Boğaziçi Üniversitesi etrafında yaşanan tartışmalar, Türkiye’nin “beyaz mitoloji”lerinin deşifre olmasına ve çökmesine imkân tanıyabilir mi?
Şu âna kadar yaşananlara bakılırsa, ham hayal benimkisi. Ama yine de var bir ihtimal!
Çağdaş düşüncenin en cins kafalarından Derrida, “beyaz mitoloji” kavramını, Grek felsefesinin akıl üzerinden ürettiği “hurafeleri” deşifre etmek için önerir.
Grek felsefesinin akılcılığının, metaforik düşünme ve tahayyül biçimlerinin üstünü çizerek beyaz bir felsefî emperyalizm tarzı ürettiğini söyler.
Grek akılcılığının moderniteyi kuran akılcılığa evrilmesiyle, akılcılığın bir yandan tastamam bir epistemik emperyalizm biçimine dönüşerek, hâkim kültürel yapıları, dili, söyleyiş biçimlerini aklamaya yaradığını, ama öte yandan diğer bütün idrak biçimlerini ve dolayısıyla kültürel ifade şekillerini, dilleri, söyleyiş tarzlarını hasıraltı ettiğini, silip süpürdüğünü anlatır.
Burada kullandığım ifadeler ve kavramlar, bendenize ait: Akılcılığın aklamacılığa dönüşmesi, beyaz felsefî emperyalizm biçimi vesaire gibi.
“Silip süpürme, hasıraltı” metaforu, Derrida’nın “sahneden temizleme” metaforundan mülhem, elbette ki.
TÜRKİYE’NİN BEYAZ MİTOLOJİSİ: LAİKLİK
Modernitenin (özellikle de Aydınlanma düşüncesi üzerinden) kendini aklamak için başvurduğu “temizlik operasyonları”na benzer bir aklamacılık, karartma veya temizlik operasyonunu, bizim Boğaziçi’nin ve Kemalist laik çevrelerimizin beyaz mitolojilerini (=ezberlerini, saplantılarını, kalıp yargılarını) deşifre etmekte verimli ve zihin açıcı bir şekilde kullanabiliriz burada.
Türk modernleşmesi’nin Cumhuriyet’le birlikte sımsıkı sarıldığı beyaz mitolojisi (hâkim kılınan, dayatılan ezberi) laiklik.