Pazar günleri, muhterem okuyucuların eleştiri ve görüşleri etrafında yaptığımız bir Hasbihal'e daha, hayırlı çalışmalar dileği ve selâmlarımızla başlıyoruz...
*Abdullah Kul isimli okuyucumuz, 9 Mart 2026 tarihli yorumunda özetle şöyle diyor:
'Trump, kelimenin tam anlamıyla çağdaş bir firavun ve seviye olarak da 'esfel-i sâfilîn' , aşağıların da aşağısı olan birisi. Düzenbaz, yalancı ne kadar kötülük varsa, sanki onda mündemiç olmuş bir şeytanî bir mahlûk! İslam ülkeleri(!)nin zâlim -kukla yöneticileri kendilerine biçilmiş görevleri yerine getirmekten çekinmiyorlar... Oysaki halkı Müslüman olan ülkeler bu iğrençliği, bir İslamî ve insanî sorumluluk gereği olarak ret etmeleri gerekir, karşı çıkmaları gerekir. Saldırgan mütecaviz hukuk tanımayan bir güç ile karşı karşıyayız. Adaleti hukuku savunan taraflar ise lafla değil caydırıcı olarak sahaya inip güç göstermeleri gerekir. Yoksa bu şeytani gücün duracağı yok. Yeryüzündeki adaleti ancak böyle sağlayabiliriz. Kitabı mizanı ve demiri indiren alemlerin Rabbi olan Allah'a sonsuz hamd olsun. Nice az topluluklar çok gibi görünen güçlü toplulukları yenmiştir. Muhakkak ki galib gelecek olan Allah'ın tarafıdır. Lailahe illallah Allah'u Ekber... Ey Müslümanlar her şeye rağmen BİRLEŞİN.
Bu okuyucumuz, 13 Mart tarihli yorumunda da, 'Uluslararası hukuk da ne ki... Kuralları güçlüler koyar...' başlıklı yazı üzerine de şöyle yazıyor: "Peygamberlerden her biri, kendi toplumuna gönderilmiş ve `Ey soydaşlarım, Allah'a kulluk ediniz, O'ndan başka bir ilâhınız yoktur' demişlerdi... Her peygamber kendi toplumuna kendilerinden olması ve soydaşlarının hidayetine arzulu bulunması sebebiyle, hem sorumluluğun ağırlığını ve hem de cahiliyede kalmaları halinde dünya ve ahirette karşılaşacakları kötü sonuçlarını hatırlatarak `Ben size gönderilen güvenilir bir öğütçüyüm' diyordu. Her defasında bu gerçek söze karşı kavmin ileri gelenleri ve müstekbirlerinden oluşan önderleri karşı duruyor ve âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslimiyetten kaçınıyorlardı. -Bütün peygamberlerin ve Allah'ın gönderdiği bütün dinlerin dayandığı temel prensip olan- dini ve tapınmayı /ubûdiyeti tek Allah'a aid kabul etmeyi reddediyorlardı. Bu noktada bütün peygamberler, toplumları, Allah'ın kanunlarına isyan ve tuğyan ederek yönetmeye kalkışanlara, tâgûtlara karşı gerçeği haykırıyorlardı.
Bunun üzerine, toplumlar, inanç ve başka beraberlikler veya benzerlikler etrafında bir araya gelmek şeklinde, farklı iki topluluğa bölünüyordu.