Öz
Bu çalışma, “Mevlüt Uyanık'ın Felsefî Düşünceye Çağrı (Ankara: Elis Yayınevi, 4. Basım) 'sı Üzerine Eleştirel Bir İnceleme” olup, klasik bir kitap tanıtımının ötesine geçerek Türk düşünce tarihi ve felsefe eğitimi bağlamında eleştirel bir perspektifle incelemeyi hedeflemektedir. Makalenin temel iddiası, söz konusu eserin yalnızca felsefeye giriş niteliğinde bir ders kitabı olarak değil, aynı zamanda Türkiye'de modernleşme sürecinde ortaya çıkan epistemolojik kopuşlara ve düşünsel yabancılaşma sorununa yönelik metodolojik bir teklif olarak okunabileceğidir. Bu doğrultuda çalışmada, Uyanık'ın geliştirdiği felsefe anlayışı; gelenek, hikmet, hermeneutik ve eleştirel akıl kavramları ekseninde değerlendirilirken yapay zekadan da destek alınmıştır.
Makalenin özgün katkısı, yazarın bu eserde doğrudan kullanmadığı, ancak diğer metinlerinde değindiği "yaralı bilinç’ten yarılmış bilince: epistemik yarılma" kavramına yönelik olacaktır. Bu kavram, modern eğitim süreçlerinde bireyin tarihsel-kültürel aidiyetleri ile akademik bilgi sistemleri arasında yaşadığı zihinsel bölünmeyi açıklamak amacıyla analitik bir çerçeve olarak önerilmektedir. Bu kapsamda eser, Hilmi Ziya Ülken, Nurettin Topçu, Erol Güngör, Takiyettin Mengüşoğlu ve Ahmet İnam gibi Türk düşünürlerinin yaklaşımlarıyla; ayrıca Michel Foucault, Alasdair MacIntyre, Hans-Georg Gadamer, Paul Ricoeur ve Thomas S. Kuhn'un kuramsal yaklaşımlarıyla karşılaştırmalı biçimde değerlendirilmektedir.
Çalışma sonucunda, Felsefî Düşünceye Çağrı'nın Türkiye'de felsefe eğitiminin yerel düşünce gelenekleriyle yeniden ilişkilendirilmesine yönelik önemli bir metodolojik katkı sunduğu; bununla birlikte çağdaş analitik felsefe, zihin felsefesi ve güncel epistemoloji tartışmalarıyla daha güçlü bir ilişki kurmasının eserin kuramsal kapsamını genişleteceği sonucuna ulaşılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Felsefe eğitimi, Mevlüt Uyanık, Türk Düşüncesi, epistemolojik kriz, epistemik yarılma, hermeneutik
1. Giriş
Felsefe eğitimi, yalnızca belirli filozofların görüşlerinin aktarılmasını amaçlayan bir öğretim faaliyeti değildir. Aynı zamanda bireyin bilgiye, hakikate, geleneğe ve yaşadığı topluma ilişkin kavrayışını biçimlendiren temel entelektüel süreçlerden biridir. Bu nedenle herhangi bir ülkedeki felsefe eğitiminin niteliği, yalnızca akademik dünyanın değil, aynı zamanda o toplumun düşünce üretme kapasitesinin de önemli göstergelerinden biri olarak değerlendirilebilir.
Türkiye'de modernleşme süreciyle birlikte eğitim kurumlarında yaşanan dönüşümler, felsefe öğretimini de doğrudan etkilemiştir. Tanzimat'tan itibaren başlayan ve Cumhuriyet döneminde kurumsal bir nitelik kazanan eğitim reformları, Batı düşüncesinin farklı ekollerini Türk yükseköğretimine taşımış; bunun yanında klasik İslam düşüncesi ve yerli entelektüel mirasın yeni eğitim sistemi içerisindeki konumu uzun yıllar tartışma konusu olmuştur. Bu durum, Türk düşünce hayatında gelenek ile modernlik, yerellik ile evrensellik ve din ile felsefe arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağına dair farklı yaklaşımların ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Hilmi Ziya Ülken, Nurettin Topçu ve Erol Güngör gibi düşünürlerin eserlerinde bu mesele farklı yönleriyle ele alınmış; Türkiye'nin düşünsel gelişiminin, ne geçmişin bütünüyle reddedilmesi ne de modern dünyanın bütünüyle dışlanması üzerinden sağlıklı biçimde ilerleyebileceği vurgulanmıştır.
Bu tartışmalar, son yıllarda yalnızca eğitim politikaları açısından değil, aynı zamanda bilgi felsefesi ve düşünce tarihi bakımından da yeniden önem kazanmıştır. Michel Foucault'nun bilgi sistemlerinin tarihsel oluşumuna ilişkin analizleri ile Alasdair MacIntyre'ın gelenek ve rasyonellik arasındaki ilişkiye dair değerlendirmeleri, farklı düşünce geleneklerinin kendi iç tutarlılıkları içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Benzer şekilde Hans-Georg Gadamer'in hermeneutik yaklaşımı, düşünce geleneklerinin geçmişten devralınan anlam ufuklarıyla kurulan diyalog sayesinde canlılığını koruyabileceğini göstermektedir.
Bu kuramsal arka plan içerisinde Mevlüt Uyanık'ın Felsefî Düşünceye Çağrı adlı eseri dikkat çekici bir yerde durmaktadır. Önsöz’de felsefi düşüncenin öncüllerini ve ilkelerini anlamak” derken aslında kitabın yazılış tarzını da söylemesinden bunu anlıyoruz. Felsefi akımlar, tarihi dönemleri bir felsefe tarihi kitabı şeklinde vermek yerine, felsefi düşüncesin belirli problemlerini ve konularını merkeze alarak işlevsel hale getirilmesini önceler. Bu tür bir tercihin nedeni, felsefeyi, “önemli ve öncel olanı belirlemek ve bunlar çerçevesinde bir hayat tarzı kurgulamak için temel inanç ve varsayımların neler olduğunu incelemek, bunları tanımlamak, alternatif bakış açılarını karşılaştırarak eleştirel bir şekilde değerlendirmek” şeklindeki tanımlar. Dolayısıyla eser, yalnızca felsefenin temel kavramlarını tanıtmayı amaçlayan bir ders kitabı olmanın ötesinde, felsefi düşünmenin bireyin kültürel aidiyetleriyle çatışmadan geliştirilebileceği yönünde metodolojik bir öneri sunmaktadır.
İlahiyat fakültesinde öğretim üyesi olan Uyanık'ın felsefeyi dinin doğrularını tasdik etmek için kullanılan ek bir disiplin olmadığını özellikle vurgulaması ilginçtir. “Bir hususta belirli bir sabit fikre saplanıp kalmanın son tahlil de tasvip edilmeyen şeyleri de savunmaya kişiyi mahkum eder” ilkesinden hareketle ve böyle bir duruma da düşmemek gayesiyle, felsefi düşünce hakkında temel bir bilgilenmeyi hedeflediğini belirtir. Ona göre felsefenin amacı ne bir bağlanma ne de mutlak bir kurtuluş sağlamak değildir. Bilakis amaç, varsa bu tür bir bağlanmanın kökenine inmek, akla uygun olan ile akıl üstü ve akıldışı seçeneklerden en uygun olanı seçmeye dair yetiyi geliştirmek, böylece Din ile Felsefe arasındaki ilişkinin yeniden düzenlenmesine yönelik bir adım atmak; her birinin kendine özgü öncülleri ve ilkelerini anlamaya çalışmaktır. Görüldüğü üzere onun yaklaşımında felsefe; dogmatik kabullerin reddi kadar, tarihsel ve kültürel sürekliliğin de bütünüyle terk edilmediği eleştirel bir düşünme faaliyeti olarak temellendirilmektedir. Bu yönüyle eser, Türkiye'de felsefe eğitiminin hangi kavramsal zeminde yeniden inşa edilebileceğine ilişkin güncel tartışmalara katkı sunma potansiyeli taşımaktadır.
Bu makalenin temel iddiası, Felsefî Düşünceye Çağrı'nın yalnızca bir "felsefeye giriş" kitabı olarak değerlendirilmesinin eserin düşünsel kapsamını açıklamakta yetersiz kalacağıdır. Çalışmada, eserin Türkiye'de modernleşme sürecinde ortaya çıkan bilgi anlayışı sorunlarına ve kültürel süreklilik tartışmalarına yönelik metodolojik bir teklif içerdiği ileri sürülmektedir. Bu çerçevede makale, Uyanık'ın metnini "epistemik yarılma" kavramı etrafında yeniden okumayı önermektedir.
Bu çalışmada epistemik yarılma, bireyin tarihsel ve kültürel aidiyetleriyle şekillenen bilgi dünyası ile modern akademik eğitim süreçlerinde karşılaştığı farklı epistemolojik yaklaşımlar arasında yaşadığı zihinsel gerilim ve bütünlük kaybını ifade eden analitik bir kavram olarak kullanılmaktadır. Bu kavram, Uyanık'ın diğer çalışmalarından hareketle, bu eserde doğrudan yer almamakta; ancak metnin temel argümanlarından hareketle geliştirilen yorumlayıcı bir çerçeve niteliği taşımaktadır. Dolayısıyla burada amaç, yazarın eserin ortaya koyduğu düşünsel hattı açıklamaya yardımcı olacak kuramsal bir okuma önerisi geliştirmektir.
Bu doğrultuda çalışma, kitap tanıtımının sınırlarını aşarak eserin metodolojik yaklaşımını, Türk düşünce tarihi içerisindeki yerini ve çağdaş felsefe tartışmaları bakımından taşıdığı imkânları eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirmektedir. Böylece Felsefî Düşünceye Çağrı'nın yalnızca pedagojik bir kaynak değil, aynı zamanda Türkiye'de felsefenin yerli imkânlarını tartışmaya açan önemli bir düşünce metni olduğu gösterilmeye çalışılacaktır.
2. Metodolojik Çerçeve ve Eserin Sistematik Yapısı
2.1. Felsefeye Giriş Literatürü İçerisinde Felsefî Düşünceye Çağrı
Felsefeye giriş niteliğindeki eserler, genel olarak iki farklı yöntem üzerinden inşa edilmektedir. Bunlardan ilki, Antik Yunan'dan başlayarak çağdaş döneme kadar uzanan filozof merkezli kronolojik anlatım biçimidir. İkinci yöntem ise belirli filozofları merkeze almak yerine bilgi, varlık, ahlak, siyaset ve din gibi temel problemleri esas alan tematik yaklaşımdır. Her iki yöntemin de pedagojik açıdan güçlü ve zayıf yönleri bulunmakla birlikte, özellikle son yıllarda problem merkezli öğretim modellerinin öğrenciyi düşünmeye sevk eden yapısı nedeniyle daha fazla önem kazandığı görülmektedir.
Mevlüt Uyanık'ın Felsefî Düşünceye Çağrı adlı eseri de bu ikinci yöntemi benimsemektedir. Bunun teolojik (akaid) boyutunu İslam’ın İnanç İlkeleri (Ankara: Esin Yayınevi, 1997) ile kaleme almış. Hikmet geleneğinin Hz. Muhammed’in getirdiği yeni sistem bağlamında okunmasının ikincisi Helenistik gelenek ile karşılaşılmasına epistemik hazırbulunuşluk sağlayan bu eserin üçlemesi (kavramsal okuma olarak) ise Aygün Akyol ile birlikte İslam Felsefesi: Giriş (Ankara: Elis Yayınevi 2020) olmuş.
Felsefi Düşünceye Çağrı, klasik anlamda bir felsefe tarihi kitabı olmayı hedeflemekten ziyade, okuyucuyu felsefenin temel problemleri etrafında düşünmeye davet eden sistematik bir yapı ortaya koymaktadır. Bu yönüyle kitap, yalnızca bilgi aktaran bir ders materyali olmaktan uzaklaşarak felsefeyi yaşayan bir düşünme pratiği şeklinde kavramsallaştırmaktadır.
Toplam dokuz ana bölümden oluşan eser; bilgi felsefesi, bilim felsefesi, ontoloji, etik, siyaset felsefesi, estetik ve din felsefesi gibi disiplinleri ortak bir düşünsel bütünlük içerisinde ele almaktadır. Bölümlerin birbirini tamamlayan yapısı, okuyucunun felsefenin parçalı alanları arasında ilişki kurmasına imkân sağlamaktadır. Bu tercih, özellikle lisans düzeyindeki öğrenciler açısından önemli bir pedagojik avantaj oluşturmaktadır. Ancak kitabın sistematiğini yalnızca pedagojik bir tercih olarak değerlendirmek eksik olacaktır. Eserin bütününe bakıldığında, bu yapının aynı zamanda belirli bir düşünce anlayışının ürünü olduğu görülmektedir. Uyanık, felsefi problemleri yalnızca tarihsel gelişimleri içerisinde açıklamakla yetinmemekte; bu problemlerin günümüz insanının düşünsel dünyasında nasıl anlam kazandığını da sorgulamaktadır. Böylece kitap, geçmişte üretilmiş teorileri aktaran pasif bir anlatımdan ziyade, okuyucuyu eleştirel düşünmeye yönlendiren aktif bir yöntem benimsemektedir.
2.2. Felsefenin Pedagojik Değil, Varoluşsal Bir Faaliyet Olarak Sunulması
Eserin dikkat çeken özelliklerinden biri, felsefeyi yalnızca akademik bir disiplin olarak değil, insanın varoluşuna ilişkin temel soruların araştırıldığı bir etkinlik olarak ele almasıdır. Günümüzde yükseköğretim kurumlarında okutulan pek çok giriş kitabı, filozofların görüşlerini sistematik biçimde aktarmayı amaçlarken, Uyanık'ın çalışması okuyucunun bizzat düşünme sürecine katılmasını hedeflemektedir.
Bu yaklaşım, Karl Jaspers'ın felsefeyi "yolda olmak" şeklinde tanımlayan anlayışıyla önemli ölçüde örtüşmektedir. Jaspers'a göre felsefe, kesin cevaplara ulaşmayı amaçlayan kapalı bir bilgi sistemi değil; insanın sürekli olarak hakikati aradığı dinamik bir süreçtir. Uyanık'ın eserinde de benzer biçimde felsefe, tamamlanmış bir bilgi alanı olmaktan çok, eleştirel sorgulamanın sürekliliği içerisinde anlam kazanan bir faaliyet olarak sunulmaktadır.
Bu durum, kitabın pedagojik değerini artıran temel unsurlardan biridir. Çünkü felsefe eğitiminin temel amacı yalnızca filozof isimlerini ezberletmek değil; sorgulama alışkanlığı kazandırmak, kavramsal düşünmeyi geliştirmek ve farklı düşünce gelenekleri arasında karşılaştırma yapabilen bireyler yetiştirmektir. Uyanık'ın yaklaşımı bu hedeflerle büyük ölçüde uyumludur.
2.3. Hermeneutik Bir Okuma Önerisi
Makalenin temel iddiası doğrultusunda değerlendirildiğinde, Felsefî Düşünceye Çağrı yalnızca bir öğretim materyali değil, aynı zamanda hermeneutik bir düşünme çağrısıdır. Hans-Georg Gadamer'in geliştirdiği felsefi hermeneutik anlayışına göre anlama, geçmişin mekanik biçimde tekrar edilmesi değil; geçmiş ile bugünün ufuklarının kaynaşmasıdır (Horizontverschmelzung). Buna göre gelenek, sorgulanmaksızın tekrar edilen donmuş bir yapı değil; her kuşakta yeniden yorumlanan canlı bir anlam alanıdır.
Uyanık'ın eserinde de benzer bir yaklaşımın izleri görülmektedir. Yazar, İslam düşünce geleneğini ya da klasik felsefe mirasını dokunulmaz otoriteler olarak sunmamakta; aksine bunların günümüz meseleleriyle yeniden ilişkilendirilmesi gerektiğini savunmaktadır. Bu yönüyle kitap, gelenek ile modern düşünce arasında keskin bir karşıtlık kurmaktan ziyade, iki alan arasında eleştirel bir diyalog kurulmasını önermektedir.
Paul Ricoeur'ün yorum teorisinde belirttiği üzere, metinlerin anlamı yalnızca yazıldıkları dönemde değil, sonraki okuyucuların yorum faaliyetleri içerisinde de yeniden üretilmektedir. Bu perspektiften bakıldığında Felsefî Düşünceye Çağrı, yalnızca okunacak bir metin değil; sürekli yeniden yorumlanabilecek bir düşünme zemini olarak değerlendirilebilir.
2.4. Bu Makalenin Analitik Çerçevesi
Bu noktada makalenin yöntemine ilişkin önemli bir hususun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı, Uyanık'ın eserini özetlemek veya yazarın bütün görüşlerini yeniden ifade etmek değildir. Makalenin yöntemi, metni yorumlayıcı (hermeneutik) ve eleştirel bir okumaya tabi tutmaktadır.
Bu kapsamda kullanılan "epistemik yarılma" kavramı, kitabın bütününe hâkim olan düşünsel hattın açıklanmasını kolaylaştırmak amacıyla bu makalede önerilen analitik bir araçtır. Dolayısıyla çalışma, metni yeniden üretmekten ziyade, onun açtığı düşünsel imkânları görünür kılmayı amaçlamaktadır.
Bu tercih aynı zamanda kitap incelemesini sıradan bir tanıtım yazısından ayırmaktadır. Çünkü akademik kitap incelemelerinin temel amacı yalnızca eserin içeriğini aktarmak değil; onu belirli bir kuramsal çerçeve içerisinde yeniden değerlendirmek ve literatüre katkı sağlayacak yeni yorum imkânları geliştirmektir. Bu nedenle makalenin ilerleyen bölümlerinde Uyanık'ın görüşleri, Türk düşüncesi ve çağdaş felsefe literatürü bağlamında karşılaştırmalı olarak ele alınacaktır.
3. Metnin Eleştirel Tezleri ve Kavramsal Çerçevesi
3.1. Felsefe Eğitiminde Entelektüel Bağımlılık Sorunu
Felsefî Düşünceye Çağrı'nın temel hareket noktalarından biri, Türkiye'de felsefenin çoğu zaman hazır düşünce sistemlerinin aktarımı şeklinde öğretilmesine yönelik eleştirel yaklaşımdır. Uyanık, felsefeyi belirli filozofların görüşlerini ezberlemeye indirgemeyen; aksine bireyin kendi varoluşunu ve içinde yaşadığı toplumu sorgulamasını sağlayan dinamik bir düşünme etkinliği olarak tanımlamaktadır. Bu yaklaşım, felsefe öğretiminin yalnızca bilgi aktarımından ibaret olmadığı, aynı zamanda düşünme biçimlerini şekillendiren bir eğitim süreci olduğu fikrine dayanmaktadır.
Türkiye'de modern felsefe eğitiminin tarihsel gelişimi incelendiğinde, Batı felsefesinin temel metinlerinin akademik programlarda merkezi bir konum kazandığı görülmektedir. Bu durum, Batı düşüncesinin dışlanması gerektiği anlamına gelmemektedir. Aksine çağdaş felsefi tartışmalara katılabilmenin ön koşullarından biri, bu literatüre hâkim olmaktır. Bununla birlikte, eğitim sürecinin yalnızca dışarıda üretilmiş teorilerin aktarımıyla sınırlı kalması, yerel düşünce geleneklerinin üretici bir biçimde değerlendirilmesini zorlaştırabilmektedir.
Bu bağlamda Uyanık’ın eleştirisi, Batı felsefesinin öğretilmesine değil; felsefe yapmanın, Batı'da geliştirilmiş kavramsal çerçevelerin tekrar edilmesine indirgenmesine yöneliktir. Eserinde de belirttiği üzere temel amaç, mevcut zihin yapısını farklı alternatiflerle rahatlatmak ve dogmatik kabulleri sarsarak eleştirel düşüncenin imkânlarını genişletmektir. Dolayısıyla bu yaklaşım, belirli bir düşünce geleneğinin mutlaklaştırılmasından ziyade, farklı geleneklerin eleştirel bir süzgeçten geçirilerek yeniden değerlendirilmesine dayanmaktadır.
Bu yaklaşım, Alasdair MacIntyre'ın gelenek kavrayışıyla önemli ölçüde örtüşmektedir. MacIntyre'a göre hiçbir düşünce geleneği tarih dışı ve mutlak değildir; her gelenek kendi içindeki tartışmalar sayesinde gelişir ve başka geleneklerle kurduğu eleştirel ilişki aracılığıyla kendini yeniler. Bu nedenle felsefi üretim, yalnızca hazır teorileri aktarmak değil; içinde bulunulan geleneğin yeni sorular üretme kapasitesini geliştirmektir.
3.2. "Epistemik Yarılma": Makalenin Önerdiği Analitik Kavram
Bu makalenin temel özgün katkısı, Uyanık'ın eserinde ortaya konulan düşünsel gerilimi açıklamak amacıyla "epistemik yarılma" kavramını önermesidir. Bu kavram, eserin temel tezlerinin yorumlanmasını kolaylaştırmak amacıyla bu çalışma kapsamında Uyanık’ın diğer metinlerinden hareketle geliştirilen analitik bir modeldir. Çünkü Uyanık, Daryush Shayegan’ın Yaralı Bilinç adlı eserinden hareketle, gelenek ve modernlik arasında sıkışıp kalmış, karşı çıktığını sandığı zihniyetin soluk ve bozuk bir kopyası olmuş, ikili sistemden kurtulmak istenirken geleneksel ve modern yöntemler birbirine yamanmış duruma işaret ederek, yarılmış bilinçler oluşturulduğunu vurgular. Epistemik yarılma’dan kastım budur.
Shayegan'ın "fikre geç kalmış bilinç", Gregory Jusdanis'in "gecikmiş modernlik" Jale Parla'nın bir "yetimlik" duygusu, Orhan Koçak'ın "kaptırılmış ideal" kavramı deyin, Batılılaşma denen bir model kaymasından söz ediliyor kanaatimce. Uyanık, bunu “Ölümcül Tehlikeli Sıtma: Yaralı Bilinç mi; Yarılmış Bilinç mi?” şeklinde analiz ediyor. Herhangi bir bilme ve bilgi pratiğinin söylem ve iktidar alanları dışında düşünülemeyeceğinden hareketle, a, temelde Daryush Shayegan’ın Yaralı Bilinç adlı eserinde söylediği üzere, karşı çıktığı zihniyetin soluk ve bozuk bir kopyası olma riskine işaret ediyor. Çünkü ikili sistemden kurtulmak istenirken geleneksel ve modern yöntemler birbirine yamanmış durumda, bu da epistemik yarılma’ya neden oluyor.
Bu makalede epistemik yarılma, bireyin tarihsel, kültürel ve inanç temelli bilgi dünyası ile modern akademik eğitim süreçlerinde karşılaştığı farklı epistemolojik yaklaşımlar arasında yaşadığı zihinsel bütünlük kaybını ifade etmektedir. Başka bir ifadeyle, birey iki ayrı bilgi evreni içerisinde düşünmeye zorlanmakta; bu iki evren arasında sağlıklı bir ilişki kuramadığında düşünsel parçalanma ortaya çıkabilmektedir. Nitekim Uyanık, “Bilinç yarılması” terimini geleneksel toplumlarda kültürel şizofreni olgusunu inceleyen Daryush Shayegan’ın “Yaralı Bilinç” adlı eserinden hareketle kullandığını belirtir:
“Biz periferi insanları, farklı bilgi blokları arasındaki çelişkilerin zamanında yaşıyoruz. Birbirlerini iten ve karşılıklı olarak biçimsizleştiren bağdaşmaz dünyalar arasındaki çatlağa düşmüşüz. Zihin açıklığıyla ve hınç duymadan üstlenildiğinde bu iki yanlılık bizi zenginleştirebilir, bilgi sicillerini geliştirebilir ve duyarlılık yelpazesini genişletebilir; oysa bilginin eleştirel alanından dışlandığında, aynı iki yanlılık duraklamalara neden olmakta, bakışı sakatlamakta ve tıpkı kırık bir aynada olduğu gibi, dünya gerçekliğini ve tinsel imgeleri biçimsizleştirmektedir.” Sorunun “kültürel kimlik arzusu” olarak gözüktüğünü ama temelde “tehlikeli düşünce biçimleri tarafından kısa devreye uğratılma korkusu” yaşandığını belirten yazar: “Buna rağmen bu ürkek tavır günümüzde bile pek değişmemiştir. Kesinlikle muğlak olan bu tutum, çatlamış kişiliğimizi yansıtan ikili bir dili ve ikiyüzlülüğü barındırmaktadır” demektedir. Uyanık, “yaralı bilinç”in “yarılmış bilinç” ya da “bilinç yarılması”na dönüşmemesi için Hitit Üniversitesi Çorum İlahiyat Fakültesinde Türkistan-Türkiye irtibatının sürekliliğini gösteren metinlerin felsefi analizini “Felsefeyi Anadolu’da Yeniden Yurtlandırmak” projesi bağlamında yaptığını açıklar.
Burada söz konusu olan durum, din ile akıl arasında zorunlu bir çatışma olduğu iddiası değildir. Aynı şekilde gelenek ile modernlik arasında mutlak bir karşıtlık bulunduğu da ileri sürülmemektedir. Esas problem, farklı bilgi sistemlerinin birbirini dışlayan mutlak doğrular şeklinde sunulmasıdır. Böyle bir durumda birey, farklı düşünce geleneklerini birlikte değerlendirebilecek eleştirel perspektifi geliştirmekte zorlanabilmektedir.
Bu nedenle epistemik yarılma kavramı, sosyolojik bir tespit olmaktan çok, eğitim ve düşünce tarihi bağlamında kullanılan yorumlayıcı bir model olarak değerlendirilmelidir.
3.3. Hikmet ile Eleştirel Akıl Arasında Bir Denge Arayışı
Uyanık'ın eserinde dikkat çeken en önemli hususlardan biri, hikmet geleneğini modern felsefeye alternatif olarak değil, onunla konuşabilecek bir düşünce imkânı şeklinde ele almasıdır.
İslam düşünce tarihinde hikmet kavramı, yalnızca teorik bilgiye değil; bilginin insan hayatındaki anlamına da işaret etmektedir. Farâbî'den İbn Sînâ'ya uzanan gelenekte hikmet, aklın sistematik kullanımı ile ahlaki olgunluğu birbirinden ayırmayan bütüncül bir bilgi anlayışını ifade eder. Uyanık da benzer biçimde felsefenin yalnızca kavramsal analiz yapan teknik bir disiplin değil, insanın kendisini ve yaşadığı dünyayı anlamlandırma çabası olduğunu vurgulamaktadır.
Bu yaklaşım, Hans-Georg Gadamer'in hermeneutik anlayışıyla da ilişkilendirilebilir. Gadamer'e göre anlama faaliyeti, tarihsel geleneklerin dışına çıkarak değil, onlarla kurulan eleştirel diyalog sayesinde gerçekleşmektedir. Dolayısıyla gelenek, eleştirel düşünmenin karşıtı değil; onun hareket noktalarından biridir.
Bu açıdan bakıldığında Uyanık'ın felsefe anlayışı, ne geçmişe romantik bir dönüş çağrısı yapmakta ne de modern düşünceyi bütünüyle reddetmektedir. Daha çok, farklı düşünce geleneklerinin birbirini dışlamadan birlikte değerlendirilebileceği bir felsefi zeminin mümkün olduğunu savunmaktadır.
3.4. Türk Düşüncesi Açısından Değerlendirme
Türk düşünce tarihinde modernleşme ile gelenek arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağı uzun süredir tartışılmaktadır. Hilmi Ziya Ülken'in düşünce tarihi çalışmaları, Nurettin Topçu'nun maarif eleştirileri, Erol Güngör'ün kültür analizleri ve Takiyettin Mengüşoğlu'nun insan merkezli ontolojisi bu tartışmanın farklı yönlerini temsil etmektedir.
Uyanık'ın çalışması da bu literatür içerisinde değerlendirildiğinde, söz konusu tartışmalara felsefe eğitimi ekseninden katılan çağdaş bir öneri olarak okunabilir. Kitap, yerli düşünce geleneğini mutlaklaştırmamakta; fakat onun modern akademik tartışmalar içerisinde görünür olmasını gerekli görmektedir.
Bu yönüyle eser, Türk düşünce tarihinde zaman zaman karşılaşılan "Doğu mu Batı mı?" ikilemini aşmaya çalışan üçüncü bir yaklaşım önermektedir. Burada amaç, iki düşünce dünyasından birini reddetmek değil; eleştirel aklın rehberliğinde her iki geleneğin de imkânlarını birlikte değerlendirebilecek bir düşünme zemini oluşturmaktır.
Dolayısıyla Felsefî Düşünceye Çağrı, yalnızca bir ders kitabı değil; Türkiye'de felsefenin hangi epistemolojik temeller üzerinde yeniden üretilebileceğine ilişkin metodolojik bir tartışmaya epistemik hazırbulunuşluk olarak da okunabilir. Tarih mezunu biri olarak özellikle Tarih Felsefesi kısmı bende bu izlenimi uyandırdı.
4. Eleştirel Değerlendirme: Türk Düşüncesi Bağlamında Bir Okuma
4.1. Eserin Türk Düşünce Geleneğine Katkısı
Felsefî Düşünceye Çağrı'nın en önemli katkılarından biri, felsefeyi Türkiye'nin tarihsel ve kültürel tecrübesiyle yeniden ilişkilendirme girişimidir. Modern Türkiye'de felsefe eğitimi üzerine yapılan tartışmaların önemli bir kısmı, evrensellik ile yerellik arasında nasıl bir denge kurulacağı sorusu etrafında şekillenmiştir. Uyanık'ın çalışması, bu tartışmaya ne yalnızca gelenekçi ne de yalnızca modernist bir perspektiften yaklaşmakta; her iki yaklaşımın imkânlarını eleştirel biçimde birlikte değerlendirmeye çalışmaktadır.
Bu yönüyle eser, Hilmi Ziya Ülken'in Türkiye'de düşünce tarihinin sürekliliğine ilişkin tespitleriyle, Nurettin Topçu'nun maarif anlayışı ve Erol Güngör'ün kültür teorisi arasında bir düşünsel köprü kurmaktadır. Özellikle Güngör'ün kültürel sürekliliğin modernleşmeye engel değil, onu anlamlı hâle getiren temel unsur olduğu yönündeki yaklaşımıyla Uyanık'ın felsefe eğitimi anlayışı arasında dikkat çekici paralellikler bulunmaktadır.
Bununla birlikte eser, geçmişi romantize eden nostaljik bir söylem üretmemektedir. Aksine, geleneksel düşünce mirasının eleştirel yöntemlerle yeniden okunması gerektiğini savunarak, Türk düşünce hayatında üretken bir sürekliliğin mümkün olabileceğini göstermektedir. Bu yaklaşım, günümüzde giderek önem kazanan "yerli düşünce" tartışmalarına metodolojik bir katkı sunmaktadır.
4.2. Fârâbî'den Günümüze Hikmet Geleneğinin Yeniden Yorumu
Uyanık'ın eserinde doğrudan üzerinde durulan temel kavramlardan biri "hikmet"tir. Ancak bu hikmet anlayışı, yalnızca tarihsel bir kavram olarak kullanılmamakta; çağdaş felsefe eğitiminin yeniden düşünülmesi için işlevsel bir çerçeve olarak önerilmektedir.
İslam felsefesinde hikmet, teorik bilgi ile pratik erdemi birbirinden ayırmayan bütüncül bir bilgi anlayışını ifade etmektedir. Fârâbî'nin el-Medînetü'l-Fâzıla'sında filozof, yalnızca doğru bilgiye sahip kişi değil; aynı zamanda bu bilgiyi toplumun iyiliği doğrultusunda kullanabilen kişidir. Benzer şekilde İbn Sînâ'da hikmet, varlığı olduğu gibi kavrama ve bu kavrayışı insanın ahlaki gelişimiyle ilişkilendirme çabasıdır.
Uyanık'ın yaklaşımı bu klasik mirası doğrudan tekrar etmekten ziyade, çağdaş eğitim problemleri bağlamında yeniden yorumlamaktadır. Bu nedenle eser, klasik İslam felsefesinin modern bir yorumu olarak değerlendirilebilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, Uyanık'ın hikmeti modern felsefenin alternatifi olarak değil, onunla diyalog kurabilecek bir düşünce zemini olarak ele almasıdır.
Bu tercih, eserin en güçlü metodolojik yönlerinden biridir. Çünkü felsefe tarihinin büyük gelenekleri arasında üretken karşılaşmalar kurabilmek, çağdaş felsefi düşüncenin temel gerekliliklerinden biri olarak kabul edilmektedir.
4.3. Eserin Sınırlılıkları
Akademik bir inceleme, yalnızca güçlü yönleri ortaya koymakla sınırlı kalmamalıdır. Aynı zamanda eserin geliştirilmeye açık taraflarını da nesnel ölçütlerle değerlendirmelidir.
Bu açıdan bakıldığında Felsefî Düşünceye Çağrı'nın ilk dikkat çeken sınırlılığı, giriş kitabı olmasının doğal sonucu olarak bazı konuları oldukça özet biçimde ele almasıdır. Yaklaşık üç yüz sayfalık bir hacimde felsefenin bütün temel disiplinlerini tanıtma çabası, bazı alanlarda derinleşmeyi zorlaştırmaktadır.
Özellikle çağdaş epistemoloji, analitik felsefe, dil felsefesi ve zihin felsefesi gibi XX. ve XXI. yüzyıl tartışmalarına daha geniş yer verilmesi, eserin günümüz felsefe literatürüyle kurduğu ilişkiyi güçlendirebilirdi. Alvin Plantinga'nın yeniden canlandırdığı din epistemolojisi, John Searle'ün bilinç kuramı, Hilary Putnam'ın gerçekçilik tartışmaları veya Charles Taylor'ın modern kimlik analizleri gibi çağdaş yaklaşımlarla kurulacak daha kapsamlı bir diyalog, kitabın kuramsal zenginliğini artırabilirdi.
Benzer şekilde kadın filozofların düşüncelerine sınırlı ölçüde yer verilmiş olması da dikkat çekmektedir. Hannah Arendt'in siyaset anlayışı, Simone Weil'in ahlak düşüncesi veya Martha Nussbaum'un erdem etiği üzerine geliştirdiği çalışmalar, kitabın pedagojik çeşitliliğini artırabilecek önemli örnekler arasında sayılabilir.
Bununla birlikte bu eksikliklerin önemli ölçüde eserin türünden kaynaklandığını belirtmek gerekir. Çünkü kitap, belirli bir alt disipline ilişkin monografi değil; genel bir felsefeye giriş çalışmasıdır. Dolayısıyla burada dile getirilen hususlar, eserin bilimsel değerini azaltan kusurlar olmaktan çok, ileride yapılabilecek yeni baskılar için geliştirici öneriler olarak değerlendirilmelidir.
4.4. Günümüz Felsefe Eğitimi Açısından Değerlendirme
Son yıllarda yükseköğretimde felsefe öğretimi üzerine yapılan araştırmalar, yalnızca filozofların görüşlerini aktaran klasik öğretim modellerinin öğrencilerin eleştirel düşünme becerilerini geliştirmekte tek başına yeterli olmadığını göstermektedir. Problem temelli öğrenme, metin çözümleme, karşılaştırmalı okuma ve disiplinler arası yaklaşım gibi yöntemler giderek daha fazla önem kazanmaktadır.
Bu perspektiften değerlendirildiğinde, Felsefî Düşünceye Çağrı çağdaş pedagojik eğilimlerle önemli ölçüde uyum göstermektedir. Kitap, okuyucuyu hazır cevaplar sunan bir bilgi aktarımına değil, sorgulama ve yorum yapmaya teşvik etmektedir. Özellikle felsefenin gündelik hayat, kültür ve din ile ilişkilendirilmesi, öğrencinin felsefeyi soyut bir teori alanı olarak değil, yaşadığı dünyayı anlamlandırma çabası olarak görmesini kolaylaştırmaktadır.
Ancak gelecekte hazırlanabilecek yeni baskılarda, her bölümün sonunda tartışma sorularına, kısa metin analizlerine, karşılaştırmalı okuma önerilerine ve temel kavram haritalarına yer verilmesi kitabın eğitim bilimleri açısından da daha işlevsel bir kaynak hâline gelmesini sağlayabilir.
Bu tür pedagojik düzenlemeler, eserin yalnızca üniversitelerde değil; öğretmen yetiştirme programları ve lisansüstü eğitim süreçlerinde de daha yaygın biçimde kullanılmasına katkı sunacaktır.
5. Sonuç
Bu çalışma, Mevlüt Uyanık'ın Felsefî Düşünceye Çağrı adlı eserini yalnızca felsefeye giriş niteliğinde bir ders kitabı olarak değil, Türkiye'de felsefe eğitiminin epistemolojik temellerine ilişkin metodolojik bir öneri olarak değerlendirmeyi amaçlamıştır. Bu doğrultuda eser, modernleşme sürecinde ortaya çıkan bilgi anlayışı tartışmaları, gelenek ile modernlik arasındaki ilişkinin yeniden yorumlanması ve Türk düşünce tarihinin sürekliliği bağlamında eleştirel bir okumaya tabi tutulmuştur.
Makalede ileri sürülen temel tez, Uyanık'ın eserinin yalnızca felsefi kavramları tanıtan pedagojik bir metin olmanın ötesinde, Türkiye'de felsefenin hangi düşünsel zemin üzerinde yeniden üretilebileceğine ilişkin kuramsal bir tartışma açtığıdır. Bu yönüyle eser, felsefenin evrenselliği ile yerel düşünce mirası arasında zorunlu bir karşıtlık bulunmadığını; aksine bu iki alan arasında eleştirel bir diyalog kurulabileceğini göstermektedir.
Bu çalışmanın literatüre sunmayı hedeflediği temel katkı ise "epistemik yarılma" kavramıdır. Makalede bu kavram, bireyin tarihsel ve kültürel aidiyetleriyle şekillenen bilgi dünyası ile modern akademik eğitim süreçlerinde karşılaştığı farklı epistemolojik yaklaşımlar arasında ortaya çıkabilen zihinsel bütünlük kaybını açıklamak amacıyla analitik bir model olarak önerilmiştir. Burada tekrar vurgulamak gerekir ki bu kavram, onun eserindeki temel düşünsel hattı yorumlamaya yönelik hermeneutik bir öneridir. Dolayısıyla çalışma, yazara yeni bir kavram atfetmekten ziyade, metnin kuramsal imkânlarını görünür kılmayı amaçlamaktadır.
Bu çerçevede Uyanık'ın yaklaşımının, Hilmi Ziya Ülken'in düşünce tarihi anlayışı, Nurettin Topçu'nun maarif tasavvuru, Erol Güngör'ün kültür teorisi ve Takiyettin Mengüşoğlu'nun bütüncül insan anlayışıyla belirli ortaklıklar taşıdığı görülmektedir. Aynı zamanda eser, Gadamer'in hermeneutiği, MacIntyre'ın gelenek kavramı ve Ricoeur'ün yorum kuramı gibi çağdaş felsefi yaklaşımlarla karşılaştırıldığında da üretken tartışmalara imkân vermektedir. Bu durum, Felsefî Düşünceye Çağrı'nın yalnızca Türkiye'deki felsefe eğitimi açısından değil, düşünce tarihi ve bilgi felsefesi bakımından da dikkate değer bir metin olduğunu göstermektedir.
Bununla birlikte eserin bazı sınırlılıkları da bulunmaktadır. Analitik felsefe, çağdaş epistemoloji, zihin felsefesi ve dijital çağın ortaya çıkardığı yeni bilgi problemleriyle daha kapsamlı bir ilişki kurulması, gelecekte hazırlanabilecek yeni baskılar açısından önemli bir gelişim alanı olarak değerlendirilebilir. Ancak bu durum, kitabın temel değerini gölgeleyen bir eksiklikten ziyade, felsefenin sürekli gelişen doğasının doğal bir sonucudur.
Sonuç olarak Felsefî Düşünceye Çağrı, Türkiye'de felsefe eğitiminin yalnızca aktarıcı bir faaliyet olmaktan çıkarılarak eleştirel düşünmeyi, kültürel sürekliliği ve metodolojik çoğulculuğu birlikte dikkate alan bir zeminde yeniden düşünülmesine katkı sunan önemli eserlerden biridir. Felsefenin evrensel bir düşünme etkinliği olduğu kadar tarihsel ve kültürel bağlamlar içerisinde anlam kazanan bir insan faaliyeti olduğu dikkate alındığında, Uyanık'ın önerdiği yaklaşımın günümüz Türk düşünce hayatında hâlen canlılığını koruyan pek çok tartışmaya katkı sağlayabilecek nitelikte olduğu söylenebilir.
Bu nedenle Felsefî Düşünceye Çağrı, yalnızca öğrenciler için hazırlanmış bir ders kitabı olarak değil; Türkiye'de felsefenin imkânları, düşünce geleneğinin sürekliliği ve yerli felsefe üretiminin metodolojik temelleri üzerine çalışan araştırmacılar açısından da dikkate alınması gereken önemli bir düşünce metni olarak değerlendirilmelidir.
KAYNAKÇA
Alper, Ömer Mahir. (2019). İslam Felsefesi: Yöntem, Tarih ve Sorunlar. İstanbul: Klasik Yayınları.
Foucault, Michel. (2001). Kelimeler ve Şeyler: İnsan Bilimlerinin Bir Arkeolojisi (çev. Mehmet Ali Kılıçbay). İstanbul: İmge Kitabevi.
Gadamer, Hans-Georg. (1960/1990). Wahrheit und Methode (Tübingen: J.C.B. Mohr).
Güngör, Erol. (1980). Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik. İstanbul: Ötüken Neşriyat.
İnam, Ahmet. (2009). Felsefe-Yasam Bilgisi. İstanbul: Say Yayınları.
Jaspers, Karl. (1995). Felsefe Nedir? (çev. İsmet Zeki Eyuboğlu). İstanbul: Say Yayınları.
Kuhn, Thomas S. (1981). Bilimsel Devrimlerin Yapısı (çev. Nilüfer Kuyaş). İstanbul: Alan Yayıncılık.
MacIntyre, Alasdair. (2001). Gelenek, Rasyonellik ve Erdem (çev. Ahmet Yılmaz). İstanbul: Paradigma Yayınları.
Mengüşoğlu, Takiyettin. (1988). İnsan Felsefesi. İstanbul: Remzi Kitabevi.
Ricoeur, Paul. (2012). Yorumların Çatışması: Hermeneutik Üzerine Denemeler (çev. Gökhan Yavuz Demir). İstanbul: İthaki Yayınları.
Shayegan, Daryush. (1991) Yaralı Bilinç, çev. Haldun Bayn, Metis Yayınları.
Topçu, Nurettin. (1961). Türkiye'nin Maarif Davası. İstanbul: Dergah Yayınları.
Turhan, Mümtaz. (1969). Kültür Değişmeleri. İstanbul: Milli Eğitim Basımevi.
Uyanık, Mevlüt. (1997). Çağdaş İslam Düşüncesinde Bilginin İslamileştirilmesi Kavramı. Ankara: Fecr Yayınları.
Uyanık, Mevlüt. (2021). Felsefî Düşünceye Çağrı. Ankara: Elis Yayınları. 4.Basım
Uyanık, Mevlüt. (2022) Çağdaş İslam Düşünürleri, Ankara: Bilay Yayınevi.
Uyanık, Mevlüt. (2024).Müzakere: İslam Ve Bilim Çalıştayı
Editör Mustafa Tekin, İstanbul: İstanbul Türk Ocağı Şubesi Yayınları.
Uyanık, Mevlüt. (2022). “Yeni Bir Din Dili Kurmak Bağlamında Deizmi Tartışmak”, http://www.maturidiyeseviotagi.com/yeni-bir-din-dili-kurmak-baglaminda-deizmi-tartismak/ (Erişim 30.4.2020)
Uyanık, Mevlüt. (2021). Türk Ocağı Misyonu ve Türkistan Üniversiesi, https://kafkassam.com/turk-ocagi-misyonu-ve-turkistan-universitesinin-gerekliligi.html (13 Temmuz 2020)
Uyanık, Mevlüt. (2022). Modernite Ve Modernizm Üzerine Sayın Prof.Dr. Mevlut Uyanık İle Söyleşi”
https://www.kirmizilar.com/modernizm-ve-modernite-uzerine-sayin-prof-dr-mevlut-uyanik-ile-soylesi/
01 Kasım 2024
Ülken, Hilmi Ziya. (1966). Türkiye'de Çağdaş Düşünce Tarihi. Konya: Selçuk Yayınları.