
Cevat Özkaya Ağabey de göçüp gitti bu yalan dünyadan. Duyduğumda inanamadım. Çok üzüldüm. Elim ayağım dolaştı. Henüz gençti, söyleyeceği, yapacağı ne çok şey vardı öyle!
Kolon kanseriyle uzun süredir mücadele ediyordu. 72 yaşındaydı. Yılmaz bir dava adamı, sıkı bir entelektüel ve en önemlisi muazzam bir teşkilatçıydı Cevat Ağabey.
Üsküdar’daki Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Camii’nde cenaze namazı kılındı; cenaze namazı, İslâmî çevrelerin bütün entelektüel kesimlerinin buluşma, özlem giderme zemini ve imkânına dönüştü.
Cenazesini Cumhuriyet tarihimizin belki de entelektüel bakımdan en donanımlı ve en sevilen Diyanet İşleri Başkanları’ndan biri olarak daha yaşarken tarihe geçen Mehmet Görmez hocamız kıldırdı. Artık önde gelen isimlerin cenaze namazlarını Görmez hocamız kıldırıyor hep.
Cenaze, Kartal Soğanlık Mezarlığı’na defnedildi. Cenaze törenine siyasetten düşünceye, yayıncılıktan sivil topluma uzanan geniş bir yelpazeden çeşitli isimler katıldı. Bu katılımın kendisi bile, onun bu ülkenin düşünce, kültür ve sosyal hayatında ne tür bir yer işgal ettiğini gösteriyordu.
Benim için Cevat Ağabey, sadece bir yayıncı değildi. Dostluğumuz samimiydi, değerliydi. Onunla konuşurken, insanın zihninin nasıl genişleyebileceğini, bir yayınevinin nasıl bir medeniyet kapısı haline gelebileceğini hissederdiniz. Pınar Yayınları’nın kurucularından ve uzun yıllar genel yayın yönetmenliğini yürüten Özkaya, 1970’lerin ortasından itibaren Cağaloğlu’nda, Türkiye’nin düşünce hayatının nabzını tutan bir isimlerden biri oldu. Edward Said’in Oryantalizm’ini 1982’de Türkçeye kazandıran, Roger Garaudy’den Frantz Fanon’a, Toshihiko Izutsu’dan Noam Chomsky’ye uzanan belleğ başlı önemli yazarların ve düşünürlerin bir dizi temel eserini okurla buluşturan adamdı o. Bunlar tesadüf değildi. Batı’nın kendi içinden gelen eleştirileri de, İsâm düşüncesinin kaynaklarını da aynı titizlikle aynı potada ettirmek, onun zihinsel seviyenin ve çapının bir göstergesiydi.
2002’de, birlikte geliştirdiğimiz fikirler doğrultusunda Açılım Kitap’ı kurdum, onun desteğiyle. Pınar Yayınları bünyesinde yaptığımız bu çıkış, sıradan bir yayıncılık hamlesi değildi. Tarih, siyaset, sosyoloji, felsefe ve medeniyet araştırmalarına odaklanan eserlerle, Türkiye’de daralan zihin haritalarını genişletmeyi amaçlıyordu.
Umran dergisinin yayın yönetmenliğini uzun yıllar sürdürdü. Umran, İbn Haldun’dan mülhem bir isimle, medeniyet düşüncesini gündeme taşıyan, dosya konularıyla tartışma zemini açan bir mecra oldu. Benim dergiyi yönettiğim dönemde, derginin entelektüel kalitesi ve çapı, ülkenin bütün kesimlerine hitap eden, dünyanın düşünce ufkunu Türkiye’nin düşünce ufkuna İslâmî bir ruhla taşıyan ayrıksı bir niteliğe bürünmüştü Umran.