Organik insan versus yapay zekâ
MAKALE
Paylaş
01.11.2026 18:44
156 okunma
Prof.Dr. Celalettin Yanık

Modernitenin doğaya hâkimiyeti, onu mekanik bir olgu olarak zamandan ve tarihten koparması, insanın organik olana duyduğu ihtiyacı kendi diyalektik yapısında doğurdu. Yayınevlerinin artık organik insan yazımı etiketi kullanıyor olması bundan dolayı değil mi?

Organik insan versus yapay zekâ

"Yazmak, okunma isteğidir. Aynı zamanda anlaşılma isteğidir. Dolayısıyla yazma eylemi, içerisinde çaba barındırır; karmaşa ve belirsizlikle savaşılır, bunlar aşılır. Bulanık hayallere hapsolmak değildir yazmak. Kendi kendini taklit etmek değildir yazmak... İki kişi aynı seyahati anlatsa dahi iki makalenin tonunun değiştiği görülür; üslup, insan demek olduğu için değil, ton değiştiği için." Frantz Fanon'dan yapılan bu uzun iktibas, yazma fiilinin insan açısından taşıdığı öneminin yanı sıra, insanı insan yapan ve onu bir tarihe, bir zamana oturtan öznelliğini dile getirmek adına bir çıkış noktasıdır. İnsan açısından bir yazıyı yazmak, yazma fiilinin saf haliyle ana odaklanmayı gerekli kılmayan, bilahare fiilin kendisinden önceki ve sonraki zamanla da birlikte düşünülmesidir. Geçmiş, bugün ve gelecek arasında bir köprü kurarak yazmak, kişinin şeyler dünyasına ve sosyal âleme kapı araladığı, sözü kelimelere döktüğü ve buradan da hafızayı mümkün kıldığı süreçler yekûnudur.

Kaydın akla dayanan yönü

Hafıza, bir kaydın tutulmasıysa, yazmak da bu kaydın akla dayanan yönüdür. Hafıza, yanılma ve unutma ihtimalini, yani nisyanı içinde barındırır. Değil mi ki, insan, sözünü unutandır. Dolayısıyla yazmak, bu unutmaya/nisyana karşı aklın verdiği bir cevaptır. Nisyanla oluşabilecek muhtemel bir boşluğu akla dayalı bir şekilde kayıtla kapatma çabasıdır yazmak fiili. Bir şeyi, olayı ve durumu kayda geçirmek aslında ontolojik bir meseledir. Çünkü insan, sadece nisyan ile malûl değil, ünsiyet de kurandır. Başkalarıyla kaynaşan, başkaları olmadan var olmayan insan, ontolojik olandan ayrı ve bağımsız değil, ontolojik olanın kendisi ile iç içe geçmiştir. İnsanın ötekini idrak etmesi ve onun kendisine nasıl yöneldiğini anlaması da yazmakla iç içedir. Bu anlamda yazmak, sosyal nitelikte ve hüviyette bir fiildir. Zihnin karmaşaları, ikilemleri, neyi nasıl inşa edeceğine dair yaşadığı fikri yoğrulmalar, yazarak okunma isteğinde bulur kendisini.

Yazı, kendi kendini asla taklit etmedi şu hâlde. Öz aynı kalsa da varoluşsal tezahürleri zamanın ruhuna uygun bir şekilde değişiyordu. Yani aynı ontoloji hiçbir zaman aynı şekilde kalmadı. Yazmak fiilinin kökeninde aynı inanç vardır; neyi ve nasıl bilmek gerektiği inancı... Zamana ve döneme has vakalar, durumlar ve ilişkiler, bu ihtiyacın tonunu değiştiriyordu. Tonlar farklılaştı, çünkü perspektifler farklılaştı. Bu anlamda, iki farklı şey gelişti. Üslup, döneme, zamana ve kültüre bağlı olarak şekillendi; kişinin ait olduğu dönemin izlerini taşıdı. Fakat ton, kişiye has kaldı. Yazan kişinin kendi acısının, tecrübelerinin bir yansıması oldu. Ton, yazarken sarihlik kazanıyordu, üslup da sarihleşme süreciydi.

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Prof.Dr. Celalettin Yanık

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya