Ramazan mevsimi başlamak üzere… Direniş, diriliş ve varoluş mevsimi Ramazan’ı medeniyetin minyatür ölçekte inşası ve ihyası olarak tarif etmiştim. MTO Azerbaycan Temsilcimiz Uçar Azizov, buradan yola çıkarak muhteşem yazılar yazdı.
İlk görünümü sizlerle paylaşıyorum.
Zihin açıcı okumalar. Ramazan’ı çok özlemiştik. Özümüzü gürleştiren mevsim özlenmez mi?
***
Yusuf Kaplan hocamızın tabiriyle söylersek “Ramazan ayı medeniyet ayıdır”. Kendisi de bunu “Ramazan medeniyeti” olarak nitelendiriyor. Ramazan orucu bizi hem bedenen hem ruhen arındırır. Ramazan’ın bizden istediği temizlenerek kendimizi bilmek, kendimizi bulmak ve kendimiz olmaktır. Bu “oluş” serüveni aynı zamanda medeniyetin enfûsî boyutunu belirleyen temel etkendir. Ramazan’ın bir özelliği de kendisinden önceki iki ayın (Recep ve Şaban) kendisine ulaşmak için bir hazırlık ayı olmasındadır. Bunu peygamber efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) hadislerinden biliriz. Ve bu, gelenek hâlinde günümüze kadar ulaşmıştır.
Ramazan ayı dahil bu üç ay hem ferdi bir arınma (“ümmileşme” (Yusuf Kaplan)) hem de toplumsal bir bütünleşme (“ümmetleşme” (Yusuf Kaplan)) serüvenidir. Çünkü sadece bedensel bir arınmadan konuşmak meseleyi daha niteliksiz hâle getirir. Ramazan ayının öncesi olduğu gibi sonrası da vardır. İnsan sonraki aylarda ister istemez dünya ile teması sayesinde etkileniyor. Ve aslından uzak düşüyor. Yılda bir ayın arınma ayı olması insanın kendi özüne yolculuk yaparak hakikatten kopmaması içindir. Demek ki Ramazan ayının ferde bakan yönüyle birlikte bir de bunun toplumsal tezahürü söz konusudur. Peki nasıl? İnsan hem toplumdan etkilenen hem de onu etkileyendir. İnsanın arınma ihtiyacı toplumla olan ünsiyetinden doğan bir zarurettir. Oruç ibadetiyle insan, enfûsî yolculuk yapar. Derunî sesle afakî düzeyi inşa ve ihya eder. Ramazan ayının kendinden önceki iki ayla birlikte “üç mübarek aylar” olarak nitelendirilmesi bu ihya ve inşa serüveninin irfanî boyutunun keşfi potensiyelini kendisinde saklaması demektir.