Çürümenin Nedeni İnsan Değil Sistemdir
MAKALE
Paylaş
16.10.2026 11:21
98 okunma
Prof. Dr. Şemseddin Kırış

Toplumsal çürüme tabirini sık duymaya başladık. Bu konuda sağlıklı bir değerlendirme yapmak için bizi kaygılandıran keyfimizi kaçıran durumun, sorumlusunu bulmadan önce nedenini bulmamız lazımdır. İnsanın ahlakı ile de imtihan halinde olduğunu biliyoruz. Semavi dini gelenekler, bir ahlak nizamı getirmişlerdir. Dindarlığın ahlakî kıvamla birlikte anılması, elbette anlaşılabilir bir durumdur. Bu konuda yaşanılan samimiyet imtihanının iyi biçimde verileceğini öngörmek kolay bir şey değildir. Fakat konunu siyasi çekişmelerle iltisaklı olması, ‘gerçek’le ‘algı’yı birbirine karıştırıyor. Küresel sistem yönetici sınıfa ahlak üzerinden yüklenmeyi tercih edilebilir bir muhalefet şekli olarak okumuş-yazmışların önüne koyuyor. Okumuş-yazmışlar da başka konularda idarecilerden çektiklerini ahlakî çürüme üzerinden bir söylem üreterek açığa vurma yoluna gidiyorlar.

“Ülkeyi yönetme konumunda olan, kendini muhafazakâr diye tanımlasa bile dindar kapsamında değerlendirilebilecek insanlar” sıkıntılı ve problemli olaylar üzerinden gündeme alınıyor. İnsanların güvenilirliği üzerinden İslamî değerlerin güvenilirliği ve samimi dindarlık sorgulanıyor. Ancak burada herkes bir usul hatası yapıyor. Kitlesel ölçekte insan kaynaklarının keyfiyetini ve kıvamını, makam sahiplerinin de arka planında hukuku, eğitimi ve ekonomiyi elinde tutanlar belirliyor. İpleri elinde tutan güç sahipleri açısından bir problem bulunmamaktadır. Onlar bu düzenin böyle yürümesini istiyor.

“Tek önder tek eğitim, tek kimlik” esasına dayalı bir sosyal, ekonomik ve hukuk yapısı var. İnsanı, aileyi, akrabayı ve toplumun tüm katmanlarını kuşatan bir düzen var. Bir eğitimci olarak gençleri izliyorum. Gençler, nasıl bir sosyo-hukuki düzende yaşadıklarını görüyorlar. Gençler görünenin ötesinde bir güç odağının, eğitim dahil her şeyi planladığını görüyor. Bu düzen, insanı ve ekini tüketiyor. Doğurganlık hızımız 1.48’e düştü ve hızla yaşlanıyoruz. Böyle gidersek çok kısa zamanda Avrupa Birliği yaşlılık ortalamasını yakalayacağız. Ekilebilir alanlar hızla azalıyor, tarım tepetaklak olmuş, köylerde önceki yıllara kıyasla insan kalmamış. Tarımla meşgul olacak nüfus hızla azalmış, herkes toprağa ve tarıma dayalı üretimden kesin olarak kopmuş.

Gençler ‘tek önder’li eğitim sistemini çok iyi biliyorlar, çünkü bu sistemin içinde yaşıyorlar. Resmi kutlamalarda nelerin söyleneceğini ezbere biliyorlar. Bu ülkede kimin dokunulamaz, eleştirilemez ve her sözünün meşruiyet kaynağı olduğunu görüyorlar. Sanal ortamda ‘ebedî dokunulmazlığı olanların’ özel hayatları dahil her konuda araştırma seçenekleri bulunuyor. Gençler önlerine konulan tek önder idolünü tüm detaylarıyla sosyal medyadan araştırıyor, biliyor. Bir hedefe ulaşmak için kişinin önüne çıkan bütün araç ve vasıtalar meşru olur mı? Herhangi bir eğitim sisteminde ilahi kaynaktan beslenmeyi reddeden de örnek alınması gereken olduğunda, o sistemde eğitim gören öğrencilere “hedefinize ulaşmak için önünüze çıkan bütün araçları kullanmayınız, vicdanınızın kabul etmeyeceği işi yapmayınız” denebilir mi? Allah korkusu yerleşmeyen gönülde ahlâkî olanla olmayan nasıl ayırt edilecek? İnsanın Allah’la kurduğu samimi ilişkiyi, vicdanî olandan özenle ayıran bir eğitim yaklaşımı vicdanlı insanlar da yetiştirmiyor. Yasal olanla helal olan arasında uçurumlar olduğunda zamanla yasal olan, helal hale geliyor. Yasal engele takılmayan her iş, mübah hale geliyor. Şahsiyetin oluşmasında tüm bu veriler etkili oluyor.  

Gençler “tek eğitim” olgusunu biliyor. Dindar ailelerin bu engeli aşmak için bir dönem İmam Hatiplere, Kur’an Kursları’na nasıl sığındıklarını, gelinen noktada duvara dayandıklarını ve çözüm bulamadıklarını görüyor. Laik eğitim, kültür de üretmiyor, insanları birbirinden uzaklaştırıp bireyleştiriyor, yalnızlaştırıyor. Çünkü materyalist bir temele dayanıyor. Bu yaklaşım, insana maddeci bir pencereden bakıyor. Bu anlayışa göre insan ekonomik bir varlıktır, çıkarına uygun olan iyidir, çıkarına uygun olmayan kötüdür. Hoşuna giden iyidir, hoşuna gitmeyen kötüdür. İlahi olanla ilişki, kavram ve kapsam dışıdır. Laik eğitim din ve ahlâkı birbirinden “eğitim düzeninde” kesin olarak ayırmıştır.  İnsanın ve toplumun Allah ile ilişkisi kutsal değil, insanların bireysel tercihleri ve bu tercihleri “güvence altına alan” devlet kutsaldır. Ahlaki olanı tercih ile ahlaki olmayanı tercih seçenekleri de devletin güvencesi altındadır. Bu sistemin yetiştirdiği insan profilinin temel özelliği şudur: Kanuna takılmadığı ve siyasetle de takışmadığı sürece ahlaki olmayan da bireysel tercih olarak devletin güvencesi altındadır. Talebelik yıllarımdan hatırlıyorum. Bir öğretmenimiz “yakalanmadığınız sürece kopya çekmeniz serbesttir” derdi. Bu söz, sistemin temel felsefesini güzel özetliyordu. Sadece eğitimde değil, her konuda dini olanla yasal olan birbirinden zaten ayrılmıştır. İnsanların vicdanına Allah korkusunu yerleştirmeyi önceleyen bir eğitim sistemimiz bulunuyor diyemeyiz. Vicdanın yerini rasyonalite, Allah’la samimi ilişkinin yerini bireyin mutlak özgürlüğü ve tercihlerinin kutsallığı almış. Böyle bir yapıdan çıkan insan profilinin yanlışları, sistemin etkisi altındaki insan unsuruna yüklenerek kapatılamaz.

Gençler resmî ideoloji açısından ‘tek kimlik’li bir yapının dayatıldığını biliyor. Bu kimliğin dini kimlik olmadığını etno-kültürel Türk kimliği olduğunu biliyor. Resmî ideolojinin dayattığı ‘tek kimlik’te eritilmiş bir dini kimliğin insanları zamanın fitnelerinden ve kötülüklerinde alıkoyma kapasitesinin bulunmadığını biliyor.

Tek önderli, tek eğitimli ve tek kimlikli yapı ‘tek toplum’u oluşturuyor. Yargıda ve ekonomide iyi bir imtihan vermeyenler bu ‘tek toplum’un bir üyesidir. Geçmişlerinde dindarlıktan beslenmişlik olsa bile bu böyledir. Türkiye ‘tek toplum’ olmada büyük mesafe kat etmiştir. Ortaya konulan tek toplum, seküler değerlerle şekillendiği ve Allah ile bağlantısının en azından hukuk ve eğitim sistemi düzeyinde koparıldığı bir yapıdadır. Bu yapıda “ilahî olan” hiçbir şekilde referans değildir. ‘Tek toplumlaşma’daki hızlanış, çürümedeki hızlanışı artırmış görünüyor. İnsanlar tek toplumlaştırılmasaydı ve ilahi olanla bağları hukuk ve düzeninde koparılmasaydı ahlaki çürüme bu boyutta olmayacaktı. ‘Tek toplumlaşma’ kendi insan kaynağını yetiştirdi. Dindar-seküler ayrımı kalmadı, çoğunluk sekülerleşti. Erişilmesi hedeflenen de zaten ‘seküler tek toplum’du. Gelinen noktada cemaatlerin büsbütün göze batar hale gelmesinin sebebi ‘tek toplum’ olmada ciddi mesafe alındığı içindir. 28 Şubat süreci, ‘Tek Toplumlaşma’ hedefindeki engelleri kaldırmak içindi. Bu süreç 2001 sonrasında bitmedi, bitecek de görünmüyor.

Toplumsal çürümüşlükten şu an şikâyetçi olan herkese bir sözüm olacak. Siz içinde yaşadığınız hukuki, eğitimsel ve sosyoekonomik düzene “razı” olmuşsunuz. Bu düzenle ilgili kalbinizde itiraz cümleleri kalmamış. Tuz gölüne düşen tuzlaşır. Her düzen/sistem kendi insanını yetiştirir, bu kaçınılmazdır.

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Prof. Dr. Şemseddin Kırış
YAZARIN ÖZGEÇMİŞİ

1965 doğumlu, 1987 yılı Marmara Üniversitesi mezunu Şemseddin KIRIŞ;  halen bir kamu üniversitesinde Temel İslam Bilimleri- Hadis Anabilim Dalı öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. 

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya