İnsan, çoğu zaman kendisini hazır bir varlık gibi düşünür. Doğmuş olmak, tamamlanmış olmak değildir. Tamamlandığını ve kemale erdiğini iddia eden her şey, bir yanılsamadır, yanılgıdır ve yalandır. İnsan, tamamlanmamıştır, mükemmel değildir.İnsan olmak için, tamamlanmış ve mükemmel olduğunu iddia eden her şeyin reddedilmesi gerekmektedir. İnsan, sürekli olarak kendini kuran ve oluşturan bir varlıktır. İnsan, deneyimler, üretir, değiştirir, dönüştürür. İnsanın deneyimlediği her şey, sadece yaşam değil, emektir. İnsan emeğinin ışığında düşüncesini, inancını, idealini, arzusunu, tutkusunu, benliğini şekillendirir. İnsan her şeyin ölçüsüdür. İnsanın ölçüsü, emektir.
Emek, sadece bir ekonomik geçim faaliyeti değildir. Emek, insanın kendini açığa vurma ve var etme biçimidir. İnsan, taş gibi olmuş bitmiş bir nesne değildir.İnsan bitmeyen ve tamamlanmayan bir süreç gibi sürekli olarak oluşandır. İnsan, emeğiyle dış dünyaya müdahale ederken aynı zamanda kendi iç dünyasını ve beniliğini de yaratmaktadır. Kendini ve doğayı düşünen insan, kendini kurar ve dönüştürür. İnsanın dönüşümü, mekanik olarak değil, varoluşsal olarak gerçekleşir Esas önemli olan şey, insanın ne ürettiğinden ziyade, üretirken neye dönüştüğüdür.
İnsanın tamamlanmış, kemale ermiş ve mükemmel bir özü yoktur. İnsan, hiçbir zaman tamamlanmayacaktır. İnsan, hiçbir zaman mükemmel, kusursuz ve yanılmaz bir varlık olmayacaktır. İnsan, tamamlanma ihtimalini sevmiştir. Tamamlanmamışlık sayesinde varlık durağan değil, akış halindedir. İnsan, akışın ve değişimin farkındadır. Sürekli akışkanlık içinde olmak, insanı güçlü kıldığı gibi, aynı zamanda onu kırılgan da yapmaktadır. İnsan, yaşadığını problem haline getirme yeteneğine sahiptir. Yaşadığını problem haline getirme yeteneği, hayatı yaşanılır ve değerli kılmaktadır.
İnsanın emeğiyle bağını koruması, insan kalmak için önemlidir. Ürettiği şeyle bağını koruyan insan, kendisiyle ve doğayla ilişkisini koruyabilir. Emeğiyle bağını korumak, salt ekonomik değildir. İnsan, emeğiyle varoluşsal ilişkisini korumalıdır. İnsan, emeğinin ve eyleminin içinde özne olma mücadelesinden vazgeçmemelidir. Emeğinin ve eyleminin ürününe yabancılaşan insan, aslında kendi üretme, var etme ve yapma gücüne de yabancılaşmaktadır. Emeğe yabancılaşma, varlığın çözülüşü, çürümesi ve çöküşüdür.