Modern Dünyanın Ontolojik Krizi ve Yeni Kavramsal Çerçeve
Giriş: Kavramların İnşası, Gerçekliğin İfşası
Modern dünya, kendisini açıklamak için ürettiği kavramlar üzerinden var olur. Ancak bazı tarihsel anlar vardır ki, mevcut kavramlar gerçekliği açıklamakta yetersiz kalır. İşte bu tür kırılma anlarında yeni kavramlar üretmek, sadece entelektüel bir faaliyet değil; aynı zamanda hakikatin yeniden görünür kılınmasına yardımcı olmaktır.
Bugün özellikle Orta Doğu başta olmak üzere geniş bir coğrafyada yaşananlar, klasik kavramsal çerçevelerle açıklanamayacak bir derinliğe sahiptir. “Savaş”, “çatışma” ya da “kriz” gibi kavramlar, yaşanan gerçekliğin yalnızca yüzey kısmını tanımlar. Bu nedenle bu bölümde üç temel kavram üzerinden yeni bir teorik çerçeve önermek istiyoruz: Şeyleşme – Hegemonik Şiddet – Ölüm Coğrafyası. Bu üç kavram birlikte okunduğunda, modern dünyanın sadece politik değil; ontolojik bir kriz içinde olduğu ortaya çıkar.
I. Şeyleşme: İnsanın Ontolojik Düşüşü
Şeyleşme, insanın özne olmaktan çıkarak nesneye indirgenmesi sürecidir. Bu süreçte insan: Değer taşıyan bir varlık olmaktan çıkar, işlevsel bir unsura indirgenir. Hesaplanabilir ve yönetilebilir bir birime dönüşür. Modern sistem, insanı merkeze aldığını iddia etse de, pratikte onu sürekli olarak araçsallaştırır. Bu araçsallaştırmanın, en çıplak halini savaş ve kriz anlarında görmek mümkündür.
Bugün bir çocuğun ölümü: Bir veri. Bir istatistik. Bir haber başlığı haline geliyorsa, burada yalnızca bir trajedi değil; ontolojik bir kırılma söz konusudur. Şeyleşme, modern dünyanın görünmeyen ama en belirleyici şiddet biçimlerinden biridir.
II. Hegemonik Şiddet: Gücün Kurucu Mantığı
Şiddet, tarih boyunca iktidarın bir aracı olmuştur. Ancak modern çağda şiddet, araç olmaktan çıkarak sistemin kurucu unsuru haline gelmiş bulunuyor. Bu bağlamda hegemonik şiddet, yalnızca fiziksel yıkımı değil; aynı zamanda şu süreçleri de ifade eder: Hukukun askıya alınması. Normların seçici uygulanması. Gücün kendisini meşrulaştırması. Amerika Birleşik Devletleri gibi küresel aktörlerin pratikleri, bu dönüşümün en belirgin örneklerini bize sunmaktadır. Hegemonya maalesef artık düzen kuran değil; gerektiğinde düzeni askıya alan bir güç biçimine evrilmiştir. Hegemonik şiddet, kuralsızlığın kurallaştığı bir güç rejimidir. Bu rejimde hukuk, sabit bir norm değil; stratejik olarak kullanılan esnek bir araçtır.
III. Ölüm Coğrafyası: Mekânın Dönüşümü
Şeyleşme ve hegemonik şiddetin birleştiği noktada ortaya çıkan yeni gerçeklik “ölüm coğrafyası” dır. “Ölüm coğrafyası”, üç temel özelliğe sahiptir diyebiliriz.
1. Süreklileşmiş Şiddet: Şiddet istisna değil, norm haline gelir.
2. Hukuksuzluk Rejimi: Uluslararası hukuk ya işlemez ya da seçici biçimde uygulanır.
3. İnsansızlaşma: İnsan hayatı, stratejik hesapların bir parçasına indirgenir
Bu çerçevede Orta Doğu, yalnızca jeopolitik bir alan değil; küresel sistemin en çıplak yüzünün açığa çıktığı bir mekân haline gelmiştir. Ölüm coğrafyası, şiddetin mekânsallaşmış halidir.
IV. Kavramların Kesişim Noktası: Ontolojik Kriz
Şeyleşme, hegemonik şiddet ve ölüm coğrafyası, birbirinden bağımsız süreçler değildir. Aksine, aynı yapının farklı tezahürleridir: Şeyleşme > İnsan düzeyinde dönüşüm, Hegemonik şiddet>Güç düzeyinde dönüşüm, Ölüm coğrafyası> Mekân düzeyinde dönüşüm. Bu üçlü yapı birlikte okunduğunda ortaya çıkan sonuç kısaca şudur> Modern dünya, insanı, gücü ve mekânı aynı anda dönüştüren bütüncül bir kriz içindedir. Bu kriz, sadece politik değil; varoluşsal bir krizdir.
V. İslam Dünyası ve Öznesizlik Problemi
Bu teorik çerçevenin en çarpıcı sonucu, Müslümanların yaşadığı coğrafyanın konumudur. Bugün bu coğrafya: Süreklileşmiş şiddetin mekânıdır. Küresel güçlerin müdahale alanıdır. Kendi kaderini belirleme kapasitesinden yoksundur. Onun içindir ki bu durum, sıkça kullanılan “İslam dünyası” kavramını tartışmalı hale getirmektedir. Eğer bir özne yoksa bir “dünya ”da yoktur. Bu nedenle “İslam dünyası”, mevcut haliyle bir güç merkezi değil; üzerinde mücadele edilen bir alan olarak görünmektedir.
VI. Sonuç: Yeni Bir Kavramsal Ufuk ve Direniş İmkânı
Bu makalede önerdiğimiz üç kavram, yalnızca bir teşhis aracı değildir. Aynı zamanda bir uyanış çağrısıdır. Çünkü: Şeyleşme fark edilmeden aşılmaz. Hegemonik şiddet teşhis edilmeden sınırlandırılamaz. Ölüm coğrafyası kavranmadan dönüştürülemez. Dolayısıyla bu kavramsal çerçeve, bir son değil; bir başlangıçtır. Bu coğrafyalarda insanlar ya yeniden özne olacaklar, ya da şeyleşmiş bir dünyanın nesnesi olmaya devam edeceklerdir. Eğer özne değilde, nesne olmakta ısrar ederlerse üzülerek belirtmeliyiz ki “ölüm coğrafyası” olmaktan kurtulamayacaklardır.