KUR’AN’ın “NEFSUN VAHİDETUN” KAVRAMININ HAYKIRDIĞI MESAJ! SADECE MÜMİNLER DEĞİL, TÜM İNSANLAR KARDEŞTİR! - 3
MAKALE
Paylaş
20.05.2026 12:31
453 okunma
Dr. Hasan Eryılmaz

Nefs-i vâhidenin  kim olduğu hususunda çeşitli yorumlar yapılmıştır:   4.1. Nefs-i Vâhide Âdem’dir. Müfessirlerin kahir ekseriyeti bu görüştedir…   4.2. Nefs-i Vâhide Erkek Türüdür(s.122)…   İlk dönem müfessirlerinden itibaren nefs-i vâhidenin Âdem olduğu kabul edilmekle birlikte, bu tabirle “herhangi bir erkek”in kastedilmiş olabileceği ihtimalinden de söz edilmiştir…  “Nefsin vâhidetin” ifadelerinden biriyle de “kişi” anlamının kastedildiği kesindir( Lokman 28). Bu durumda diğer nefs-i vâhide kavramlarını da “kişi” anlamında ele almak en doğru olanıdır(s.123)...  Bizim kanaatimize göre ise söz konusu âyetlerdeki nefs kelimesiyle tür kastedilmiştir(s.124)…    4.3. Nefs-i Vâhide İnsanlık Özüdür. Süleyman Ateş’e göre insanın aslı olan ilk canlı, Bayraktar Bayraklı’ya göre bir cevher,  Abdülkadir Karakuş’a göre tüm varlıkların yaratıldığı tek bir öz,  Hidayet Şefkatli Tuksal’a göre erkek-dişi olma potansiyelini de içinde barındıran temel bir canlı öz,   Sadık Kılıç’a göre de erkek ve kadın cinslerinin ortak kaynağı, ilk fıtri ve kök (materia prima) malzeme(s.124) …   Nefs-i vâhidenin “insanlık özü” olduğunu ileri sürmek Hz. Âdem’in topraktan yaratıldığını inkâr… anlamına gelir.  Âdem ve Havva’nın bu özden yaratıldığı ifade ediliyorsa…  topraktan  nefs-i vâhide, nefs-i vâhideden de Âdem ve Havva yaratıldı deniyorsa, yaratılış evreleri üçe çıkarılmış olur ki, Kur’an’da her iki durumdan da söz edilmez...  4.4. Nefs-i Vâhide İlk Organik Bileşiktir. Mustafa İslamoğlu’na göre, nefs-i vâhide Âdem değil, O’ndan yaratıldığı ifade edilen eş de Havva değildir(s.125)… İslâmoğlu’nun yorumunun çelişki içerdiği açıktırBirinci olarak bütün insanların bu ilk yaratılan hücreden yaratılması gerekir ki, böyle bir durum tenasül gerçekliğine aykırıdır. İkinci olarak Havva’nın ilk hücreden yaratılandan yaratılması gerekir. Üçüncü olarak nefs-i vâhideden sadece Âdem’in değil, onunla birlikte başka insanların da üreyebildikleri kabul edilmiş olur. Dördüncü olarak insanların Hz. Âdem ve eşinden türedikleri inkâr edilmiş olur. İslâmoğlu birinci ve ikinci yaratılışı karıştırmıştır. Nefs-i vâhide âyetlerinde sözü edilen yaratma tamamen Hucurât 13 âyetinde insanların bir erkek ve bir dişiden yaratılmasını anlatan ikinci yaratılıştır(s.126).  4.5. Nefs-i Vâhide Embriyodur. İbrahim Sarmış’a göre nefs-i vâhide’den yaratılma, ne Âdem’in kendisinden ve kaburga kemiğinden, ne aynı özden yahut aynı cinsten, ne de suda oluşan ilk hücreden yaratılma olmayıp… Enʻâm 98 âyetinde belirtildiği gibi, erkeğin ve kadının sulbünde karar kılmış (müstakar) olan sperm ve yumurtanın ana rahminde buluşup döllenerek doğuncaya kadar burada emanet bıraktığı (müstavdaʻ) embriyo’dur...  Öncelikle Kur’an’da yüzlerce defa geçen nefs kelimesinin emriyo anlamında kullanıldığı varid olmadığı gibi bu anlamda kullanmaya da uygun bir kelime de değildir. İkinci olarak Kur’an insanın meniden ve nutfeden yaratıldığını müteaddid defalar beyan etmiştir. Embriyodan yaratılma meniden yaratılmanın ikinci aşamasıdırÜçüncü olarak Sarmış… ilk insanların erkek ve kadın olarak toprak ve suyun çeşitli aşamalardan geçtikten sonra meydana geldiğini bir önyargı olarak kabul etmektedir, embriyo iddiası gereksizdir…  Dördüncü olarak Nisâ 1 âyetinde nefs kelimesinin yerine embriyo kelimesini koyduğumuz zaman mâna “Sizi tek bir embriyodan yaratan, bu embriyodan da onun eşini yaratan.” şeklinde olur. Buna göre embriyo yoluyla yaratılan ilk erkek ve ilk kadının aynı embriyodan yaratılmış olması sonucunu doğurur ki, ne âyetin maksadıyla ne de Sarmış’ın yorumuyla uyuşmaz(s.127)…  SonuçKur’an’da insanın iki aşamalı yaratılışından bahsedilir. Birinci aşamada Hz. Âdem ve eşi (Havva) yaratılmış; ikinci aşamada ise diğer insanlar tenasül yoluyla bu ikisinden türemiştir. Hz. Âdem’in topraktan yaratıldığı açıkça ifade edilmekle birlikte eşinin neden yaratıldığı konusunda açık bilgi yoktur… Müfessirlerin kâhir ekseriyeti nefs-i vâhidenin Âdem; ondan yaratılan eşinin de Havva olduğunu belirtmişlerdir… Çalışmamız sonucunda edindiğimiz kanaate göre nefs-i vâhide “her bir erkek”, eşi “bu erkeklerin eşleri”dir. Bu kanaatimizde etkili olan deliller şunlardır: … Nefs-i vâhide âyetlerinde geçen nefs kelimesinin nekire olması, bu kelimesiyle işaret edilen kişinin belirsiz bir kişi olduğunu gösterir. Eğer bu kelime ile Âdem kastedilseydi ifadenin “mine’nnefsi’l-vâhideti: bilinen bir kişiden” veya “min Âdem’e: Âdem’den ” şeklinde gelmesi gerekirdi…  Aʻrâf 189-190’ıncı âyetlerde nefs-i vâhide ve eşine sağlıklı bir çocuk verildiği zaman çocuk konusunda Allah’a ortak koştukları belirtilmektedir. Âdem ve eşi Allah’a ortak koşmadıklarına göre, (bu) âyette geçen nefs-i vâhide ve ondan/onun cinsinden yaratılan eşi Âdem ve Havva değildir. Yüce Allah açık ve net bir şekilde “insanı bir erkek ve bir dişiden yarattığını” (Hucurât 13) beyan etmiştir. İnsanın nefs-i vâhideden, onun eşinin de onun cinsinden yaratıldığını ifade eden âyetler bu âyetin farklı bir versiyonu gibidir… Klasik müfessirlerin çoğu “haleka/ceʻale minhâ zevcehâ: eşini ondan yarattı” ifadesindeki “minhâ” lafzını  “onun uzvundan” şeklinde anladıklarından, Havva’nın Âdem’in bedeninden yaratılmış olduğu kanaatine sahip olmuşlardır. Kadının kaburga kemiğinden yaratıldığına dair rivayetler ile Tevrat’ta bu yöndeki ifadeler de bu kanaatin oluşmasında yardımcı olmuştur. Oysa Kur’an’daki benzer âyetlere bakılsaydı “minhâ: ondan” ifadesiyle “min cinsihâ: onun cinsinden” anlamının anlaşılması zor olmazdı. … Allah sizin için kendi (cinsi)nizden eşler yarattı”(Nahl 72, Rûm 21, Şûrâ 11) gibi âyetlerin başka bir versiyonu gibidir.  Râzî’ye göre bir şeye işaret, bazen şahsına bazen de türüne olur. Râzî nefs-i vâhideyi Âdem’in şahsına işaret etmesi anlamını tercih etmiştir(s.129). Ancak âyetlerin geneline bakıldığında türüne işaret etmesinin daha isabetli olduğunu söyleyebiliriz. Son asırlarda bazı müfessir ve araştırmacılar evrim teorisiyle ilişkilendirerek nefs-i vâhide ifadesiyle Âdem ve Havva’nın veya ilk insanların kendisinden meydana geldiği insanlık özünün, ilk organik bileşik olduğunu ileri sürmüşlerdir. Kur’an’da 224 yerde geçen nefs… böyle bir mânaya delâlet etmemektedir. Nefs kelimesinin farklı anlamları olsa bile, bunların tamamı bir şahsı veya şahsın özelliklerini ifade etmektedir. Geçmiş müfessirler de nefis-i vâhidenin bir şahıs olduğunu söylemişlerdir. Lokman 28’deki “nefsin vâhidetin” ifadesi kesin olarak “bir tek kişi” anlamına gelmektedir. Bu ifadenin diğer âyetlerde aynı anlamda kullanıldığı dikkate alınmalıdır. Sonuç itibariyle nefs-i vâhide tabiri “her bir erkeği”, “onun eşi” de bu erkeklerin eşlerini ifade etmektedir     ””” (s.129).

Ali Bakkal’ın makalesi iyi bir tarama olduğu için, bilgi vermek maksadıyla biraz uzun alıntıladık. Ancak, “nefs-i vâhide tabiri her bir erkeği, onun eşi de bu erkeklerin eşlerini ifade etmektedir” hükmüne katılmıyor, Râzî’nin nefs-i vâhide Âdem’dir hükmüne katılıyoruz. Bu konu kitabımızın 134-154. sayfalarında bu şekilde işlenmişti. Kitabın basımından bir yıl sonra Ali Bakkal makalesi basıldığı için, ancak bu incelememizde gördük ve değerlendirme imkânı bulduk.

Yukarıda özetlediğimiz “nefs” ile ilgili ayetler taramasının ortaya koyduğu gibi, insanla ilgili kullanıldığı her yerde, “nefs” insanın eti-kanı-canıyla bütünü demektir. İnsanın yaratılışı ile ilgili olarak zikredilen cansız “yedi farklı toprak” çeşidi de, insan dâhil tüm canlıların yaratılışının esası olan, ancak kendi cansız olan “su” da nefs değildir, hiçbir ayette de bu anlamda geçmez. Piyasada var olan birçok mealde “nefsi vahide” için verilen, ne olduğu belirsiz, çamurdan ölü bir “öz” karşılığı kesinlikle yanlıştır. Ali Bakkal hocanın dediğinin aksine,  Âl-i İmrân 59 ayetinde “Âdem” ismi anılarak açıkça belirtildiği gibi, Âdem çamurdan yaratılmıştır ve bu çamur da, bir öz olmakla beraber asla canlı bir “nefs” değildir ve dolayısıyla ruh üflenerek can verilen, ayağa kalkan, anasız-babasız yaratılan Âdem, ilk nefsdir yani “nefs-i vâhide”dir. Belki İslamoğlu’nun dediği gibi “canlı ilk organik hücre” olduğu ileri sürülebilir ama onunla ilgili Ali Bakkal hocanın tenkitlerine katılıyorum. Ayrıca dünyada milyonlarca senedir,  binlerce tür tek hücreli bakteriler yaşıyor ve bırakınız Âdem atamızı, tek hücrelilerden, herhangi bir gelişmiş çok hücreli ve doğurgan en basit bir hayvanın yaratılışı bile açıklanabilmiş değildir. Ayrıca, tek hücreden bölünerek oluşacak yeni hücre de, onun yaratılış olarak her bakımdan eşitidir ama, asla Aʻrâf 189 ayetinin “kendisi ile huzur bulsun diye eşini de ondan var edendir” diye sözünü ettiği huzur bulacak zevcesi değildir. Âl-i İmrân 59 ayetinde topraktan yaratılanın adı açıkca “Âdem” olarak söylenmiştir ki,  çoğul Âdemler değil, tekil Âdem’dir, yani “nefsi vahide”dir ve herhangi bir insan cinsini değil doğrudan birey olarak Âdem atamızı gösterir. Yine A’râf 11’de Allah, adıyla sanıyla zikrederek, Âdem’e niye secde etmedin diye sorunca Şeytan, A’râf 12’de “çünkü ateşten yarattığın ben, çamurdan yarattığın ondan daha hayırlıyım” cevabını vererek isyan etmiş ama açıkça, topraktan yaratılanın da tekil olarak Âdem olduğunu itiraf etmiştir. Âl-i İmrân 49 ayeti, Îsâ (a.s.) çamurdan kendi eliyle yaptığı kuş heykeline üflediğinde Allah’ın izniyle canlı bir kuş haline geldiğini belirtirken, kimilerinin, Allah’ın ayetle belirttiği Âdem’i çamurdan nefsi vahide olarak yaratmasını bir türlü kabullenemeyişleri, doğrusu şaşılacak bir durumdur. Yani nefs, Âdem’in yaratıldığı ölü balçık değil, insanlığın başlangıcı olan Âdem’in kendisidir, ilk nefsdir,  yani “nefsi vahide”dir. Bu nedenle de yine Kur’an, sonraki nesilleri  “Beni Âdem” yani Âdem’in çocukları olarak adlandırıyor (A’râf 26,27,31,35,172 ve Yâsîn 60). İlaveten Beni Ahmet, beni Ali, beni İblis, beni Cibril gibi herhangi başka bir isim de geçmiyor. Bu gerçek, çok sayıda Âdem’in olmadığını, tartışmaya gerek kalmayacak şekilde açık olarak ortaya koyar. Yani biz çok sayıda Âdem’lerin değil, tek sayıda Âdem’in çocuklarıyız. Dolayısıyla İslamoğlu’nun, şii âlim İbnu’l Velid’den aktardığı gibi, 12 adet Âdem de yoktur ve onların atık sularından yaratılmış kadın eşler de yoktur, Ayrıca İbn-i Arabi, Fütühatı Mekkiye kitabında, bu sayıyı 100 bine çıkarıyor (https:// islamdergisi.com/ genel/ademden-once-100-bin-adem-konusu/). Halen tek Âdem’i bile açıklayamazken, 12 ya da 100 bin Âdem ve eşlerini nasıl açıklayacağız. Bazıları soruyor “Allah istese olmaz mı?”  Olur tabii, olur ama Allah öyle dilememiş, topraktan Âdem atamızı nefsi vahide olarak yaratmıştır. Evet, Allah çamurdan yarattığı bu Âdem’i, doğrudan nefsi vahide olarak isimlendirmemiş ama,  Âl-i İmrân 59 ayetinde ölü çamurdan yaratılan canlının yani nefsin Âdem atamız olduğu çok açık. Ayetler doğru bir şekilde birbirine bağlanınca çıkan sonuç böyle…  Pazılın parçaları doğru yerine konmazsa sayı 100 bini de geçer.

Belirsiz olan, Havva anamızın yaratılışıdır. Yukarıda alıntıladığımız gibi Caʻfer es-Sâdık’a göre Havva, Âdem’in yaratıldığı topraktan yaratılmıştır. Prensipte evet olabilir, ama ayet Âdem’in eşinin nefsi vahiden yaratıldığını söylerken, “nefs” de yukarıdaki taramamızın gösterdiği gibi toprak olmadığına göre, bu hüküm de boşa düşer. Tek şık kalıyor:  Âdem’in eşi, nefsi vahide olan Âdem’ den yaratılmıştır… Bu noktada “kaburga kemiği” hadîsine, ne evet ne de hayır diyemiyorum. Kitabımda işlediğim gibi, sadece erkeklerin (burada Âdem’in), cinsiyet hücrelerinde var olan ve dizilişleri de kaburgaların dizilişleri gibi olan “XY” kromozomunun, dişilik özelliğini taşıyan “X” parçasından, henüz biyolojik olarak bilmediğimiz bir yöntemle, Âdem babamızın bir cüzünden Havva anamız yaratılmış olabilir diye düşünüyorum. Zira 1996 yılında İskoçya’da üç ayrı dişi koyundan, Dolly adı verilen dişi bir bebek kuzu imal(!) edildi. Detayını kitabımda 140-142. sayfalarda verdiğim bu biyolojik denemede, dişi bir koyunun memelerinden alınan bir hücrenin çekirdeği, bir başka dişi koyunun önceden çekirdeği çıkarılmış boş yumurta hücresine naklediliyor, sonra elektrik şoklarıyla tüp içinde, karma hücrenin çoğalması başlatılıyor ve çoğalması başlamış bu bebek adayı nutfe, bebek olarak gelişimini tamamlaması için, üçüncü bir koyunun rahmine yerleştiriliyor. Sonunda sağlıklı dişi bir bebek dünyaya geliyor. Dolayısıyla Ayet adını açıkça “Âdem” diye anmış olmasa, insanın nefsi vahideye, Arapçanın gereği olarak dişilik anlamı da taşıdığından, “Havva” diyesi bile geliyor. O takdirde, nefsi vahidedeki “nefs” sadece Arapça kelime anlamıyla değil, hakiki anlamıyla da dişil olacak ve tam yerini bulacaktı. Ama elimde hiçbir delil olmaksızın böyle bir iddiada bulunamıyorum.  “Allah, sizi bir tek nefisten (kişiden) yaratan ve kendisi ile huzur bulsun diye eşini de ondan var edendir”(Aʻrâf 189) ayeti de, Âdem’den Havva’nın yaratılış nedenini açıklıyor: Huzur bulsunlar diye. Bize göre konu açık ama yine de, Allah bilir. Ancak Âdem babamız ve Havva anamızdan bahseden ayetlerin tümünde “istisnasız”, onlar için daima, ikisi anlamında “huma” ve “kuma” zamirleri  kullanılır ve asla çoğul Âdemler  ve Havvalar anlamda “hum” ve “kum” zamirleri kullanılmaz. Çağdaş kimi ulemanın görmezlikten geldiği bu gerçek, bu konuda çok önemli bir delildir. Yani sonraki Âdemoğullarının sadece iki atası vardır:  Âdem ve Havva!.. İster Âdem’den Havva yaratılmış olsun ki bizce öyle, ister aynı bir özden ikisi de ayrı ayrı yaratılmış olsun, sadece Âdem ve Havva. Ayrıca laboratuarlarda yüzlerce insanın DNA araştırmasında, hepsinin kökeninin bilimsel olarak tek bir erkekle tek bir kadın olduğu da ortaya çıkıyor. Ve yine dünyaca ünlü SCİENCE bilim dergisinin 2006 yılında DNA analizlerine dayanan bir makalesinde (Karaçay B., 2012, Yaşamın Sırrı DNA, TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları, 3. Basım, Ankara, s.62) bugünkü insanlığın, “maymunumsu neanderthal” yaratığı ile hiçbir alâkası olmadığı ortaya konuyor(Eryılmaz, s.157-158). Yani cesedi bozulmadan buzlar içinde kalan, insan türüne en yakın tür olan ve karbon testlerine göre insanlığın ilk zamanlarında henüz yaşamakta olan neanderthal yaratığıyla bile insan DNA’ları birbirinden farklıdır. Her ne kadar Darwinist insanımsı-maymunumsular kızaracak-bozaracak olsa da, hem Kur’ani hem de bilimsel gerçekler, net sonucu ortaya koyuyor: Tüm insanlar bir tek baba ve anadan, yani Âdem-Havvâ çiftinden yaratılan kardeşlerdir. Ayrı şekil, renk, ırk ve dilde olmaları bunu inkâr etme gerekçesi olamaz. Bu farklılık, bir annenin ayrı yumurta ikizi çocukları gibi veya çok yavrulayan kedi-köpek benzeri hayvanlardan bir annenin, doğurduğu yavrularının birbirinden farklılığı gibi bir olaydır. Allah insan DNA yapısına 22000 civarında gen kodlamış, ana karnında bebeğin yaratılışı esnasında, bu genlerden istediğini etken hale getirerek, istediği biçim ve renklerde milyarlarca farklı insan yaratmaktadır. Bu, renksiz tek bir güneş ışığının tayfının, kırmızıdan mora onlarca farklı renge ayrışması gibidir.  Yoksa hepsi de biyolojik olarak kardeştirler. Hem Kur’ani hem de bilimsel gerçeklere rağmen, “tek Âdem-Havvâ çifti” gerçeğinin, çağdaş kimi akademisyenler tarafından kabulünde en önemli engel, Âdem ‘in çocuklarının “kardeş evliliği” konusudur ki, kitabımızın 148-152 sayfalarında yeteri kadar açıklanmıştır. Kısaca, “Nuh kanunları” olarak anılan ve hem ilk yaratılış hem de tufan sonrası, geçici ve zorunlu bir çözüm olan kardeş evliliği, Sina Ahdi ile, Musa (a.s.) zamanında “Tevrat, Levililer 18/6-20.” ayetleriyle nesh edilmiştir. (Cihat Şeker, “Yahudilikte Evlilik ve CinsellikAnlayışı/Ahlakı”,İLTED,Erzurum2015/2,  sayı:44,ss.247-271. https://dergipark.org.tr/tr/ download /article-file/296836).  Her ne kadar birileri “israiliyyat” diyerek bunu reddetse de o çağlarda hem Mısır’da hem Zerdüş İran’da, kardeş evliliği yüz kızartıcı bir günah olarak görülmez, tam tersine, kral soyunun saflığını aşağı soylardan korumak için teşvik edilir ve bununla övünülürdü. Tarihi bir gerçek olarak Mısır kraliçesi asil(!) Cleopatra bile, 13 kuşaklık bir ensest soydan gelmekteydi. Mâide 48’de Allah şeraitleri değiştirdiğini beyan eder ki, Tevrat’da yasaklanan kardeş evliliği, aynı şekilde Kuran’da Nisâ 23 ayetiyle yasaklanmıştır. Bana göre kardeş çocuklarının evliliği bile doğru değil ama, Rabbimiz öyle takdir etmiş ve sadece kardeş evliliğini yasaklamış.

Sonuç

Çok açık ki önemli olan, bu biyolojik fıtri kardeşliğin Müslümanlar da dâhil tüm insanlığa öğretilmesi ve kabul ettirilmesidir. Müslümanlar bu mesajı tüm insanlığa taşımak zorundadırlar. Ama asıl önemlisi müslüman toplumların öncelikle bunu kabul etmeleri ve kendi aralarında tatbik etmeleridir. Âyetin belirttiği gibi üstünlük, ırkta-renkte değil, Allahın emirlerini uygulayıp yasaklarından kaçınarak, Allah rızasını kazanmış, iyi bir müslüman dolayısıyla da iyi bir insan olmakta, yani “takva” sahibi bir mümin olmaktadır. Maalesef, iyilerle kötülerin savaşı Habil ve Kabil’den beri devam ediyor, bundan sonra da devam edecek. Irkçılığı “biz Rabbin seçkin kullarıyız” diye kitabına yazmış bir tek yahudi kavmi vardı eskiden. Darwin’den beri, bu ırkçılık tüm dünyaya yayıldı ve insanlık gelişmiş ırklar-gelişmemiş ırklar olarak ayrıldı, kızıl-siyah-sarı derili olanlar soykırıma uğratıldılar. Maalesef bugün İnsan hakları sadece gelişmiş ülkelerin kendileri için geçerli.  Avro-Amerikan ülkeleri de zencileri-kızılderilileri-aborjinleri, daha doğrusu kendi çıkarlarına hangisi uygunsa o insanları gelişmekte olan maymunumsular saydılar ve sömürdüler, öldürdüler. Geri kalan, onların izin verdiği kadar lütfen yaşayabiliyor. Gözümüzün önünde Gazze’de açlık-susuzluk-hastalık ve bombalarla sivil insanlar yok ediliyor. Gücün yoksa hakkın da yok.              

Değişim, tüm insanların kardeşliğinden önce,  tüm İslamların kardeş olmalarından, gerçek bir “Ümmetün Vahidetün” olmalarından geçiyor. Gerçek “tek bir ümmet” olup, insanlığa örnek olmak gerekiyor. Bunun da lafla değil, fiilen ortaya konması gerekiyor. Bütün eksikliklerine, kusurlarına rağmen, İslam liderliğinin yüzyıl önce yok edilmesi; diğer İslam ülkelerinin korumasız, bizim de desteksiz kalmamızla sonuçlandı. Böylece şimdilik, “tek bir ümmet” olma şansımız da yok edilmiş oldu. Bu ümmet kardeşliğinin yeniden kurulması ancak, halkı İslam olan tüm ülkelerde, ırkçılığın haram olduğunu, vahdetin farz olduğunu(tabi kendilerini İslam sayıyorlarsa) ısrarla hatırlatmak, öğretmek ve adil olarak uygulamakla mümkündür. Gerçekten Müslümanlar kardeş “tek bir ümmet” olmadan, tüm insanlığın kardeşliği hayal olacaktır. Asıl olan en önce içimizdeki “Türk-Kürt-Laz-Çerkez-...” farklılıklarını, Allah’ın inkar edilemez bir ayeti olarak kabul edip, din kardeşliğini,Ümmet Vahdetini” yeniden kurmak…  Yerli ve yabancı şeytanlar istemese de… İnşallah… Allahuekber!!!

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya