Kış Uykusunda uyanan tabiattaki canlılar, uyku mahmurluğu ve uzun bir kışın yorgunluğunun getirdiği uyuşukluğu tesiri ile gözlerini ovuştururken, tam bu sırada ekosistemin dengesi ile ilgili bir dernek toplantısı yapılıyordu.
Davetlisi olduğum ve ekosistemin dengesi ile ilgili bu toplantıdan edindiğim izlemleri sizlerle paylaşmak istedim.
Hayra ve güzelliğe yapılan hizmet ibadettir. Bu hizmet ülkeye ve insanlığa yönelik ise bu hizmet daha da kıymete biner. Hem cenabı hak indinde hem de insanlar nazarında bir başka yer bulur.
Böyle bir hizmet ismi o sıralar bulunduğumuz çevrede ve bölgede pek duyulmamış bir dernek tarafından gerçekleştirilmişti.
Bu dernek Doğubayazıt Çevre Koruma Derneği. Tüm olumsuz şartlara rağmen sessiz sedasız ve gösterişten uzak bir çalışma ile büyük bir projeye imza atmıştır.
Takdire şayan bu projeye destek veren Doğubayazıt Kaymakamlığına, Belediye Başkanlığına, Doğubayazıt Yerel Gündem 21 Genel Sekreterliğine ve Avcılar derneğine Ülkemiz, bölgemiz, ilimiz ve ilçemiz adına müteşekkirim.
Bu gibi projeler bölge için Ülke için Dünya için hayati önem arz etmektedir. Çünkü Canlılar dünyasındaki Ekolojik denge söz konusu. Bu dengenin bozulmaması ve korunması gerekir.
Çünkü Ekosistem çok önemli olduğu gibi o düzeyde de karmaşıktır. Tek bir hayvan türünün dahi yok olması tüm ekosistem üzerinde zincirleme biri etki yapar.
Bu bağlamda yalnız bir hayvan türünün insan faaliyetleri yüzünden zarar görmesi tüm canlıların yaşamı için ciddi tehdit oluşturur.
Zira doğadaki dengeler o kadar nizamlı intizamlı tanzim edilmiştir ki en ufak bir müdahale bu dengeleri alt üst edebilir.
Örneğin, en küçük varlık olan karıncayı ortadan kaldırsanız ahenk kısa zaman içerisinde bozulmaya yüz tutar.
Yani, Yaradan o kadar muazzam ölçüler koymuştur ki her şey simetriktir.
Mesela dünyada zararlı olarak bilinen yılanı ortadan kaldırsanız dünya fareler istilasına uğrar. Fareyi ortadan kaldırmaya kalksanız böcekler, kurtçuklar. Dünyayı yaşanmaz hale getirir. Buna yüzlerce örnek verilebilir.
Mesela; Neredeyse soyu tükenecek kadar avlandığında, denizkestanesi yiyen deniz samuru hemen hemen hiç kalmamıştı. Böylece denizkestaneleri hızla yayılarak, daha öncesinden çok daha fazla yosun yemeye başlamışlardı. Oysa deniz yosunu bazı türlerin yaşam alanı olduğu gibi birçok balığın da kuluçka alanıdır. Ayrıca deniz yosunu iklime zarar veren büyük miktarda CO2’yi soğurur ve kıyıları fırtınadan korur.
Geçmişte yine insan kaynaklı benzer vakalar yaşanmıştı. Afrika’da çok sayıda aslan ve çita öldürüldüğü için Habeş maymunları çoğalıp, yayılmış ve insanlarla daha fazla temas kurmaya başlamışlar. Ve bunun sonucunda da insanlara daha fazla parazit bulaşmış.
Kıyıya yakın bir yerde köpekbalıklarının çok fazla avlanması yüzünden vatozlar çoğalmış ve bu durum da midye popülâsyonunun azalmasına yol açmıştı.
Hindistan’daki akbaba popülâsyonları, sığırlarda kullanılan zehirli ağrı kesici diklofenak nedeniyle yüzde 90 veya daha fazla azaldığında, geride bırakılan kadavralar nedeniyle vahşi köpekler çoğalmış ve insanlara daha fazla kuduz bulaşmasına neden olmuştu.
Bilim insanlarının sonuçları, sadece tür kaybının ekosistemlerin uzun vadeli hayatta kalması ve işleyişi üzerindeki etkilerinin altını çizmekle kalmayıp, aynı zamanda olumsuz gelişmeleri geri dönüştürme olasılığını da gösteriyor.
Genele baktığımız da Yukarda söz edildiği gibi, Hayvan türlerinin yok olması, besin zincirini kopararak ekosistem hizmetlerini durdurur, biyoçeşitliği azaltır ve zincirleme etkilerle doğanın kendi kendini onarma yeteneğini yok eder.
Bu durum; tozlaşmanın durması, zararlı popülâsyonlarının patlaması ve habitatların istikrarsızlaşması gibi sonuçlarla ekolojik dengeyi onarılamaz şekilde bozar.
Peki, Hayvan Türlerinin Yok Olmasının Ekolojik Etkileri nelerdir?
Besin Zincirinin Bozulması: Bir türün yok olması, onunla beslenen veya onu avlayan diğer türlerin popülasyonunu doğrudan etkiler. Örneğin, bir avcı türün yok olması, otoburların aşırı çoğalmasına ve bitki örtüsünün yok olmasına neden olur.
Ekosistem Hizmetlerinin Durması: Arılar, kuşlar ve yarasalar gibi tozlaştırıcıların azalması, bitkilerin üremesini engeller. Leşçil hayvanların yok olması hastalıkların yayılmasına yol açar.
İstilacı Türlerin Artışı: Dengesi bozulan ekosistemlerde, yerli olmayan ve çevreye zarar veren istilacı türlerin yayılması kolaylaşır.
Genetik Çeşitliliğin Azalması: Tür kaybı, ekosistemlerin hastalıklara ve iklim değişikliğine karşı direncini düşürür.
Habitat Yapısının Bozulması: Filler veya kunduzlar gibi "ekosistem mühendisi" türlerin yok olması, yaşam alanlarının fiziksel yapısını değiştirerek birçok canlının yuvasını kaybetmesine neden olur.
Bu süreç, sadece yaban hayatını değil, besin üretimi ve su döngüsü gibi insan yaşamı için gerekli kaynakları da tehdit etmektedir.
O zaman Ekolojik denge neyi ifade eder diye bir soru gelirse, şöyle cevap verilebilir;; Bir ekosistemdeki canlılar ve çevresel faktörler arasındaki dengeyi ifade eder. Bu denge, doğal yaşamın sürdürülebilirliğini sağlar ve ekosistemlerin sağlıklı işleyişine imkân tanır.
Ekosistem, canlıların (bitkiler, hayvanlar, mikroorganizmalar) ve çevresel faktörlerin (hava, su, toprak) karşılıklı etkileşimiyle oluşur. Ekolojik dengenin bozulması, biyoçeşitliliğin azalmasına, habitat kaybına ve çevresel felaketlere yol açabilir.
Bu dengeyi sürdürebilmek için ekosistemdeki her birey, diğerleriyle uyum içinde yaşamaya devam etmelidir. Örneğin, bitkiler, hayvanlar ve mikroorganizmalar arasında sürekli bir enerji ve madde alışverişi gerçekleşir.
Bu denge, su döngüsü, karbon döngüsü gibi doğal döngüler aracılığıyla sağlanır. Ancak insanlar, sanayileşme ve çevreye yönelik tahribatlar yoluyla bu dengeyi tehdit edebilir.
Ekolojik denge, sadece çevreye olan etkiler değil, aynı zamanda insan sağlığı, tarım ve hayvancılık gibi sektörleri de doğrudan etkileyen bir kavramdır. Bu dengeyi korumak, sürdürülebilir bir gelecek için kritik öneme sahiptir.
Demek ki dünya her şeyle bir bütündür. Yani insanı ile yılanı ile vaşağı, kurdu ile ayısı ile faresi ile ve böceği ile dengeyi sağlar.
Bundan dolayı, Ekolojik dengeyi korumak için de çevre bilincinin artırılması, doğa dostu üretim ve tüketim alışkanlıklarının benimsenmesi gereklidir.
Evet, bu çerçevede ve bu bilinçle konunun duyarlılığına sahip olan gençlerimiz ve ayrıca UNDPGEF ulusal koordinatörü Sayın Z.Bilgi Buluş Hanım Efendi birleşmiş milletler kalkınma programı çerçevesinde, Ağrı dağındaki nesli tehlike altında olan hayvan türlerinin korunması projesini uygulamaya koymuşlardı.
Ulusal katılımlı final toplantısı olan bu toplantıyı seyrederken tertipleyen ekip adına gururlandım.
Bir taraftan resimlerini slâyt gösterisini izlerken aynı zamanda diğer çalışmaların sonuçlarını düşünmeye başladım. İçim açıldı ümitlendim.
Çünkü bundan böyle bölgede özellikle Ağrı dağında, bilinçsizce avlama sonucu yok olma durumu ile karşı karşıya kalan, bölgemizin ve Ülkemizin zenginliği, Dünyamızın doğal dengesinin bir parçası olan yabani hayvanların yok olmasının önüne geçilerek nesillerini kurtarmış oluruz.
Bu nedenle Ağrı dağında ki; Ayı, vaşak, çengel, boynuzlu dağ keçisi, yabani keçi, yabani koyun, kaya sansarı, porsuk, yaban domuzu, kır tavşanı, Arap tavşanı, çayır delicesi, kadife ördek, ürkeklik, kınalı keklik, kaya kartalı, turna ve şahin gibi hayvanları hoyratça avlayanlara bu tür toplantılarla bu hayvanların her biri bir değer olduğu, bu değerlerin doğa dengesinin birer unsuru olduğu, doğal dengenin ise hayatımızda çok önemli yeri olduğunu ve bundan ötürü hayvanları koruyarak Ekolojik dengeyi sağlama bilinci verilmeli.