Göçler, Anadolu'nun Türkleşmesi Ve Müslümanlaşması: Demokratik Türkçülük
MAKALE
Paylaş
20.01.2026 17:02
103 okunma
Prof. Dr. Mevlüt Uyanık

19.yüzyılda Kırım, Kafkas Ve Balkanlardan gelen göçmenler Anadolu’da Müslüman sayısını artırmış, bölgenin Türkleşmesi ve müslümanlaşmasını hızlandırmıştır.  Göçmenler yaşadıkları topraklı Osmanlı idaresinde olan Müslüman olarak bildikleri ve öyle benimsedikleri için Rumeli ve Anadolu’ya gelişlerini yabancı bir ülkeye göç olarak değil de adeta “anavatan”a dönüş olarak değerlendirmişlerdir. 

Osmanlı vatandaşı oldukları için iskân edildikleri yerlerde yaşayan insanlarla siyasi bakımdan kaynaşmaları kolay olmuştur.  Zaten dine dayanan bir kültür beraberliği mevcuttur.  Göçmenlerin ezici çoğunluğu Müslüman olduğu için Anadolu’da Müslüman sayısı yüzde 20-30 nispetinde artmış halkın kültürel görüşleri ile siyasi tercihleri yeni bir ivme kazanmıştır. Osmanlılık Müslümanları birleştirip onları cemaat-kavim halinden çıkararak daha büyük ve siyasi bir nitelik taşıyan bir millet oluşturmuştur.

Bu Osmanlı milleti, daha sonra Türk Milletine dönüşecektir. Kemal Karpat’a göre, Ziya Gökalp bu değişikliği sezmiş ama teşhisi yanlış koymuştur. Müslüman Osmanlı dağınık kavimlerin birleşiminden yeni modern tipte bir Osmanlı toplumu kurulduğunu bir yana bırakarak, Müslüman ümmetinin dağılmasından, bölünmesinde ve Osmanlı devletinin çöküşünde yeni milletlerin ortaya çıktığını, bunlar arasında Türk milletinin de bulunduğunu söylemiştir.

  • Gerçekten Gökalp yanıldı mı? Ya da Gökalp, Osmanlılık-İslam(cı)lık akımlarının bir dönem işlevsel olduğunu, Balkan ve Ortadoğu travmalarından sonra fikirlerinde değişikliklere mi gitti?

Halil İnalcık’ın “ Dedektif  tarihçiler, yargıç tarihçiler ve yaratıcı tarihçiler” ayrımını hatırlayalım:  Bazı tarihçiler geçmişin dedektifleri gibi çalışırlar. Bunlar esasen geçmiş hadiselerin içyüzlerini aydınlatmaya gayret ederler. Bunlara tarih dedektifleri veya dedektif tarihçiler denebilir. Bazı tarihçiler ise geçmişin yargıçları gibi çalışırlar. Bunlar verdikleri eserlerde geçmiş hadiseleri yargılarlar ve hemen hemen her paragrafta bir hükme varmaya çalışırlar. Bunlara tarih yargıçları veya yargıç tarihçiler denebilir.

“Tarihçinin ödevi, bir değer hükmü vermeden, belli bir toplumda ve dönemde davranışların ve kurumların neden o biçimde olduğunu anlamak ve açıklamaktır. Bazı tarihçiler ise geçmişin yaratıcılarıdırlar. Bunlar geçmişteki eventuslardan (olay) yola çıkarak factumları (vakıa) yaratırlar. Bu tarihçiler elbette Tanrı gibi yoktan varetme kudretine sahip değildirler. Bu yüzden geçmiş zamandaki olay kırıntılarını birleştirerek yeni yaratımlarda/icatlarda bulunurlar. Bunlara bu yüzden tarih yaratıcıları veya yaratıcı tarihçiler denebilir.”

Biz “Bu tür insanların kariyerlerinin "tanıma" değil "yaratma" ile karakterize olduğunu anlarsak, sapmalar gibi görünen bu yön değişikliklerini bir ölçüde aydınlatabiliriz. Onların hareket noktası, önceden var olan bir milletin kendi bilincine varması çabası değil, belirli tarihi koşullarda, varlığı korumak için yapılan mücadelede etkili olabilecek ortak bir amaç duygusu ve bir cemaat dayanışması yaratmaktı.

 Göçmen Kökenli Entelektüellerin Bu Gelişmelere Katkıları

Ziya Gökalp’in hocası sayılan Hüseyinzade Ali, Ahmet Ağaoğlu, Yusuf Akçura, Mizancı Murat (ki bunlar İttihat ve Terakki dönemi Türk milliyetçiliğinin mimarlarıdır) öçmenlerin toplumdaki siyasi etkisini açıkça göstermektedir.

Bu düşünürler 1911 yılına gelindiğinde bu insanların çoğu, İstanbul'da Türkçülük fikirlerini yaymak üzere çıkarılan ilk
dergi olan Türk Yurdu'nda buluştular. Türk Yurdu dergisi, 1911 yılı Ağustos ayında, Türkçü ideolojiyi benimseyen altı entelektüel tarafından kurulan Türk Yurdu Cemiyeti'nin yayın organı olarak yayın hayatına başladı. Bunlardan üçü, Hüseyinzade Ali (Turan), Ahmet Ağaoğlu ve Yusuf Akçura Rus İmparatorluğu'ndan gelen göçmenlerdi. Akçura Kazanlı bir Tatar'dı, diğer ikisi Azeri idi. Akçura, daha önce de kendi dergisini çıkaran ancak çok uzun ömürlü olmayan bir başka milliyetçi örgütün içindeydi: Türk Derneği. Akçura hariç, derneğin tüm üyeleri, Osmanlı'ydı ve derginin eğilimi Türkçülük değil Osmanlıcılıktı ve Osmanlı olmayan Türkleri ilgilendiren konulara pek fazla yer vermiyordu. Bu yüzden, 1911 kadar erken bir tarihte Akçura, bir grup Rus göçmeni ve Osmanlı aydını ile ilişki kurarak Türk Yurdu Cemiyeti'ni kurdu.

Yukarıda belirttiğimiz üzere Shissler tekrar atıf yapalım:  “Bu tür insanların kariyerlerinin "tanıma" değil "yaratma" ile karakterize olduğunu anlamak, ani sapmalar gibi görünen bu yön değişikliklerini bir ölçüde aydınlatabilir:

 Onların hareket noktası, önceden var olan bir milletin kendi bilincine varması çabası değil, belirli tarihi koşullarda, varlığı korumak için yapılan mücadelede etkili olabilecek ortak bir amaç duygusu ve bir cemaat dayanışması yaratmaktı.

Bu şekilde ele alırsak, "milli kimlik" yaratmanın bir "proje" değil, bir ürün olduğunu görebiliriz. Ahmet Ağaoğlu'nun kendi kimliğini yapılandırma sürecini incelememiz, onun kimlik biçimlendirmesini ne ölçüde kendi cemaatini güçlendirme amacına hizmet eden bir araç gibi gördüğünü de belirginleştirecektir.

Ağaoğlu modernite ve ilerlemenin, esasında belirli bir ulusal kimlik kavrayışıyla sıkı sıkıya bağlı olduğu görüşüne varmıştı. Üstelik modernitenin belirli bir tarihsel gelişme modeli ve bir milli kimlik ile içiçe geçtiği fikrine varması, kendi milli kimlik duygusu kesinleşip açıklığa kavuşmadan önce olmuştu. Ağaoğlu'nun kariyeri bunların ötesinde bazı başka noktaları da aydınlatmaktadır. Rusya'nın yönetimindeki Müslümanların içinde bulunduğu özgül koşullar, onları modern toplum ve devletle ilgili özgün, etnik-milliyetçi bir yoruma yönlendirmişti. Osmanlı İmparatorluğu'ndaki Müslüman Türklerin bu koşullardan anlamlı bir şekilde yoksun olmaları, Rus İmparatorluğu'ndan gelen mültecilerin Osmanlı İmparatorluğu'nda özgün bir Türkçü ideolojinin gelişmesinde neden böylesine önemli bir rol oynadığına açıklık kazandırmaktadır.

“Milli Kimlik, Milli Hareketler Ve Tarihyazımı” bağlamında Shissler’in tespitleriyle önemli: “Ağaoğlu ve çevresindeki kişiler için temeli olan ve tanınmayı bekleyen, hazır, "gerçek" bir etnisite veya milliyete dayanan bir kimlik yoktu; daha ziyade onların önünde kendileri için seçip alabilecekleri birçok kimlik vardı ve onların milliyetçilikleri, Rus ve Osmanlı İmparatorluklarında 19. yüzyıl sonundaki özgül koşullarda gelişmişti.” Bunu Shissler  en az 20 yıldır Anthony Smith ve benzer akademisyenler tarafından literatürde büyük bir canlılıkla tartışılıp işlenen "milliyetçiliğin modernist analizi"ni benimseyerek söyler.

  • Demokratik Türkçülük: Ortak Tarih, Yaşam Tarzı ve Kültür Oluşturmak

Görüldüğü üzere bu düşünürler İttihat ve Terakki dönemi Türk milliyetçiliğinin mimarları olup, göçmenlerin toplumdaki siyasi etkilerine oldukça dikkat etmişlerdir.  Ama bu milliyetçilik dışa dönük (emperyalist) saldırgan değil, içe dönük yapıcı ve yenilikçidir. Akçura, doğru olanın ve Türkiye'yi kurtuluşa götürecek olanın "demokratik Türkçülük" olduğunu vurgulaması önemlidir.

“Demokratik Türkçülük”, milliyet esasını, her millet için bir hak olarak kabul eder. Türkler için talep ettiği bu hakkı, diğer milletlere de aynı derecede hak olarak tanır. “Demokratik Türkçüler, Türkün mevcut millî kuvvetinin ancak kendisinin hayatta kalmasını sağlamaya yeteceğini, diğer milletleri temsil etmek şöyle dursun yönetmeye çalışmanın bile mevcut kuvveti azaltacağından uygun görmemekteydiler.

Emperyalist Türkçüler ise daha çok Avrupa’daki nasyonalistlere benzemekteydiler. Sadece kendi güçlerini arttıracak olan milliyetçiliğin taraftarıydılar. Demokratik milliyetçiliğini hakkı almaya ve gasp edilmek istenen hakkı savunmaya çalıştığını, emperyalist milliyetçilerin ise saldırgan olduğunu, kendi milletini güçlendirmek için başka milletlerin hukukuna saldırabileceğini belirten Akçura, bu konudaki tarafını net bir şekilde belirtir.

Sözün Özü; Türkiye Cumhuriyeti Selçuklu-Osmanlı kültürel birikimini “Ortak Tarih, Yaşam Tarzı ve Kültür Oluşturmak” bağlamında oluşturmayı hedeflemiştir. Bu kamusallığın herkesi içerme sürecini içermesi demektir. Nitekim İnalcık hocamın ifadesiyle “Türkiye Cumhuriyeti'nin anayasası, herkesi hukuk önünde eşit gören bir Türk vatandaşlığı, her inanç sahibini aynı düzeyde saygın gören hoşgörülü bir din serbestliği getirmiştir. Bugün önemli olan gerçek, Cumhuriyet Türkiyesi'nde çeşitli menşeden çeşitli inançta grupların yaşadığı ve bunların düşüncelerini özgürce tartışabilmesidir. Rus ordularının Kuzey Karadeniz, Balkanlar ve Kafkaslar'a her girişinde, l783'ten beri birbiri ardından gelen göçlerle Anadolu bugün, imparatorluğun etnik ve kültürel bir minyatürü haline gelmiştir. Yalnız Türk kökeninden olan yüzbinlerce göçmen dışında; Müslüman olmuş, Osmanlı kültürünü benimsemiş, menşeinde ana dili Türkçe olmayan yüz binlerce Arnavut, Boşnak, Pomak, Giritli, Çerkes, Abaza, Çeçen, Gürcü bu yurda gelip yerleşmişlerdir. Onları buraya, "ana-yurd"a koşuşturan şey, ortak tarih ve yaşam tarzı, kültür değil de nedir? Anadolu Türk'ü onları kendisinden saymış, kucak açmıştır. Tarih ve kültürün, etnik menşeden çok daha güçlü bir sosyal etmen olduğunu daha iyi hangi örnek gösterebilir? Onlar, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmuşlar, modem Türkiye'nin oluşması ve yükselmesinde hayati hizmetlerde bulunmuşlardır. Anadolu, onlar için gerçek bir "ana-yurt" olmuştur. Bugün Türkiye’de yaşayan her üç kişiden birinin ya kendisi ya ana-babası ya da yakın ataları göçmendir. Bu etnik çeşitliliğe rağmen Türkiye Cumhuriyeti'nin anayasası, herkesi hukuk önünde eşit gören bir Türk vatandaşlığı, her inanç sahibini aynı düzeyde saygın gören hoşgörülü bir din serbestliği getirmiştir.”

(Kemal H. Karpat, Osmanlı’dan Günümüze Etnik Yapılanma ve Göçler, çev.: Bahar Tırnakçı, İstanbul: Timaş Yayınları, 2010, 56-57, Halil İnalcık, “Türkiye Cumhuriyeti ve Osmanlı”, Doğu Batı Dergisi, yıl 2, sayı 5, 1989 (Ankara: Doğu Batı Yayınları, 3. Basım, 2004), 21; A. Teyfur Erdoğdu, “Prof. İnalcık Tarihçiliği’nin Tahlil Denemesi”, CIEPO Uluslararası Osmanlı Öncesi Ve Osmanlı Tarih Araştırmaları 6. Ara Dönem Sempozyum Bildirileri: 14-16 Nisan 2011, Uşak, 1. Cilt, edit: Adnan Şişman, Tuncer Baykara, Mehmet Karayaman, Uşak: 2011, 4-5; A.Holly Shissler, İki İmparatorluk Arasında: Ahmet Ağaoğlu ve Yeni Türkiye, çev.: Taciser Ulaş Belge, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2005,14-16; Mevlüt Uyanık, Çağdaş İslam Düşünürleri, Ankara: Bilay Yayınları 2022,102)

Çorum; 20.01.2026: Salı

 

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya