(The Interest-Kenz Dilemma in Islamic Economics: A Maqāsid-Oriented Third Way in the Debt-Based Monetary System)
ÖZET
Modern finansal mimari, borca dayalı para sisteminin ürettiği yapısal zorunluluklar ile Müslüman tasarruf sahiplerinin ribâ hassasiyetinden kaynaklanan mikro davranışsal tepkiler arasında, bugüne kadar yeterince tematize edilmemiş kronik bir gerilim barındırmaktadır. Bu çalışma söz konusu gerilimi üç düzlemde analiz etmektedir:
• Birincisi, borca dayalı para sisteminin (BDPS) devletleri ve piyasaları yapısal olarak borçlanmaya zorlayan teknik gerçekliği;
• İkincisi, faizin rantiye sınıfı üreten, servet dağılımını bozan ahlâkî-toplumsal tahribatı;
• Üçüncüsü ve asıl özgün katkı, faizden kaçınma refleksinin—kurumsal bir alternatif sunulmadığında—sermayeyi döviz, altın ve gayrimenkûlde "kenz"e dönüştürdüğü ve böylece ribâ yasağının hikmetini bizzat tahrip eden bir kısırdöngüyü beslediği tezi.
Çalışma, İmam Gazzâlî’nin para felsefesi ve kenz (كنز( tanımları üzerinden paranın mahiyetini yeniden tartışarak, İslâm hukuku literatüründe câhiliye ribâsı ile modern kurumsal faiz arasında yapılması gereken mahiyet tefrikinin enflasyon gerçekliği dikkate alınarak nasıl yeniden kurgulanabileceğini makâsıdü'ş-şerîa çerçevesinde incelemektedir. Katılım finansın murâbaha merkezli şekilcilik sorununu da analiz eden bu makale, sonuç olarak sukûk, gayrimenkûl yatırım fonları (GYF), kâr-zarar ortaklığı fonları ile kurumsal karz-ı hasen ağlarından oluşan makro-kurumsal bir "üçüncü yol" içtihadı önermektedir. Bu içtihat, hem faizin rantiye zulmünü hem de kenzin âtıllık felaketini aşmayı hedeflemekte; İslâm'ın bütüncül servet ahlâkını—ribâ ve kenz yasağını birlikte—hayata taşıma teklifinde bulunmaktadır.
Anahtar Kelimeler: İslâm İktisadı, İmam Gazzâlî, Ribâ, Faiz, Kenz, Makâsıdü'ş-Şerîa, Hıfzu'l-Mâl, Borca Dayalı Para Sistemi.
ABSTRACT
The modern financial architecture harbors a chronic, hitherto insufficiently thematized tension between the structural imperatives generated by the debt-based monetary system and the micro-behavioral responses driven by the riba sensitivity of Muslim savers. This study analyzes this tension on three levels:
• First, the technical reality of the debt-based monetary system (DBMS) that structurally forces states and markets into borrowing;
• Second, the moral and social destruction caused by interest (riba), which breeds a rentier class and distorts wealth distribution;
• and third, as the primary original contribution, the thesis that the reflex to avoid interest—when no institutional alternative is provided—transforms capital into "kenz" (hoarding) in the forms of foreign currency, gold, and real estate, thereby fueling a vicious cycle that destroys the very wisdom behind the prohibition of riba.
Rediscussing the nature of money through Imam al-Ghazali’s philosophy of money and definitions of kenz, this paper examines within the framework of maqasid al-shari'ah how the essential distinction between pre-Islamic (jahiliyyah) riba and modern institutional interest can be reconstructed by taking the reality of inflation into account. Analysing the problem of Murabaha-centered formalism in Islamic finance, the article ultimately proposes a macro-institutional "third way" jurisprudence consisting of sukuk, real estate investment funds (REIF), profit-and-loss sharing funds, and institutional qard al-hasan networks. This juristic approach aims to overcome both the rentier oppression of interest and the stagnation catastrophe of kenz, offering a proposal to manifest Islam’s holistic wealth ethics—the prohibitions of both riba and kenz—into practical life.
Keywords: Islamic Economics, Imam al-Ghazali, Riba, Interest, Kenz, Maqasid al-Shari'ah, Hifz al-Mal (Preservation of Wealth), Debt-Based Monetary System.
GİRİŞ
Çağdaş İslâm iktisadı literatüründe ribâ meselesi, uzun yıllar boyunca iki aşırı uç arasında sıkışıp kalmıştır. Bir tarafta nass’ların lafzına katı biçimde bağlı "mutlak yasak" okumacıları; diğer tarafta meseleyi salt bir sözleşme tekniği sorunu olarak gören ve fıkhî hilelerle aşılabilir gördüğü için katılım bankacılığını sorunsuz bulan pragmatikler. Bu iki kutbun ortak zaafiyeti, Kur'ân’ın ribâyı yasaklamasındaki hikmet boyutunu -yani fiilî iktisat dünyasındaki makro sonuçları- yeterince hesaba katmamalarıdır.
Bugüne kadar yeterince ele alınmamış asıl mesele şudur: Bireysel düzeyde faizden kaçınmak, İslâm'ın ribâyı yasaklayan nass’larının arkasındaki maksadı—servetin tabana yayılması, üretimin desteklenmesi, zulmün önlenmesi—gerçekten karşılamakta mıdır? Bu soru birden fazla alanda paradoksal bir “hayır” cevabı ile karşılanmaktadır. Nitekim Kur'ân, ribâyı şiddetle yasakladığı gibi aynı şiddette kenzi de, yani servetin âtıl tutulmasını da şiddetle kınamaktadır (Tevbe, 9/34-35). İki yasak bir arada okunduğunda, İslâm'ın servet ahlâkının hem kazanım, hem dolaşım, hem de üretkenlik boyutunu birlikte gözeten bütüncül bir çerçeve kurduğu anlaşılmaktadır. Klasik İslâm iktisat felsefesinin zirvesini temsil eden İmam Gazzâlî de İhyâu Ulûmi’d-Dîn ve Kimyâ-yı Saâdet gibi meşhûr eserlerinde, servet ve parayı bizzat amaç değil, insanın dünya hayatını idame ettirebilmesi ve nihai hedefi olan ahirete hazırlanabilmesi için verilmiş ahlakî-iktisadî birer vasıta ve emanet olarak temellendirir.
Bu çalışma, mevcut literatürün dört temel eksikliğini gidermeyi hedeflemektedir:
(i) Borca dayalı para sisteminin teknik yapısını ve bunun yarattığı kaçınılmaz borçlanma zorunluluğunu İslâm iktisadı bağlamında net biçimde ortaya koymak;
(ii) Faiz hassasiyetinin—kurumsal alternatif sunulmadığı koşullarda—Gazzâlî’nin "paranın fıtratı" teorisine de aykırı olan kenz günahını nasıl beslediğini diyalektik bir mantıkla göstermek;
(iii) Câhiliye ribâsı ile modern kurumsal faiz arasında makâsıd perspektifinden bir mahiyet tefrikinin epistemolojik gerekçesini kurmak;
(iv) Bu tefrike dayalı olarak makro-kurumsal düzeyde uygulanabilir somut alternatifler önermek.
1. BORCA DAYALI PARA SİSTEMİ: YAPISAL BORÇLANMA ZORUNLULUĞU
Günümüz finansal mimarisinin temel teknik gerçeği şudur: Modern ekonomilerde dolaşımdaki para miktarının %90'ından fazlası, merkez bankaları ve ticari bankalar tarafından kredi mekanizması aracılığıyla oluşturulmaktadır.¹ Bu "borca dayalı para sistemi" (BDPS), paranın sıfırdan borç olarak üretildiği ve bu nedenle her yeni dolaşım birimine karşılık mutlaka bir borç yükümlülüğünün bulunduğu anlamına gelir. Dolayısıyla borçlanma, aktörlerin iradî tercihine değil sistemin teknik işleyişine bağlı zorunlu bir çıktıdır.
1.1. Hazine'nin Likidite Takvimi Sorunu
Kamu bütçeleri, gelirlerini ve harcamalarını eş zamanlı olarak gerçekleştiremez. Emekli ve memur maaşları, sağlık, eğitim, savunma giderleri ve dış borç servisi yılın ilk gününden itibaren sürekli ve takvim gününe bağlı bir nakit akışı gerektirirken; vergi gelirleri, çoğunlukla malî yılın ikinci yarısında yoğunlaşır. Bu kronik zaman uyumsuzluğu, Hazine'yi iç borçlanma senedi ihracına zorlamaktadır.
Türkiye deneyimi, bu zorunluluğun vahametini somutlaştırmaktadır: 1989'da vergi gelirlerinin %32,3'ü faiz ödemelerine ayrılırken bu oran, yüksek faiz döneminin zirvesinde 2000'de %72,4'e, 2001'de ise astronomik bir biçimde %103'e çıkmıştır.² Bir devletin bütçe gelirlerinin tamamından fazlasını yalnızca geçmiş borçlarının faizine ödemesi, yapısal bir çöküşün en çarpıcı göstergesidir. Aynı dönemde İSO 500'ün verilerine göre ülkenin en büyük sanayi kuruluşlarının kârlarının %85'i üretimden değil, faiz ve repo rantından elde edilmiştir.³ Bu tablo, rantiye ekonomisinin üretim ekonomisini nasıl çökerttiğinin tarihe geçmiş bir örneğidir.
1.2. İç Tasarruf Açığı ve Dış Bağımlılık
Gelişmekte olan ekonomilerde yurt içi tasarruf oranları, büyüme için gerekli yatırım hacmini karşılamaktan uzaktır. Bu açık, dış borç yoluyla finanse edilmek zorunda kalındığında devletin para politikası egemenliği aşınır ve ekonomi yapısal olarak küresel faiz döngülerine bağımlı hale gelir. Kısaca, BDPS içinde kamu borçlanması ahlâkî niyetle ortadan kaldırılamayacak kadar katı bir sistem kuralıdır.
2. PARANIN DOĞASI, SERVETİN EMANET OLUŞU VE FAİZİN SOSYAL TAHRİBATI
BDPS'nin yapısal zorunluluğunu kabul etmek, faizin ahlâkî ve sosyal boyuttaki yıkıcılığını inkâr etmek anlamına gelmez. Aksine bu boyut, klasik İslâm iktisat düşüncesinin mülkiyet ve para felsefesiyle birleştirildiğinde sorunun gerçek derinliği ortaya çıkar.
2.1. İmam Gazzâlî’nin Para Teorisi: "Ayna" ve "Hâkim" Benzetmesi
İmam Gazzâlî, paranın (altın ve gümüşün) bizzat kendisinin bir değeri olmadığını; özünde doğrudan bir insanî fayda barındırmadığını savunur.⁴ Paranın yaratılış hikmeti, mallar arasındaki mübadeleyi kolaylaştırmak ve adil bir değer ölçüsü olmaktır. Gazzâlî bu gerçekliği iki metaforla açıklar. Bunlardan birincisi ayna benzetmesidir. Aynanın kendi rengi yoktur ama her rengi yansıtır. Para da böyledir; kendisi bir mal değildir ama her malın değerini gösteren renksiz bir aynadır. İkinci metafor ise âdil bir hâkimdir. Piyasada her malın değeri farklıdır. Bir ölçek buğday ile bir giysinin takasını adilce yapabilmek için tarafsız bir ölçüye ihtiyaç vardır. İşte para, mallar arasında adaleti sağlayan bir "hâkim" gibidir.
Gazzâlî’ye göre kainattaki her şeyin mutlak mâliki Yüce Allah’tır. İnsanın elindeki servet ise ona geçici olarak (muvakkaten) teslim edilmiş bir emanettir. İnsan servetin gerçek sahibi değil, bir vekili veya veznedarıdır. Dolayısıyla Kur'ân'daki istihlaf (halifelik/vekâleten tasarruf) kavramı uyarınca, mülkü verenin koyduğu kurallara (helal-haram, zekat, infak) uymak zorundadır (Hadîd, 57/7).
2.2. Kenzin Kapsamının Genişletilmesi ve Rantiye Sınıfının Oluşumu
Sermaye sahibi, risklerin hiçbirini üstlenmeksizin sabit ve önceden belirlenmiş bir getiriyi garantileyebilirken; müteşebbis, tüm piyasa risklerini tek başına taşımaktadır. Keynes'in deyişiyle yüksek faiz, "üretmeksizin tüketen, toplumsal gövde üzerinde asalaklaşan bir rantiye sınıfı" var eder.⁵ İslâm hukukundaki ribâ yasağının ardındaki hikmetlerin en başında da bu bölüşüm adaletsizliğini kırma amacı yatmaktadır. M. Umer Chapra'nın vurguladığı gibi İslâm iktisadının temel hedefleri arasında ekonomik adalet, tam istihdam, servetin adaletli dağılımı ve parasal istikrar birlikte yer almaktadır.⁶
Bu bağlamda "kenz" (serveti istifleme) kavramının kapsamı da fıkıh tarihi boyunca genişlemiştir. Klasik tefsir geleneği kenzi sadece "zekâtı verilmeyen mal" olarak daraltırken, Fahreddin er-Râzî gibi düşünürlerin temsil ettiği ikinci ve daha kapsayıcı görüş kenzi; servetin toplum yararına dolaşıma girmesini engelleyen, ihtiyaç fazlası her türlü âtıl birikim ve stoklama olarak tanımlar. Modern İslâm iktisadı da bu geniş tanımı benimseyerek servetin sadece şekline değil, işlevine odaklanır; âtıl bırakılan her türlü kaynağı kenz kapsamında değerlendirir.⁷
2.3. Kur'ânî Çerçeve: Haşr Sûresi Prensibi
Haşr sûresinin 7. âyetinde belirtilen "servetin yalnızca zenginler arasında dolaşan bir güç haline gelmemesi" ilkesi, İslâm iktisadının bölüşüm mimarisinin temel taşıdır. Dolayısıyla Tevbe 34-35'teki kenz yasağı ile Bakara 275'teki ribâ yasağı, tek bir bütüncül servet ahlâkının iki farklı yüzüdür: Biri servetin haksız ve fıtrata aykırı şekilde şişirilmesini, diğeri ise servetin tedavülden çekilerek âtıl bırakılmasını yasaklar.
3. DİYALEKTİK ÇELİŞKİ: FAİZ HASSASİYETİNİN DOĞURDUĞU "KENZ" PARADOKSU
Yapısal borçlanma zorunluluğu olan tez ile faizin meşru ahlâkî karşıtlığı olan antitez arasındaki diyalektik gerilim, kurumsal bir çözüm üretilmediğinde Müslüman tasarruf sahibini trajik bir kısırdöngüye hapseder. Bu kısırdöngü, İslâm iktisadının merkezinde yer alan 'kenz paradoksu' olgusudur.⁸ Söz konusu kısırdöngünün teknik işleyişinde, borca dayalı para sisteminin getirdiği yapısal borçlanma zorunluluğu, bireysel faiz karşıtlığı ve hassasiyetiyle doğrudan bir çarpışma yaşamaktadır. Bu durum makro planda kriz niteliğindeki kenz paradoksuna yol açarak sermayenin üretimden kopmasına, altın, döviz ve konut gibi alanlarda kilitlenmesine neden olmaktadır. Bu sürecin kaçınılmaz bir sonucu olarak ortaya çıkan yapay fiyat şokları ve barınma krizleri ise nihayetinde yapısal bir zulüm düzlemi üretmektedir.
3.1. Sermayenin Üretimden Kopması ve Gazzâlî'nin Uyarıları
Bankacılık sisteminden çekilen fonlar, üretim yerine âtıl ve spekülatif alanlarda (yastık altı altın, kasalardaki döviz vb.) kilitli kalır. Gazzâlî, parayı yaratılış gayesinin dışına çıkarıp hapsetmenin (kenz) en büyük zulümlerden biri olduğunu belirtir: "Kim altını ve gümüşü gömer, hapsederse, Allah'ın dilediği hâkime zulmetmiş ve onu yaratılış gayesinin dışına çıkarmış olur. Çünkü parayı hapsetmek, hapsedilen valiye benzer; vali hapsedilirse halkın işleri görülmez."⁹
Sermaye, istihdam yaratan reel yatırımlara dönüşemeyince, reel sektör alternatif olarak daha yüksek faizli mekanizmalara mahkûm olur. Dinî hassasiyetle sistemden çekilen her fon, piyasadaki likiditeyi daraltarak faizi makro düzeyde yukarı iter. Paradoks buradadır: Ribâdan kaçınmak için sistemi terk eden Müslüman tasarrufçu, bu hareketiyle makro planda ribâ mekanizmasını beslemektedir.
3.2. Yapay Talep Şokları ve Barınma Krizi
Finansal sistemden çekilen birikimler, sınırlı miktardaki konut ve gayrimenkûl sektörüne yöneldiğinde arz-talep dengesi bozulur; suni fiyat artışları ve barınma krizleri tetiklenir. Artan kiralar ve konut fiyatları, toplumun en alt katmanını – yani dinin korumayı emrettiği dar gelirlileri – ezer. Böylece ribâdan sakınma niyetiyle başlayan süreç, paradoksal olarak hıfzu'l-mâl (malı koruma) ve hıfzu'n-nesl (nesli koruma) makâsıdını bizzat ihlal eden bir toplumsal adaletsizliğe dönüşür.
3.3. Devletin İç Finansman Kapasitesinin Çöküşü
Yerli tasarrufların sistem dışına çıkmasıyla Hazine iç borçlanmada zorlanır ve daha yüksek maliyetle dış borçlanmaya yönelir. Dindar bireyler, bu hareketle paradoksal biçimde devletin finansal egemenliğini zayıflatıp küresel rantiyeyi fonlamış olur. Niyetle sonuç arasındaki bu derin uyumsuzluk, meseleyi bireysel irade planından çıkararak kurumsal iktisat tasarımı planına taşımaktadır.
4. RİBÂ İLE MODERN KURUMSAL FAİZ ARASINDAKİ MAHİYET FARKI
Meseleyi daha da girift hale getiren nokta, ribâ ile modern nominal faizin her koşulda özdeş olup olmadığına ilişkin köklü fıkhî tartışmadır. Konunun epistemolojik zeminini makâsıd perspektifinden kurmak, modern araştırmacıların da vurguladığı üzere en sağlıklı yoldur.¹⁰
4.1. Câhiliye Ribâsının Özellikleri ve Güç Dengesi
Kur'ân'ın yasakladığı ribânın câhiliye döneminin tefecilik pratiğini hedef aldığı bilinmektedir. Bu pratik;
(a) vade sonunda anaparanın kat kat artırıldığı bileşik faiz yapısını barındırır (ed‘âf-ı mudâaf - Âl-i İmrân, 3/130),
(b) muazzam bir güç asimetrisine dayanır ve nihayetinde,
(c) borçlunun köleleştirilmesine kadar varan bir sömürü mekanizması içerir.¹¹
Geleneksel tefecilikte (ribâ) zengin olan alacaklı, yoksul olan borçluyu ezer. Oysa modern bankacılıkta durum işlevsel açıdan farklılaşabilmektedir: Mevduat sahibi (alacaklı) çoğunlukla orta/dar gelirli vatandaş iken; krediyi kullanan (borçlu) büyük sermaye sahibi veya girişimcidir. Bu yönüyle yapısal güç dengesinin tersine döndüğü, dolayısıyla her kurumsal faiz ilişkisinin doğrudan "güçlünün zayıfı sömürmesi" mantığıyla örtüşmediği ileri sürülmektedir.
4.2. Modern Faizin Bileşenleri ve Enflasyon Gerçekliği
Modern kurumsal faiz tek bir basit fazlalık olmayıp bünyesinde farklı unsurlar barındıran karmaşık bir yapıya sahiptir. Bu yapısal modelde reel faiz, nominal faiz oranından beklenen enflasyon oranının çıkarılmasıyla hesaplanır. Bu doğrultuda modern kurumsal faiz;
• Zamanla paranın değer kaybetmesi beklentisiyle bu kayıpları telafi etmek amacıyla alınan enflasyon payı,
• Borcun ödenmeme ihtimaline karşılık olarak talep edilen ek oran niteliğindeki risk primi ve
• Yukarıdaki iki bileşen düşüldükten sonra geriye kalan gerçek anlamdaki fazlalık olan reel faiz olmak üzere üç ana bileşenden oluşmaktadır.
Yüksek enflasyon koşullarında, enflasyon oranını aşmayan bir nominal faiz, reel anlamda mülkiyette net bir artış sağlamaz; aksine paranın satın alma gücünü koruma işlevi görür. Örneğin yıllık yüzde 40 enflasyonun yaşandığı bir ortamda yüzde 38 faiz alan bir mevduat sahibi, aslında reel anlamda kâr değil, yüzde 2 zarar etmektedir. Bu durumda gerçek manada bir haksız fazlalık —yani ribânın özündeki zulüm unsuru— bulunmamaktadır.
Klasik fıkıh, paranın (altın/gümüş) sabit değere sahip olduğu bir ortamda şekillenmiştir. Modern ekonomilerde ise para itibarîdir (fiat money) ve enflasyon eliyle sürekli değer kaybeder. Sadece anaparanın iadesi, yüksek enflasyonist ortamlarda alacaklı aleyhine fiilî bir zulme ve mülkiyet gaspına dönüşür. Dolayısıyla, haksız kazanç unsuru barındırmayan ve sadece paranın değerini korumayı amaçlayan nominal ayarlamaları doğrudan ribâ saymak, nassın lafzına takılıp maksadını (hıfzu’l-mâl) ıskalamak anlamına gelir. Tarihsel süreçte Mansurîzâde Said Bey (ö. 1923) gibi düşünürler de nass’ların illet ve maksat ekseninde okunması gerektiğini, ticaret hayatının devamlılığı için faizin fıkhî mahiyetinin yeniden düşünülmesi gerektiğini savunmuşlardır.¹²
5. KATILIM FİNANSIN ŞEKİLCİLİK SORUNU
İslâmî finans kurumları, teoride ribânın yokluğuna ve risk paylaşımına dayandıklarını ileri sürse de, uygulamada fon kullandırım operasyonlarının %80-90'ı murâbaha (vadeli satış) üzerinden yürütülmektedir.¹³ Bu durum, fıkhî açıdan meşru bir akid olan murâbahanın sistemli biçimde şekilsel bir kılıfa dönüştürüldüğüne işaret etmektedir.
5.1. Murâbaha'nın Konvansiyonel Krediye Benzeşmesi
Murâbaha, özünde gerçek bir alım-satım işlemidir. Ancak pratikte İslâmî bankalar, bu akdi konvansiyonel kredi faizinin hukuki kılıfa büründürülmüş bir biçimi olarak kullanmaktadır. İşlemler, libor ya da merkez bankası politika faizine endeksli olarak fiyatlandırılmakta; adlandırma ve hukukî çerçeve "ticaret" olsa da ekonomik sonuçlar—maliyetler ve bölüşüm etkileri—konvansiyonel kredilerle özdeştir.
Dusuki ve Abdul Azim Ebu Zeyd'in isabetli tespitiyle "Fıkhî açıdan teknik olarak uygun olan bir yapı, makâsıd-ı şerîa açısından ciddi sorunlar doğurabilir."¹⁴ Nitekim kritik makâsıd sorusu şudur: Bu işlemler fiilen bölüşüm adaletini gerçekleştiriyor mu, sermayeyi üretime yönlendiriyor mu, rantiye sınıfını dönüştürüyor mu? Bu sorulara verilen yanıtlar, büyük ölçüde “hayır”dır. Oysa tabelayı değiştirip zulmü sürdürmek, fıkhın özünü boşaltmaktır.
5.2. Şekilciliğin Kaynağı
Şekilciliğin kökeninde, klasik dönemin akitlerini—basit, enflasyonsuz, madeni paraya dayalı ekonomik koşullarda gelişmiş mudârabe, müşâreke, selem vb.—bugünün itibarî para ve merkez bankacılığı gerçekliğine aynen kopyalama yanılsaması yatmaktadır. Muhammed Enes Zarka’nın da isabetle tespit gibi klasik İslâm iktisadının dağıtım mekanizmaları, teorik olarak muazzam adalet araçlarıdır.¹⁵ Ancak bu araçların etkinliği, işlem gördükleri kurumsal ve parasal altyapıya bağlıdır. O altyapı köklü biçimde dönüşmüşse, araçlar da ya dönüştürülmeli ya da yeni araçlar icat edilmelidir.
6. MAKÂSIDÜ'Ş-ŞERÎA EKSENLİ ÜÇÜNCÜ YOL
Gazzâlî’nin züht anlayışı, dünyayı tamamen terk etmek veya fakirlik içinde yaşamak demek değildir; o bunu kalbî bir duruş olarak niteler: "Servet elinizde olsun, kalbinizde değil." Geminin altındaki su gemiyi yüzdürür (elindeki servet), ama su geminin içine girerse onu batırır (kalpteki servet sevgisi). Gazzâlî çalışmayı ve toplumsal ihtiyaçları karşılayacak meslekleri farz-ı kifâye sayar. Bu bütüncül servet ahlakını koruyarak, yani hem faiz zulmünü hem de kenz âtıllığını aşarak iktisadî dengeyi sağlayacak sentez, makâsıd eksenli bir "Üçüncü Yol" mimarisidir.¹⁶
6.1. Varlığa Dayalı Sukûk İhracı
Devletin kamu maliyesindeki zaman uyumsuzluğunu faizsiz olarak çözmenin en güçlü aracı, altyapı ve sanayi projelerine dayandırılmış, gerçek hukukî mülkiyet devrini esas alan (asset-backed) sukûk ihracıdır.¹⁷ Bu yapı, tasarruf sahibini bir projenin fiili ortağı yaparak risk paylaşımını gerçek kılar ve rantiye ilişkisini kırar. AAOIFI’nin (İslamî Finans Kuruluşları Muhasebe ve Denetim Organizasyonu) 2025 yılında sunduğu Standard 62 tecdîd önerisi de bu yönde atılmış stratejik bir adımdır.¹⁸
6.2. Gayrimenkûl Yatırım Fonları (GYF)
“Kenz” paradoksunun en somut tezahürü olan bireysel spekülatif gayrimenkûl alımları, barınma krizlerini tetiklemektedir. Çözüm, bireysel mülk edinimi yerine kurumsal Gayrimenkûl Yatırım Fonlarını (GYF) teşvik etmektir. Bu fonlar sayesinde yatırımcı küçük paylarla büyük yatırımlara ortak olur, kira getirisi tabana yayılır ve konut arzı üzerindeki spekülatif baskı azaltılarak barınma hakkı (hıfzu'n-nesl) korunur.
6.3. Kâr-Zarar Ortaklığı Fonları
Katılım finansın murâbaha bağımlılığını kıracak temel adım, mudârabe ve müşâreke esaslı kâr-zarar ortaklığı fonlarının yaygınlaştırılmasıdır. Bu fonlar, reel sektöre risk sermayesi sağlayarak üretimi, istihdamı ve sanayiyi destekler. Güncel literatür de bu hibrit modellerin makâsıd kriterlerini en iyi karşılayan çerçeve olduğunu doğrulamaktadır.¹⁹
6.4. Kurumsal Karz-ı Hasen Ağları
Küçük girişimcilerin tefecilik mekanizmalarına mahkûm olmasını önlemek amacıyla; vakıf ve zekât gelirleriyle desteklenen, profesyonel yönetim kapasitesine sahip kurumsal karz-ı hasen (güzel borç) ağları kurulmalıdır. Bu sayede para tabana yayılır ve mikro düzeyde ahlâkî bir üretim ekonomisi canlandırılır.
6.5. Makâsıd Odaklı Faiz-Ribâ Tefrikinin Fıkhî Meşrûiyeti
Bu araçların önerilmesi ribâya onay vermek anlamına gelmez. Makâsıd yaklaşımının en büyük riski "maslaha" gerekçesiyle nass’ların keyfi olarak aşılmasıdır.²⁰ Bu çalışmanın önerdiği tefriki meşru kılan ölçüt, salt pragmatik bir fayda hesabı değil; Bakara 279'da zikredilen "Ne zulmedin, ne de zulme uğrayın" nassının ta kendisidir. Enflasyon oranını aşmayan bir nominal getiri, haksız bir fazlalık (ribâ) değil, mülkiyet değerinin korunmasıdır.
SONUÇ
Borca dayalı para sisteminin ürettiği yapısal borçlanma zorunluluğu olan tez, faizin ahlâkî karşıtlığıyla çarpışmaktadır (antitez). Kurumsal bir alternatif sunulmadığında bu çarpışma, dindar tasarruf sahibini kenz günahına düşürmekte; kenz ise sermayeyi piyasadan çekerek ribâ yasağının temel hikmetini (üretimi ve dolaşımı) makro düzeyde baltalamaktadır (kriz).
İmam Gazzâlî’nin parayı bir "ayna” ve “âdil hâkim" olarak gören, paranın hapsedilmesini ise "vâlinin hapsedilmesine" benzeten derin iktisadî mantığı, günümüz kenz paradoksunu çözmede en parlak rehberdir.
Çıkış yolu; sukûk, gayrimenkûl yatırım fonu (GYF), kâr-zarar ortaklığı fonları ve kurumsal karz-ı hasen ağlarından oluşan makro-kurumsal bir pakettir (sentez). Bu mimari, İslâm'ın bütüncül servet ahlâkını pratik hayata taşır: Ribâdan da kaçın, kenz günahından da. Zira her ikisi de Kur’ân’da kesin bir dil ile yasaklanmıştır. Müslüman toplumların bu kıskaçtan kurtulması; slogan yerine sisteme, ezber yerine makâsıd temelli basiretli bir içtihada yönelmekle mümkün olacaktır.
*Bağımsız Araştırmacı, [erdoganhac@gmail.com] | ORCID:0009-0004-3764-0172
DİPNOTLAR
¹ Muhammed Akdiş, Faiz ve Türkiye Ekonomisi (İstanbul: Bilim Teknik Yayınevi, 2000), 45.
² Akdiş, a.g.e., 88.
³ İstanbul Sanayi Odası (İSO), Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu Raporu (2000), s. 12-14.
⁴ Ebû Hâmid Muhammed el-Gazzâlî, İhyâü 'Ulûmi'd-Dîn, çev. Ahmet Serdaroğlu (İstanbul: Bedir Yayınevi, 1975), IV, 88-90.
⁵ John Maynard Keynes, The General Theory of Employment, Interest and Money (London: Palgrave Macmillan, 1936), 375-377.
⁶ Muhammad Umer Chapra, Islam and the Economic Challenge (Markfield: The Islamic Foundation, 1992), 3-7.
⁷ M. Umer Chapra, The Future of Economics: An Islamic Perspective (Leicester: The Islamic Foundation, 2000); M. Kahf, Sustainable Development in Islamic Economics (2003).
⁸ Ahmad Asad Ibrahim, Radwan Elatrash ve Mohammad Omar Farooq, "Hoarding versus Circulation of Wealth from the Perspective of Maqasid al-Shari'ah", International Journal of Islamic and Middle Eastern Finance and Management 7/1 (2014): 6-21.
⁹ Gazzâlî, İhyâ, IV, 89.
¹⁰ Zeeshan Siddique ve Muhammad Asad Siddique, "Riba and Interest in Islamic Jurisprudence: Seeking the Path to Consensus", International Journal of Ethics and Systems 41/2 (2024): 543-561.
¹¹ Fazlurrahman, İslam ve Modernlik, çev. Alparslan Açıkgenç (Chicago: University of Chicago Press, 1988).
¹² Mansurîzâde Said Bey, İçtihad Mecmuası Faiz Tartışmaları (1923).
¹³ Institute of Islamic Banking and Insurance, "Murabaha", erişim 03 Haziran 2026, https://islamic-banking.com/murabaha/.
¹⁴ Asyraf Wajdi Dusuki ve Abdulazeem Abozaid, "A Critical Appraisal on the Challenges of Realising Maqasid al-Shariah in Islamic Banking and Finance", Journal of Economics and Management 15 (2007): 143-165.
¹⁵ Muhammad Anas Zarqa, "Islamic Distributive Schemes", Distributive Justice and Need Fulfillment in an Islamic Economy, ed. Munawar Iqbal (Leicester: The Islamic Foundation, 1986), 165.
¹⁶ Muhammad Nooraiman Zailani vd., "A Review of Indicators for the Preservation of Wealth (Hifz al-Mal) Based on Maqasid al-Shariah", Journal Islamic Philanthropy and Social Finance 4/1 (2022).
¹⁷ Nur Izzatul Afrina Azham, "Islamic Finance for Social Good: Exploring the Synergy Between Sukuk and Waqf", SSRN (2024), https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=4845573.
¹⁸ "Sukuk", erişim 03 Haziran 2026, https://en.wikipedia.org/wiki/Sukuk. AAOIFI'nin 2025 Standard 62 reform önerisine atıf yapılmaktadır.
¹⁹ "Rethinking Islamic Finance: Toward a Hybrid Model", Journal of Islamic Thought and Civilization (2025).
²⁰ Necmeddin Güney, "Maqāsid al-Sharī'a in Islamic Finance: A Critical Analysis of Modern Discourses", Religions 15/1 (2024).
KAYNAKÇA
Akdiş, Muhammed. Faiz ve Türkiye Ekonomisi. İstanbul: Bilim Teknik Yayınevi, 2000.
Azham, Nur Izzatul Afrina. "Islamic Finance for Social Good: Exploring the Synergy Between Sukuk and Waqf". SSRN, 2024. https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=4845573.
Chapra, Muhammad Umer. Islam and the Economic Challenge. Markfield: The Islamic Foundation, 1992.
Dusuki, Asyraf Wajdi ve Abdulazeem Abozaid. "A Critical Appraisal on the Challenges of Realising Maqasid al-Shariah in Islamic Banking and Finance". Journal of Economics and Management 15 (2007): 143-165.
El-Gazzâlî, Ebû Hâmid Muhammed. İhyâü 'Ulûmi'd-Dîn. Çev. Ahmet Serdaroğlu. İstanbul: Bedir Yayınevi, 1975.
Güney, Necmeddin. "Maqāsid al-Sharī'a in Islamic Finance: A Critical Analysis of Modern Discourses". Religions 15/1 (2024).
Ibrahim, Ahmad Asad – Elatrash, Radwan – Farooq, Mohammad Omar. "Hoarding versus Circulation of Wealth from the Perspective of Maqasid al-Shari'ah". International Journal of Islamic and Middle Eastern Finance and Management 7/1 (2014): 6-21.
İstanbul Sanayi Odası (İSO). "Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu Raporu (2000)". Erişim 03 Haziran 2026. https://www.iso500.org.tr.
Keynes, John Maynard. The General Theory of Employment, Interest and Money. London: Palgrave Macmillan, 1936.
"Rethinking Islamic Finance: Toward a Hybrid Model". Journal of Islamic Thought and Civilization (2025).
Siddique, Zeeshan ve Muhammad Asad Siddique. "Riba and Interest in Islamic Jurisprudence: Seeking the Path to Consensus". International Journal of Ethics and Systems 41/2 (2024): 543-561.
Zailani, Muhammad Nooraiman vd. "A Review of Indicators for the Preservation of Wealth (Hifz al-Mal) Based on Maqasid al-Shariah". Journal Islamic Philanthropy and Social Finance 4/1 (2022).
Zarqa, Muhammad Anas. "Islamic Distributive Schemes". Distributive Justice and Need Fulfillment in an Islamic Economy. ed. Munawar Iqbal. 163-201. Leicester: The Islamic Foundation, 1986.