
Baba, köylerindeki ilk mektebi henüz bitirmiş olan, 12-13 yaşlarındaki oğlunun iyi bir eğitim alarak, iyi bir hoca olmasını arzu etmektedir. Ancak çocuk, oldukça yaramaz, gözleri fıldır fıldır , durduğu yerde duramayan hiper aktif bir çocuktur. Ev ahalisini de yaramazlıklarıyla iyice bıktırıp usandırmıştır.
Civar köylerden birinde de kendisine gönderilen, henüz ilk mektebi bitirmiş çocuklara, biraz daha üst seviyede din eğitimi veren, tanınmış, ilim sahibi bir hocası vardır. Hoca Efendi bu işten ufak-tefek hediye kabul etmekte, fakat, her hangi bir ücret almamaktadır. Yıllardan beri bu işi yapmakta olan Hoca Efendi, bu konuda oldukça tecrübe sahibidir. Ve, bu tecrübeye dayalı olarak kendisine gönderilen bu çocukların, hangilerinin bu eğitimi almaya daha uygun olduğunu, az çok kestirebilmektedir.
Belki de, oğlunun evdeki yaramazlıklarından bıkıp usanmış olan baba, biraz da, baştan savıp kurtulmak amacıyla, elinden tutar ve doğru komşu köydeki bu meşhur hocaya götürür.
Hoca Efendiye oğlundan bahsederek, onun, gelecekte iyi bir hoca olmasını arzu ettiğini anlatır. Ancak; çocuğun yaramazlıkları, ilk defa geldikleri bu yabancı evde de sürmektedir. Bir müddet süren bu sohbetten sonra, baba Hoca Efendiye sorar :
-Nasıl Hocam, benim oğlandan da bir hoca olur mu ?
Daha odaya girer girmez, bu yaramaz çocuk hakkında ön fikir sahibi olan Hoca, sessiz kalmayı tercih eder. Bu arada çocuğun yaramazlıkları da devam etmektedir. Bir müddet sonra baba tekrar sorar :
-Nasıl Hocam, benim oğlandan da bir hoca olur mu ?
Hoca Efendi tekrar sükut eder. Baba üçüncü defa aynı soruyu ısrarla sorunca Hoca Efendi cevabını verir :
-ORTALIKTA NE ZAMAN HOCA KALMAZSA; İŞTE O ZAMAN SENİN OĞLANDAN DA BİR HOCA OLUR…
Muttalip USLU
ANTALYA