İnsan kendisini Müslüman sayabilir. Dindar, iyi, dürüst, hatta takva sahibi olduğuna da inanabilir.
Peki, Rabbimiz kimi nasıl tanımlıyor? Asıl ölçü burada başlıyor.
Kur’an-ı Kerim’de bazı kullar için son derece dikkat çekici bir tabir kullanılır:
Rahman’ın has kulları...
Sabah namazı sonrası “Kur’an Okumalarım”da bu ifadeyi ve Rabbimizin o kullar için belirlediği temel ölçüleri yeniden gözden geçirdim.
Dikkatimi çeken şuydu:
Rahman’ın has kulları anlatılırken onların iddialarından, unvanlarından, kıyafetlerinden, makamlarından veya kendilerini nasıl tanımladıklarından söz edilmiyor.
Ölçü; kullukları, ahlâkları ve davranışları...
Önce Mü’minûn suresi… Burada Rabbimiz, “Gerçekten müminler kurtuluşa ermişlerdir.” müjdesiyle başlıyor ve kurtuluşa erecek müminlerin vasıflarını birer birer sıralıyor:
Namazlarında huşu içindedirler. Boş, gereksiz ve yararsız şeylerden yüz çevirirler. Zekât vermek için çalışırlar. İffetlerini korurlar. Emanetlerine ve ahitlerine riayet ederler. Namazlarına devam ederler.
Demek ki müminlik yalnızca bir aidiyet beyanı değil; namazdan iffete, emanetten ahde vefaya, insanın vaktini neyle geçirdiğinden malıyla ne yaptığına kadar hayatın tamamını kuşatan bir şahsiyet meselesidir.
Furkan suresine geldiğimizde ise bu şahsiyetin daha ayrıntılı çizildiğini görüyoruz.
Kur’an onları “Rahman’ın has kulları” olarak tanımlıyor.
Onlar yeryüzünde ağırbaşlılıkla yürürler. Kendini bilmez cahiller kendilerine lâf attığında onlarla didişmez, ‘selam’ deyip geçerler.
Dikkat buyurunuz:
Rahman’ın has kulu olmak yalnızca Allah ile kul arasındaki ibadetlerle tarif edilmiyor. İnsanın yeryüzündeki yürüyüşü, kendisine sataşana karşı tavrı bile kulluğun ölçüleri arasına giriyor.
Gecelerini Rableri için secde ve kıyamla geçirirler.
Harcamalarında ne büsbütün eli açık ne de eli sıkıdırlar; ikisinin arasında dengeli bir yol tutarlar.
Allah ile birlikte başka bir ilah edinip ona yalvararak dua etmezler. Allah’ın öldürülmesini haram kıldığı cana haksız yere kıymaz, zina etmezler.
Yalan yere şahitlik yapmazlar. Boş ve yararsız şeylerle karşılaştıklarında vakarlarını bozmadan oradan geçip giderler. Kendilerine hatırlatıldığında Rablerinin ayetlerine karşı ilgisiz ve duyarsız kalmazlar.
Ve sabrederler...
Bütün bunları yan yana koyduğumuzda Kur’an’ın inşa etmek istediği mümin şahsiyeti bütün berraklığıyla ortaya çıkıyor:
İbadet eden ama ahlâkı ihmal etmeyen...
Secde eden ama insanlar arsında kargaşa ve karmaşa çıkarmaktan kaçınan...
Kazanan ama savurmayan; malını koruyan ama cimrileşmeyen...
İffetini muhafaza eden, canı mukaddes bilen, yalana bulaşmayan...
Emanete ihanet etmeyen, verdiği sözün arkasında duran...
Cahille karşılaştığında onun seviyesine inmeyen...
Kendisine Allah’ın ayetleri hatırlatıldığında kalbini, kulağını ve gözünü hakikate kapatmayan bir insan...
İşte Kur’an’ın çizdiği mümin portresi!
Fakat üzerinde durulması gereken çok önemli bir husus daha var:
Rahman’ın has kulları, bütün bu vasıflara sahip oldukları hâlde kendilerini kurtulmuş saymıyorlar.
Korkuyorlar. Ümit ediyorlar. Ve dua ediyorlar:
“Ey Rabbimiz, cehennem azabını bizden uzaklaştır; şüphesiz onun azabı çok çetindir.”
Ayrıca, duaları yalnız kendileri için de değildir:
“Ey Rabbimiz, bize eşlerimizden, evlatlarımızdan gözümüzü aydınlatacak, gönlümüzü ferahlatacak nesiller ihsan ve ikram eyle. Ayrıca Sen bizleri, Sana saygısızlık etmekten sakınan duyarlı insanlara önder kıl.”
Ne muhteşem bir aile ve nesil tasavvuru!
İnsan yalnız kendisinin kurtuluşunu istemiyor. Eşinin, evladının ve kendisinden sonra gelecek nesillerin de göz aydınlığı olmasını diliyor. Bununla da yetinmiyor; iyiliğin, takvanın ve sorumluluğun öncülerinden olmayı istiyor.
Surenin sonunda ise insanı sarsan şu hitap geliyor:
“De ki, duanız olmasa, Rabbim size ne diye kıymet versin?”
Şimdi Kur’an’ı kapatıp aynayı başkasına değil, kendimize çevirelim.
Namazımızı, ahlakımızı, sözümüzü, ticaretimizi, harcamalarımızı, öfkemizi, dilimizi, ailemizi, emanet anlayışımızı ve iffetimizi bu ilahî ölçülerin karşısına koyalım.
Kendimize “Müslüman mıyız?” diye sormak kolay. Nüfus cüzdanımız da dilimiz de buna cevap verebilir. Asıl cevap, hayatımızda saklıdır.
Öyleyse soruyu değiştirip tekrar soralım:
Sahi, Rahman’ın has kullarının neresindeyiz biz?
Selam ve dua ile...
17.09.2026