TÜRKİSTAN’DAN ANADOLU’YA UZANAN DÜŞÜNSEL SÜREKLİLİK
MAKALE
Paylaş
19.03.2026 14:00
1.627 okunma
Rabia Karaca

                                                                   Rabia KARACA

HİTU

İslam Felsefesi Yüksek Lisans Öğrencisi

Giriş

Mevlüt Uyanık, Açık Toplum İçin Bir Nefes Felsefe (Post Yayınevi, İstanbul 2024) çalışmasının   21-22-23 Bölümlerinde çağdaş felsefede metafizik anlamsızdır, kuru gürültüdür önermelerinin tutarlılığını inceledikten sonra, “İlk Felsefe Olarak Metafizik: İlahiyat”  üzerine temel bilgiler verir. Metafizik tartışmaları bağlamında “Türk Rönesansı ve Metafizik Temelleri, Türk Metafiziğinin İslam Öncesi Temelleri” bölümleriyle Türk düşünce tarihinin kurucu damarlarına doğru genişleten bir hat kurmayı denemektedir.

Bu hat, yalnızca tarihî bir bilgi aktarımı değil; aynı zamanda Türkistan’dan Anadolu’ya uzanan düşünsel sürekliliği, İslâm felsefesinin özgünlüğü ve Türk metafiziğinin oluşum mantığı üzerinden yeniden okuma girişimidir.

Metnin bu kısmında yazar, Fârâbî ve İbn Sînâ ile sistematik hale gelen metafizik geleneği Türk düşüncesinin derin yapısıyla irtibatlandırmakta; Meşşâî, İşrâkî ve Ekberî öğretileri “Varlığın Birliği” ekseninde yorumlayarak bunların Türkistan ve Anadolu’daki kültürel karşılıklarını göstermeye çalışmaktadır. Özellikle Fârâbî’nin kurucu rolü öne çıkarılır; onun kurduğu sistemin yalnızca İslâm felsefesinin teorik omurgasını değil, aynı zamanda Türkistan/ata yurt ile Türkiye/ana yurt arasında kurulmak istenen kültürel ve felsefî bağın da merkezini oluşturduğu belirtilir.