İSTANBULLU HOCA II
MAKALE
Paylaş
18.03.2026 12:42
338 okunma
İdris Doğan

Süleyman Necati Özus

Hem Âlim, Hem Müderris, Hem Sanatkâr, Hem Hafız, Hem Hatip

İlkokul yıllarımda kendisinden Kur’an eğitimi aldığım hocam, merhumun talebelerindendi. Bu vesileyle hem hocamızdan hem de Akşehir’de yetiştirdiği talebelerden nice hatıralar dinledik. İşte o hatıralardan birkaç çizgi:

Saray hizmetinde bulunmuş olan Merhum Süleyman Necati Efendi, Türkçe, Arapça ve Farsçaya olan hâkimiyetiyle dillere destan bir isimdi. Dili incelikle işleyen, kelâmı yerli yerinde kullanan ve hitabetiyle gönüllere tesir eden bir üsluba sahipti. Nitekim onun talebesi olan hocamızın ve diğer talebelerinin dili kullanmadaki maharetleri, bu büyük terbiyenin en açık nişanesiydi.

Bizim Türkçeyi doğru ve etkili kullanma gayretimizde O’nun talebesi olan hocamızın derin izleri vardır. Bizim Hoca da yalnızca bilgi aktaran bir muallim değil; aynı zamanda dili titizlikle koruyan, yanlış kullanıma taviz vermeyen bir terbiyeciydi. Bu hassasiyetin, rahle-i terisinden geçtiği İstanbullu Hoca’sının mirası olduğu ise aşikârdır.

İstanbullu Hoca’nın titizliği yalnız ders halkalarında değil, hane içinde de kendini gösterirdi. Çocuklarının ve torunlarının konuşmalarına, hitaplarına büyük bir dikkatle yaklaşır; müsaadesi olmadan söz alınmasına razı olmazdı. Bu tavır, onun dil ve edep anlayışının ne denli köklü olduğunun bir başka ifadesiydi.

Böylesi bir birikim ve disiplinin tezahürü olarak, Süleyman Necati Efendi’nin Ayasofya Camii’nde kırk bin kişilik bir cemaate, elinde tek bir not dahi bulunmaksızın, irticalen hutbe irat etmesi elbette şaşırtıcı değildir. Zira o, kelâmı yalnız bilen değil; onu hakkıyla söyleyen bir üstattı.

O yıllarda ilim erbebının kendi dalında yüksek bir sanakar olduğu tarihi bir hakikattir.

Süleyman Necati Efendi de mükemmel bir hattat ve harika bir ahşap oyma ustasıydı.

Sınava katılacak biri iken,  o sınav komisyonunda görevlendirilir.

Merhum üstad bir ara Akşehir’de rahatsızlanır. Tedavi için İstanbul’a gider ki İstanbul onun için ana kucağıdır. Orada Fatih Camii’nde vücuh ilmi ile ilgili bir imtihan olduğunu öğrenir.

Hasta hasta o imtihana katılmak üzere Fatih Camii’ne gider ve bir köşeye oturur. O gün kürsüde ders vermekte olan zat kendisini tanır. Kürsüden iner, Hoca Efendi’nin yanına gelir. Kucaklaşırlar. Kendisine geliş sebebi sorulur. O da sınava katılmak için geldiğini söyler.

Heyet yetkilisi: “İmtihan heyetinde yer alacak ehliyete sahipsiniz, biz sizi imtihan etmekten hicap duyarız.” diyerek, hasta olmasına rağmen Süleyman Necati Efendi’yi sınav heyetine katılmaya razı ederler ve o gün yapılan sınavlara görevli olarak katılır.

Merhum Hoca Efendi için isim önemlidir.

Akşehirli için Hoca her şeydir. Halk kendisine derin bir hürmet ve yüksek bir tazim duygusuyla bağladır. Bırakınız başka hâl ve durumları, ahali çocuklarına koyacakları adlarda bile kendisinden izin ve onay alırdı.

Bir keresinde İplikçi Camii yanındaki esnaf kendisine kahve ikram eder. O sırada dükkânda kendi hâlinde oynayan 4-5 yaşlarda çocuğu görür ve babasına çocuğun adını sorar. Merhum Hoca, çocuğa konan adı beğenmez yüzünü ekşitir ve elindeki asasını kaldırarak kahvesini içtiği babasına sert bir biçimde çıkışır.

Kur’an okuttum, okuttum, okuttum, yine okutacağım!

Kur’an-ı Kerim’in okutulmasının yasaklandığı yıllarda Hoca Efendi, Kur’an okutma suçuyla tutuklanıp nezarete atılır. Günlerden salıdır. Akşehirli, Hocanın tutuklanmasına isyan edip ayaklanır. Cuma gününden önce kendisinin salıverilmesini ve Cuma mimlerinde yerini alması gerektiğini kesin ve sert ifadelerle yetkililere iletirler.

Zamanın hâkimi, bir yetkiliyi Hoca Efendi’ye elçi olarak gönderir. Hâkim:

“Hoca Efendi gelsin, mahkemede ‘Kur’an okutmadım’ desin, kendisini salıverelim.” diye haber gönderir. Yetkili gelip meseleyi kendisine anlatınca merhum üstad: “Cezadan korkup da yalan mı söyleyeceğim?” der ve Dâvudî gür sesiyle:

“Okuttum! Okuttum! Okuttum! Yine okutacağım!” der.

Acilen hâkim karşısına çıkarılır, “Kur’an okutmadım” diye bir ifade vermediği hâlde serbest bırakılır ve Cuma günü görevinin başına dönüp hutbeye çıkar.

Bir hakkın teslimi adına şöyle bitirelim: Süleyman Necati Efendi yüksek bir ahlâk, şeref, haysiyet, zarafet, karakter ve şahsiyet sahibi, hayır abidesi, İstanbullu bir Hoca idi.

18 Mart 2026

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya