişkisi bulunmaktadır. Zira insanın hayatı, düz bir çizgide gitmez, inişli çıkışlı bir seyir takip eder, ya da   mevsimler gibidir, yazı, kışı ve baharı vardır.  Bu nedenle karşılaştığı olayları, olguları insan, nasıl anlıyor, anlamlandırıyor ve yorumluyorsa, ruh dünyasını da ona göre şekillendiriyor. Hayatının baharı ve yazı onu mutlu ederken, kışı da mutlu etmeyebiliyor. Bu nedenle kader inancı, insanın sıkıntılı anlarında onun yardımına koşan ve ona huzur veren bir anlam içeriğine de sahip bulunuyor.

Kader, insanın kâinatta cari düzenin, insan fıtratının ve meydana gelen sosyal olayların ilâhî bir hikmet ve düzen içinde gerçekleştiğine inanmasını ifade eder. Bu inancın da insanın karşılaştığı zorluklar karşısında daha sabırlı ve daha dengeli olmasına yardımcı olur. Nitekim bu gerçek, Kur’an’da şöyle ifade edilir: “Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde meydana gelen hiçbir musibet yoktur ki Biz onu yaratmadan önce o, bir kitapta/Levh-i Mahfûz’da yazılmış/kayıtlı olmasın. Muhakkak ki bu Allah’a göre kolaydır.” [5]

Bu ayet, bütün olayların hangi şartlarda meydana geleceğinin Levh-i Mahfûz’da yani Cenab-ı Hakk’ın ilminde kayıtlı olduğunu açıklamaktadır. Bunlar, Allah tarafından konulmuş yasalardır. Zira bu ayet bize Allah’ın, daha varlık alemini yaratmadan önce evrensel yasalarını koyduğu bilgisini vermekte; hiçbir işin tesadüfe, şansa ve kör talihe bırakılmadığını açıklamaktadır. Şartlar oluştuğunda yasalarla belirlenen olaylar meydana gelmekte, oluşmamışsa meydana gelmemektedir. Bu da insanların başına gelen olumlu veya olumsuz olayların, ancak şartların oluşmasıyla meydana geldiğini göstermektedir. Bu şartların oluşmasına da bazen insanların tutum ve davranışları sebep olmaktadır.  Nitekim “Karada ve denizde bozulmanın ortaya çıkması, insanların elleriyle yaptıkları yüzündendir. Bunun sonucu olarak, (Allah bu işten) geri dönsünler diye, yaptıklarının bir kısmını kendilerine tattırır.[6] ayeti ile “Muhakkak ki, bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.” [7]  ayeti bu gerçeği açıklamaktadır.

Dolayısıyla bu ayetler, insandan Allah’ın kendisine verdiği aklı, iradeyi ve yeteneklerini bütün gücüyle kullanmasını, yapılması gerekenleri eksiksiz yerine getirmesini istemektedir.  Bu nedenle insanın yapması gerekenleri yapmadan “Ne yapayım, kaderim böyleymiş” diyerek sorumluluktan kaçması, kader değildir. Kader, insanın ne yapması gerekiyorsa onları, elinden geldiği ölçüde yaptıktan sonra elde ettiği veya kendi iradesi dışında gelişen sebeplerden dolayı karşılaştığı sonuçtur. Ancak böyle bir durumda “Kadere iman eden kederden emin olur” sözünün de bir anlamı olur.

İnsana huzur veren üç temel unsur vardır, bunlar da iman, salih amel ve ahiret bilincidir. İman insanın varoluşuna anlam kazandırırken, salih amel hayatı ahlâkî bir zemine oturtur; ahiret bilinci ise insanın umut ufkunu genişletir. Böylece insan sadece geçici dünya mutluluğuna değil, kalıcı bir saadete yönelir. Bu nedenle mutluluk, huzur ve kader birbirini tamamlayan üç önemli kavramdır. Mutluluk hayatın sevinçlerini, huzur kalbin sükûnetini, kader ise hayatın arkasındaki hikmeti ifade eder. Mutluluk, insanın yüzünü güldürür; huzur kalbini dinlendirir, kader ise yaşanılan her şeyin anlamına ve hikmetine işaret eder.  Öyle sanıyorum ki şu benzetme, kaderin ne olduğunu bize daha iyi anlatacaktır: “Sular yükselince balıklar karıncaları yer, sular çekilince karıncalar da balıkları yer. Kimin kimi yiyeceğine suyun akışı karar verir.” Bu nedenle kader, insanın olayları ve hayatı anlamlı bir bakış açısıyla değerlendirmesinde gizlidir.

Nitekim insan, kader inancına sahip olduğunda iki aşırı uçtan kurtulur ve ondan uzak durmaya çalışır.  Bunlardan birisi insanın, “Benim hiç müdahalem yok, Allah yaptı, planladı veya kader öyleymiş, bu benim alın yazım” düşüncesine sahip oluşudur. Diğeri ise “Ben istediğimi yaparım, hürüm, serbestim, hiç kimse, hiçbir güç, benim istediğim şeyi değiştirme yetkisine sahip değildir” şeklindeki bir yaklaşımdır.

Kader, bu iki uç fikre karşı dengeyi sağlayan bir inancı ifade eder.  Zira bu dengenin içinde kader inancının insana verdiği bir huzur vardır. Bu huzur da insanın yapması gereken şeyleri elinden geldiği ve gücünün yettiği ölçüde yaptığına inanması ve bu nedenle de vicdanının rahat olması hâlidirBu sebeple gerçek huzur, geçici dünya nimetlerinde değil; iman, ahlâk ve içsel denge üzerine kurduğu anlamlı bir hayatın içinde saklıdır.



[1] Ra’d, 13/28.

[2] Fetih, 48/4.

[3] En‘âm, 6/125.

[4] Mü’minûn, 23/1.

[5] Hadîd, 57/22.

[6] Rûm, 30/41.

[7] Ra’d, 13/11.

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya