KIRAATHANEDEN OKEY SALONUNA
MAKALE
Paylaş
15.10.2026 12:21
788 okunma
Nebil Alparslan

Kelimelerin hafızası vardır. Kelimelerin hafızası toplumun hafızasıyla birlikte yürür. Toplum neleri unuttu neleri kaybettiyse bu kelimelerde gizlidir. Nasıl dönüştüğünü de en berrak haliyle kelimeler anlatır.

Ne yazık ki özellikle son elli yılda toplumların alışkanlıkları oldukça değişti. Hafızasından bazı şeyler silindi. Yerine yeni şeyler geldi, getirildi. Bu değişimden Türk toplumu da elbette nasibini aldı. Yukarıda da belirttim, bahsettiğim değişiklik kullandığımız eşya, alet, imkân, bilgi değişikliği değildir. Alışkanlıklarımızın değişmesidir. Oldukça değerli pek çok alışkanlığımızı hoyratça terk ettik. Bizden önceki nesillerin bize aktardığı bu alışkanlıkları biz de sonraki nesillerimize aktarmamız gerekirken ne yazık ki tarihin çöplüğüne atıverdik.

"Kıraathane" işte bu hazin dönüşümün en somut şahididir. Kökeni Arapça "kıraat" yani okuma fiiline dayanan bu mekânlar, bir zamanlar kitapların, gazetelerin okuma bilenlerce satır satır okunduğu, okuma bilmeyenlerin de dinlediği mekanlardı. Okumaktan öte entelektüellerin bulunduğu kıraathanelerde edebi ve felsefi sohbetler demlenirdi. Memleket meseleleri dahi akılla tartılırdı.

Entelektüel kesimin kıt olduğu kırsal kesim kıraathanelerinde bile radyo haberleri dinlenir, üzerine yorumlar yapılırdı. Yahut da kaza pazarına inen emmilere, dayılara sorulacak soruları olurdu insanımızın. Yöreye göre tütüne kaç lira baş fiyat verilmiş, Ofis buğdayın okkasını kaçtan alıyor gibi.

Hatta o kıraathanelerin bir köşesinde köyün seyyar berberi iyice körelmiş makinasıyla saç tıraşı yapardı. Elektrik yoktu ki mekân aydınlansın. Tavanda gaz yağı kokulu bir lüks, ortada tenekeden mamul bir odun sobası. Bir de Berec marka yassı ve yuvarlak iki pille çalışan arada bir cızırtıya boğulan eski bir radyo. Köşede bir yana eğilmiş tahta bir kitaplık. İçinde Hazreti Ali Efendimizin cenklerinden, Kerem ile Aslı’ya kadar kapakları defalarca okunmaktan eskimiş kitaplar. Ayda bir kazaya uğrayan muhtarın getirdiği bilmem hangi yıllara ait gazeteler. İnsanlar gözü gibi korurdu bu kitap ve gazeteleri.

Mekân fakirdi. İnsanımız fakirdi. İmkanlar kısıtlıydı. Ama engin bir gönül zenginliği vardı toplumun. İşte bu zenginlikti toplumu onurla yaşatan, ayakta tutan.

İşte o günlerde kıraathaneler insanımızın fikir ve düşünce belleğini yaşatan halk üniversitesiydi. İnsanlar oraya zihinlerini açmaya, kelimelerin izini sürmeye giderdi.

Zamanla okumanın yerini sohbetin hafifliği, kitabın yerini kahve fincanı aldı; adı "kahvehane" oldu. Yine de bir ağırlığı, bir mahalle terbiyesi, ustaların çırakları izlediği bir adabı vardı.

Peki ya bugün?

Bugün o mekânların camlarından içeri baktığınızda ne kitap görüyorsunuz ne de derin bir fikir teatisi. Dört bir yanı kaplayan yoğun bir stres, masaya hırsla vurulan okey taşlarının çıkardığı o mekanik "küt küt" sesi. Yeşil çuhaya dikilmiş donuk bakışlar... Kıraathanelerden kahvehanelere, oradan da düpedüz "okey ve oyun salonlarına" dönüşen mekanlar. Kimi köşelerde ise gizli kapaklı kumara evrilen bir çöküş manzarası da cabası.

Ne yazık ki genç, yaşlı, emekli, hatta en verimli çağındaki insanımız okey masasında. Saatlerin, günlerin, aslında koca bir ömrün nasıl buharlaştığının farkında bile olmadan aynı periyodik hareketleri tekrarlıyoruz. Bütün mesele o ki taş diz, taş çek, taş at. Üretmek, alın teri dökmek, toprağa ya da tezgâha bir değer katmak yerine; masadaki göstergeyi beklemeyi bir yaşam biçimi haline getirdik.

Tembellik artık sadece fiziksel bir hareketsizlik değil, zihinsel bir uyuşmuşluk halini aldı. Çalışma azminin, "ben bu topluma, kendime, geleceğime ne katabilirim?" kaygısının yerini; günün en verimli saatlerini çay kaşığı şıngırtısı eşliğinde masada eritme kolaycılığı aldı. Çalışanın, üretenin azaldığı; buna karşılık zamanı değersiz bir yük gibi oradan oraya savuranların çoğaldığı bir toplumda refah da kültür de birer seraptan ibaret kalır.

Bir masanın etrafında saatlerce oturup sadece taşları eşleştirmeye odaklanan bir zihin, hayatın gerçek zorluklarıyla nasıl mücadele edebilir? Düşünceyi, okumayı, üretkenliği yeşil çuhanın üzerine gömdükçe fakirleşen sadece ceplerimiz değil; ruhumuz, geleceğimiz ve çalışma ahlakımızdır.

Tarihimizin en verimli fikir kulüpleri olan kıraathaneleri yeniden hatırlamak zorundayız. Bir köşede bekleyen sararmış gazetenin, bir kütüphane rafının ve tezgâh başında üretilen emeğin kıymetini anlamadıkça; bizler daha çok masada döner, en nihayetinde kaybeden tarafın yine kendimiz olduğunu ancak oyun bittiğinde fark ederiz.

Heyhat!

Nerede o eski kıraathaneler

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya