Çelik, parti genel merkezinde, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısına ilişkin açıklamalarda bulundu.
MYK toplantısında sanal bahis ve kumarla mücadele konusundaki eylem planının tartışıldığını aktaran Çelik, "Cumhurbaşkanı Yardımcımız bugün sanal bahis ve kumarla ilgili eylem planı konusunda MYK'mize bir sunum gerçekleştirdi. MYK'mizde çok sayıda soruyla bu eylem planı ele alınıyor." diye konuştu.
Çelik, vatandaşlardan bu konuda çok sayıda şikayet geldiğini ve bunun bir toplumsal yaraya dönüştüğünü gördüklerini söyledi.
Sanal bahis ve kumar meselesinin Türkiye'ye dönük bir operasyon olarak da kullanıldığına işaret eden Çelik, şunları kaydetti:
"İllegal tarafı, bunun birtakım mafya yapılanmalarıyla bağlantısı, kara para boyutu, bir de tabii sosyal medyanın ve teknolojik imkanların bu sanal bahis ve kumar için kullanılması tüm boyutlarıyla ele alınarak bunun üzerine gidilecek şekilde, bunun ülkemize ve toplumumuza, vatandaşlarımıza zararını engelleyecek şekilde bir eylem planını ortaya koymaya çalışacağız."
"Karanlık siyasetlerin takip edildiğini görüyoruz"
İsrail'in Somaliland'i tanımasına ilişkin Çelik, "İsrail'in işgalci, yayılmacı ve kaos çıkartan soykırımcı siyaseti, maalesef bölgeyi tehlikeye attığı gibi, yakın bölgemizin uzağına da ulaşan bir sonuç doğuracak şekilde en son Somaliland'in tanınması şeklinde kendisini gösterdi. Somali'nin ayrılmaz bir parçası olan Somaliland'in İsrail tarafından tanınmasının, bu illegal, gayrimeşru ve gayrihukuki tanımanın, birtakım başka siyasetlerin ipucu olduğunu, ön gelişmesi olduğunu görüyoruz." değerlendirmesinde bulundu.
AK Parti Sözcüsü Çelik, şunları ifade etti:
"Özellikle deniz ticareti açısından, oradaki bölgenin kontrol edilmesi açısından, Yemen'deki gelişmelerle birlikte okuduğumuzda, daha karanlık birtakım siyasetlerin takip edildiğini, bunlar üzerinden gerçekleştirilmeye çalışılacağını görüyoruz. Tabii ki buna bütün dünya etkili bir şekilde karşılık vermelidir. Netanyahu hükümetinin attığı her adım, yakın bölgemize ve uzak bölgemize kötülük getirecek, halklar arasına nifak sokacak, insanları birbirine düşürecek ve daha çok savaşı tetikleyecek bir sonuç doğuruyor. Kendi soykırım siyasetini örtmek için Netanyahu hükümetinin, başka yerlerde kaos çıkarmaktan çekinmediğini de görüyoruz."
"İran toplumunun kendi öz dinamikleriyle gerçekleşmeli"
İran'da yaşanan son gelişmelere dikkati çeken Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Biz, komşumuz İran'da herhangi bir kaosun ortaya çıkmasını asla arzu etmeyiz. Tabii burada İran toplumunda ve devlet hayatında bazı sorunlar olduğunu da yok saymıyoruz. Ama bu sorunların çözülmesi İran Cumhurbaşkanı Sayın Pezeşkiyan'ın da ifade ettiği gibi, İran toplumunun kendi öz dinamikleriyle gerçekleşmeli, İran devletinin kendi milli iradesiyle gerçekleşmelidir. Dolayısıyla dışarıdan yapılacak müdahalelerin daha da kötü sonuçlar doğuracağını, özellikle de İsrail'in kışkırtmasıyla, İsrail'in birtakım hedefleri çerçevesinde ortaya çıkacak birtakım müdahalelerin daha büyük krizlere, daha büyük sıkıntılara yol açacağını görüyoruz, öngörüyoruz. Dolayısıyla daha fazla kriz çıkmaması, bölgenin daha fazla sıkıntıya sürüklenmemesi için İran'da istikrarın önemini vurguluyoruz."
Bunun müzakere, diyalog, daha çok iletişim yoluyla çözülmesi gereken bir mesele olduğunu vurgulayan Çelik, "Ama şu anda İsrailli yetkililerin özellikle İran'a dönük sözlerine baktığımızda, bütün bölgede daha büyük sıkıntılar yaratacak bir vahşi tutum içerisine girmeye çalıştıklarını görüyoruz ki bu muhakkak surette reddedilmesi gereken bir meseledir." dedi.
Venezuela'da yaşanan gelişmeler
Çelik, Venezuela'da yaşanan son gelişmelere de değinerek, Venezuela'daki müdahalenin ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun şu anda bulunduğu durumun yarattığı etkilerin devam ettiğini hatırlattı.
Venezuela halkının geleceğinin önemli olduğunun altını çizen Çelik, onların müreffeh ve barış içerisinde bir geleceğe sahip olması bakımından Türkiye'nin her zaman Venezuela halkının yanında olduğunu vurguladı.
Latin Amerika'nın başka ülkelerini hedefleyen bazı açıklamaların yapılmasının, son derece olumsuz, sıkıntılı sonuçlar doğuracağına işaret eden Çelik, bu ülkelerin bağımsızlığını, egemenliğini, iç barışını ve istikrarını tahrip edecek yaklaşımların ortaya koyulmaması gerektiğini söyledi.
"Ayrılıkçı yapıya karşı Suriye hükümeti gereken tavrı aldı"
Suriye'de yaşanan son gelişmeleri anımsatan Çelik, "Burada öteden beri dikkat çektiğimiz durum haklı çıkmıştır. SDG terör örgütünün 10 Mart Mutabakatına uyması gerektiğini, bir ülkede iki ordu, iki silahlı güç olmayacağını, bunun muhakkak surette istikrarsızlık yaratacağını ifade etmiştik." dedi.
Sivil yerleşim alanlarına ve kamu kurumlarına saldırıları hatırlatan Çelik, "Gelinen noktada bu ayrılıkçı yapıya karşı Suriye hükümeti gereken tavrı aldı, tavrını ortaya koydu. Bundan sonrasının istikarla sonuçlanması gerektiği bizim en önemli temennimizdir." diye konuştu.
Gazze'de "Sarı Hat"la yeni bir sınır çekilmesine kesinlikle müsaade edilmemesi gerektiğini vurgulayan Çelik, "Bu çerçevede bakıldığında Gazze'ye daha çok insani yardım girmesi konusunda uluslararası toplumun iradesi son derece önemlidir. Bu çerçevede konular ele alınmalıdır." ifadelerini kullandı.
"Suriye Kürtleri, Suriye'nin eşit ve ayrılmaz parçasıdır"
Terörsüz Türkiye konusuna değinen Çelik, şöyle devam etti:
"Terörsüz Türkiye konusunda Suriye'de SDG'nin ortaya koyduğu tutum, esasında Terörsüz Türkiye ve bununla entegre olan, iç içe olan terörsüz bölge hedefini sabote etmeye dönük bir girişimdir. Fakat bu sabotaj sonuçsuz kalmıştır. Bütün bu gelişmeler bir kere daha Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedefinin ne kadar kıymetli olduğunu herkese net bir şekilde göstermiştir.
Burada SDG'nin kendisini Suriye Kürtlerinin hakkını savunuyor gibi göstermesinin hiçbir geçerliliği yoktur. Suriye Kürtlerinin bir terör örgütüne indirgenmesi, Suriye Kürtlerine yapılacak en büyük haksızlıktır, en büyük iftiradır. Suriye Kürtleri Suriye'nin eşit ve ayrılmaz parçasıdır ve Suriye'nin geleceğinde de hem toplumsal hayatta hem devlet hayatında onların güçlü bir yere sahip olması bizim en büyük arzumuzdur. Bu çerçevede hem Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunması hem iç barışının korunması hem Suriye'nin egemenliğinin korunması son derece bizim açımızdan hassas konulardır."
"10 Mart Mutabakatı'na uymaları halinde hiçbir sorun kalmayacaktı." diyen Çelik, ancak 10 aydır SDG'nin ayak sürüdüğünü, çeşitli müzakere alanlarından kaçtığını ve bu çerçevede de sürece zarar veren, karşı bir tutum sergilediğini gördüklerini söyledi.
Çelik, "SDG orada birtakım soykırımcı siyaset odakları tarafından cesaretlendirilmektedir ve maalesef buna riayet etmektedir. Bu yanlış bir tutumdur." ifadelerini kullandı.
"Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge süreci yoluna aynen devam edecektir"
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge süreci yoluna bilinen yol haritasıyla, terörden arınmış bir Türkiye ve bölge hedefine ulaşmak maksadıyla aynen devam edecektir." dedi.
SDG'nin müzakerelerin sonuca ulaşmaya çalıştığı her zaman bir bahaneyle bunu ertelediğini ya da masadan sonuç çıkmaması için gayret ettiğini belirten Çelik, SDG'nin saldırıları karşısındaki tutumun, terör örgütü propagandasının çerçevesinde Kürtlere karşı bir tutum gibi ortaya koyulmasının son derece yanlış olduğunu söyledi.
Çelik, SDG'nin 10 Mart Mutabakatı çerçevesinde 10 aydır olumlu hiçbir adım atmadığına dikkati çekerek, sürecin Kandil'in doğrudan müdahalesiyle çatışmaya sürüklenmeye çalışıldığını dile getirdi. Çelik, şunları kaydetti:
"Burada herhangi bir sorunun büyümemesi, daha fazla kan dökülmemesi için oraya otobüsler gönderildi. Oradaki birtakım sivillerin, kadınların hatta bazı SDG unsurlarının oradan kan dökülmeden, herhangi bir zarara uğramadan çıkması için de bir irade ortaya koyuldu. Bunun herhangi bir şekilde etnik çatışmayla da bir ilgisi yok. Burada Kürt kardeşlerimizin güvenliğinin SDG'nin birtakım odaklar tarafından cesaretlendirilerek, SDG'nin de buna riayet ederek birtakım saldırılar düzenlemesi sebebiyle Kürt kardeşlerimizin güvenliğinin riske atıldığını da net bir şekilde görüyoruz. Bu bir Arap-Kürt çatışması değil. Bir takım terör örgütü odakları bunu bir Arap-Kürt çatışması gibi sunuyor. Bu çok tehlikeli bir yaklaşım. Böyle bir şey orada söz konusu değil. Bütün tablo herkesin gözü önünde gerçekleşiyor."
"Sürecin ne kadar kıymetli olduğunu gösterdi"
Çelik, Halep'te, Şeyh Maksut'ta, Eşrefiye'de, Beni Zeyd'de, 2016'da SDG'nin rejime destek vermek için nasıl hat tuttuğunu, bu hatlara nasıl yerleştiğini ve bunu hangi amaçlar doğrultusunda yaptığını net bir şekilde hatırladıklarını söyledi.
Suriye'nin bütünlüğünün önemli olduğunun altını çizen Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Suriye'nin bütünlüğü içerisinde iç barışı, egemenliği ve müreffeh bir geleceğe sahip olması önemlidir. Bu açıdan bakıldığında Suriye'deki Kürt kardeşlerimiz, Suriye'nin ayrılmaz ve eşit bir parçasıdır. Burada imza atılmış 10 Mart Mutabakatı sorunları çözecek bir yol haritası olarak gündeme gelmişti. Terör gündemden kalkacak, 10 Mart Mutabakatı'yla ilgili adımlar atılacak ve neticede de Suriye tek bir Suriye olarak, tek bir ordu, tek bir devlet ilkesi çerçevesinde yoluna güvenle devam edecek. 'Kalıcı barışı sağlayacak, toprak bütünlüğünü temin edecek olan da budur' diye defalarca söyledik. Bunun bugün bir kere daha teyit edildiğini görüyoruz. Ortaya çıkan tablo, Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge sürecinin ne kadar iç içe, ne kadar kıymetli olduğunu bir kere daha gösterdi. SDG'nin bu tavrında, ortaya çıkan bu çatışma tablosunda Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge sürecini akamete uğratmaya çalışan bir dinamik de vardır. Bu dinamikle de mücadele edilmiştir. Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge süreci yoluna bilinen yol haritasıyla, terörden arınmış bir Türkiye ve bölge hedefine ulaşmak maksadıyla aynen devam edecektir.
Biz, Suriye'de Arap, Türkmen, Kürt bütün kardeşlerimizin Suriye'nin eşit yurttaşları olarak, Suriye'nin ayrılmaz bir parçası olarak yolunda devam etmesi gerektiğini değerlendiriyoruz. Orada tabii ki Arapların, Türkmenlerin, Kürtlerin, Alevilerin, Sünnilerin, Şiilerin, Ezidilerin, Nusaybilerin, Dürzilerin hepsinin kazanımları korunmalıdır ama hiçbir terör örgütünün varlığı ya da aktivitesi, herhangi bir grubun kazanımı olarak adlandırılmamalıdır. Nasıl ki DEAŞ'in terör faaliyetleri Arap kardeşlerimize mal edilip herhangi bir şekilde Arapların kazanımı olarak sunulamazsa, SDG'nin terör faaliyetleri de Kürt kardeşlerimize mal edilemez. SDG'nin durumu da herhangi bir şekilde Kürt kardeşlerimizin kazanımı olarak sunulamaz. Bundan sonrasında esas olan 10 Mart Mutabakatı'nın bütün unsurlarıyla tam ve eksiksiz olarak hayata geçmesi, bunun neticesinde de terörsüz Türkiye, terörsüz bölge hedeflerimiz çerçevesinde gereken amaçlara ulaşılmasıdır. Suriye'nin de bir ve bütün olarak yoluna devam etmesidir."
"Gazze'nin işgali meşrulaştırılmaya çalışılıyor"
Çelik, İsrail'in Sarı Hat üzerinden Gazze içerisinde yeni bir sınır getirmeye çalıştığına dikkati çekerek, "Bu son derece yanlış bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım, Gazze'nin işgalinin meşrulaştırılmaya, bunun fiilen kabul ettirilmeye çalışılmasıdır. Bu hiçbir şekilde söz konusu olamaz." dedi.
İsrail'in Batı Şeria ve Doğu Kudüs'teki saldırgan faaliyetlerinin devam ettiğini belirten Çelik, bu çerçevede uluslararası toplumun daha net ve daha güçlü mesajlar vermesinin faydalı olacağına işaret etti.
Çelik, önlerindeki dönemde Teşkilat Başkanlığının planlaması çerçevesinde sahada olmaya devam edeceklerini dile getirerek, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın başta Suriye ve Gazze olmak üzere dış politikada yoğun temasları olduğunu hatırlattı.
"Kötü gözle bakanın karşısında en önce Türkiye Cumhuriyeti durur"
"Suriye ordusunun, PKK/YPG'nin Halep'te işgalinde tuttuğu Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerindeki operasyonlarında Kürtlerin, Alevilerin ve Dürzilerin hedef alındığı yönündeki iddiaların" sorulduğu Çelik, "Suriye'de bu terör örgütü sözcüleri gerek Avrupa'dan gerek Suriye'den gerek Kandil'den konuşanlar 'Suriye'de bir Kürt-Arap çatışması' tetiklendiği şeklinde bir takım sözler de söylüyorlar. Orada aslında Kürt-Arap çatışması diye bir şey söz konusu değil ama bunu tetiklemeye çalışan bir odak varsa bunun SDG olduğu zaten net bir şekilde görülüyor." yanıtını verdi.
AK Parti Sözcüsü Çelik şunları kaydetti:
"Suriye'nin içerisinde herhangi bir Kürt, Dürzi, Alevi, Nusayri, Şii kardeşimize kötü gözle bakılmasının karşısında önce biz dururuz. Ve Suriye Hükümeti ile de bu konuda mutabıkız. Yani Suriye Hükümeti ile yapılan görüşmelerde, varılan mutabakatlarda, konuşulan konularda bu hassasiyetler Türkiye tarafından iletiliyor. Onlar da gerçekten yaptıkları açıklamalarda bu hassasiyetlere riayet etme konusunda çok doğru mesajlar verip, doğru adımlar atmaya çalışıyorlar. Dolayısıyla burada herhangi bir Dürzi, Kürt, Alevi, Nusayri, Şii kardeşimize kötü gözle bakanın karşısında en önce Türkiye Cumhuriyeti durur. Fakat kendisine 'Kürt'ün temsilcisiyim', 'Dürzi'nin temsilcisiyim' ya da kendisine 'Alevi, Şii'nin temsilcisiyim' diyenlerin aslında Kürt'le, Dürzi'yle, Alevi, Şii, Nusayri ile bir alakası yok. Onlar birtakım terör faaliyetleri yapmaya çalışıyorlar ve bu faaliyetler neticesinde kendilerine müdahale edildiği zaman da sanki bir etnik gruba ya da bir mezhep grubuna müdahale edilmiş gibi bunu sunmaya çalışıyorlar."
Şeyh Maksud ve Eşrefiye'de SDG'nin başlattığı kamu binalarını, sivil altyapıyı hedef alan çatışmaya müdahale edildiği zaman hem orada hem Türkiye'de konuşanların "Kürtler hedef alınıyor" dediğini aktaran Çelik, "Bunun Kürtlerle ne ilgisi var?" diye sordu.
"Kimsenin yemediği bir numara"
AK Parti Sözcüsü Çelik, Hikmet El-Hicri'nin bir terör faaliyetine giriştiği zaman, ona ve onun yanındakilere müdahale edildiği zaman, bunun "Dürzilere müdahale" gibi sunulmasının büyük bir siyasi yalan olduğunu ve saha gerçekleriyle alakasının olmadığını söyledi.
Tartus ve Lazkiye'de Nusayrilere dönük herhangi bir yanlış eylem söz konusu olduğunda, Türkiye'nin bunun karşısında duracağını dile getiren Çelik, "Ama orada açık kaynaklara da yansıdığı gibi, ki biz bunun istihbaratına da sahibiz, bunun bilgisine de sahibiz, Esad rejiminin artığı diyebileceğimiz birtakım silahlı güçlerin, birtakım sızma unsurların ayrıca bunlara eklenen, orada çatışma çıkarıp, kendilerine müdahale edildiği zaman, daha sonrasında sanki Alevi, Nusayri kardeşlerimize müdahale edilmiş gibi bir propaganda yapması artık kimsenin yemediği bir numara." değerlendirmesinde bulundu.
"Terör örgütleri kendilerine etnik grupları, mezhep gruplarını kalkan yapıyorlar." diyen Çelik, "Yani SDG'nin kendisine oradaki kadın ve çocukları kalkan yapması, kadın ve çocukların bulunduğu yerleri atış mevzisi olarak kullanmasının Kürt kardeşlerimizle ne ilgisi var? Esad'a bağlı aranan birtakım silahlı unsurların Lazkiye'de, Tartus'ta çatışma çıkardığı zaman bunun Nusayri, Şii kardeşlerimizle ne ilgisi var? Siyonizmin dalga boyunda hareket eden Hikmet El-Hicri'nin aktivitelerinin Dürzi kardeşlerimizle ne ilgisi var?" ifadelerini kullandı.
"Terör örgütlerinin durumu örtbas edilmeye çalışılıyor"
Çelik, şunları ifade etti:
"Bunlara müdahale edildiği zaman, kim ki diyorsa ki 'Kürtlere müdahale ediliyor', yalan söylüyor. Kim ki diyorsa ki 'Dürzilere karşı tavır alınıyor', yalan söylüyor. Kim ki diyorsa ki 'Alevi, Nusayrilere karşı bir kötülük yapılmaya çalışılıyor', yalan söylüyor. Şimdi şuna çok dikkat etmek lazım. Bugün terör örgütlerine müdahaleden sonra 'Bütün bunlar müzakere yoluyla çözülsün' diyenlerin, arşiv ortada, son 10 aydır yaptığı konuşmalara bakın. Bir tane 'PKK terör örgütü silah bıraksın' diyen cümle var mıdır? Bir tane 'SDG terör örgütü silah bıraksın' diyen bir cümle var mıdır?
Herhangi bir şekilde 'PKK silah bıraksın', 'SDG silah bıraksın, terörden vazgeçsin' diye tek bir cümle kurmamış olanların meseleyi, açık kaynaklarda yazdığı için söylüyorum, 'Suriye yönetimi cihadisttir' diyerekten Batı'daki kara propagandanın diliyle konuşarak, burada terör örgütünü aklama yoluna gitmeleri aslında başka bir amacı bize göstermektedir."
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in Suriye temaslarını hatırlatan Çelik, "Pek çok devlet başkanı orayı ziyaret etti. Suriye Cumhurbaşkanı, Birleşmiş Milletler gibi temel platformlarda Suriye'yi temsil eden cumhurbaşkanı olarak ağırlandı ve kabul gördü. Burada bu yapıya 'cihadist' denilerekten, aslında terör örgütlerinin durumu örtbas edilmeye çalışılıyor." dedi.
"Yakın bölgemizdeki olaylarla ilgili hazırlıklarımızı en üst düzeyde tutuyoruz"
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "Bölgemizde çok dinamik olaylar oluyor, tüm bu olaylar karşısında bütün komşularımızla ilgili olduğu gibi yakın bölgemizdeki olaylarla ilgili hazırlıklarımızı en üst düzeyde tutuyoruz." dedi.
"CHP'nin, AK Parti Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta'ya Alevilerle ilgili söylemleri, AK Parti Genel Sekreteri Eyyüp Kadir İnan'a da emekliler konusundaki açıklamalarıyla ilgili eleştirileri oldu. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna ilişkin Çelik, AK Parti'nin Aleviler konusundaki sahiplenmesi ve hassasiyetinin son derece açık şekilde ifade edildiğini hatırlattı.
Ömer Çelik, bu konuda ayrımcılıkların kaldırılması için Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, belediye başkanlığı zamanından beri ortaya koyduğu gayretlerin çok yüksek olduğunu belirtti.
Emeklilerle ilgili konuda bütçenin imkanları içinde elden gelenin yapılmaya çalışıldığını dile getiren Çelik, "Bu çerçevede ekonomik programın ilerlemesine, ekonomik program çerçevesindeki iyileşmelere bağlı olarak hiçbir zaman emeklimizi, esnafımızı, işçimizi, çiftçimizi yalnız bırakmayacağız. Bütün bu hassasiyetler net biçimde ortadayken bizim arkadaşlarımızı, Grup Başkanvekilimiz Leyla Hanımı, Genel Sekreterimiz Eyyüp Bey'i çirkin bir dille hedef almalarının herhangi bir geçerliliği yok bizim için, bu yok hükmündedir." diye konuştu.
Usta ve İnan'ın bu görevlere kendi siyasi kabiliyetleri ve emekleriyle, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın takdiriyle getirildiğini, görevlerini de haklarıyla yaptığını ifade eden Çelik, şunları kaydetti:
"Dolayısıyla burada emekli canlarımız, Alevi canlarımız üzerinden AK Parti'ye dönük bir tartışma açılması, arkadaşlarımıza dönüp çirkin bir dil kullanılması tümüyle reddettiğimiz bir konudur. Biz, Alevi canlarımızla da biriz, beraberiz. Bütün dikkatimiz, bütün siyasi hayatımız boyunca da en önemli önceliklerden bir tanesi emeklilerimizle yürüdüğümüz yolda, onların her zaman yanında olmaktır. Arkadaşlarımıza dönük bu çirkin ifadeleri, kullananlara iade ediyoruz."
"Özgür Özel artık kendince bir tür falcılığa başlamış"
"İran'da yaşanan olayların Türkiye'ye olası etkilerine dair bir hazırlık olup olmadığına yönelik" soru üzerine Çelik, İran'da yaşananları çok yakından takip ettiklerini, İran halkının herhangi bir zorlukla karşı karşıya kalmamasının en büyük hassasiyetlerinden biri olduğunu söyledi.
Çelik, İran'da yaşananları halletmesi gerekenlerin, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın ifade ettiği gibi İran toplum hayatı ve İran Devlet hayatının kendi öz dinamikleri olduğunu dile getirdi.
Dışarıdan müdahalenin ya da İsrail'in bahsettiği gibi birtakım yaklaşımların son derece olumsuz sonuçlar doğuracağına işaret eden Çelik, "Bölgemizde çok dinamik olaylar oluyor, tüm bu olaylar karşısında bütün komşularımızla ilgili olduğu gibi yakın bölgemizdeki olaylarla ilgili hazırlıklarımızı en üst düzeyde tutuyoruz." ifadesini kullandı.
"CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in, 'Baas rejimleri çöktükten sonra bölgede seküler olarak CHP ve DEM Parti kaldı'" şeklindeki söylemlerine ilişkin Çelik, bunu, son yıllarda yapılan en vahim açıklama olarak değerlendirdiğini aktardı.
Söz konusu söylemin çok yanlış, sıkıntılı, CHP'ye gönül veren vatandaşlara büyük haksızlık olduğunu dile getiren Çelik, bunun sekülarizmin, laikliğin, demokrasinin ne olduğunu anlamamış bir zihniyetin ürünü olduğunu ifade etti.
Ömer Çelik, "Özel'in 'Tayyip Bey dua ediyor yağmur yağmasın, Ankara susuz kalsın, İstanbul susuz kalsın' şeklinde bir söylemi olmuştu. Bu konuya dair bir değerlendirmeniz olur mu?" sorusuna ise şu yanıtı verdi:
"Özgür Özel artık kendince bir tür falcılığa başlamış, bilmediği konularda konuşuyor. Burada net bir şey söylemek gerekirse, kendi belediyelerinin beceriksizliğini örtme bakımından söylemeyeceği yalan olmadığını, burada da bir sınır tanımadığını gösteriyor. Cumhurbaşkanımızın açık bir şekilde bütün milletimize hitap ederken yaptığı dualar, her zaman konuşmaların içinde, konuşmalarının sonunda milletimizin hayrı içindir, bölgemizin hayrı içindir. Cumhurbaşkanımız, bu memleketin beceriksizlerin eline kalmaması için, bu memleketin Yassıada zihniyetinin eline kalmaması için dua ediyor ama milletimize kötülük anlamına gelen herhangi bir duası olmaz, böyle bir şey söz konusu olmaz. Özgür Özel'in söylediği şey siyasi yalanın artık zirve noktası olduğu gibi, büyük bir iftira söz konusu olduğu gibi, maalesef siyaset alanının dışına çıkan, başka motivasyonlarla hareket eden bir tutum içerisinde de olduğu görülüyor."
Basın mensuplarının sorularını yanıtladı
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "Türkiye'nin üyeliğine yaklaşım meselesi, bundan sonrasında Avrupa Birliği'nin (AB) birlik olarak hayatiyetini sürdürüp sürdürememe meselesi haline gelmiştir." dedi.
Çelik, 30 avro altındaki siparişlerin gümrük vergisinden muaf tutulmasını sağlayan maddenin yürürlükten kaldırılmasına ilişkin soru üzerine, haksız rekabete izin vermemek için bu adımın atıldığını söyledi.
Teknolojik gerekliliği olan istisnai durumlarda bazı yeni değerlendirmelerin yapılabileceğine işaret eden Çelik, "Tüketici güvenliği ve sağlığı, ürün güvenliği, haksız rekabetin önlenmesi açısından atılan adımlar bunlar. Aşırı fiyatlamalarla ilgili olarak Ticaret Bakanlığı gereken hassasiyeti gösteriyor, bunlar takip ediliyor." diye konuştu.
"AB dönem başkanlığını Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin devralmasının, Türkiye'yi etkileyip etkilemeyeceğine" yönelik soruya Çelik, şu cevabı verdi:
"Biz baştan beri AB'nin, Yunanistan'ın ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin esiri olmasının, AB'yi ne kadar küçük bir alana hapsettiğini, AB'nin küresel bir güç olmaktan çıktığını söyledik. Bugün gelinen noktada AB, Grönland çerçevesinde ortaya çıkan tartışmalara, Ukrayna-Rusya savaşı çerçevesinde ortaya çıkan tartışmalara, güvenlik garantileri çerçevesinde çıkan tartışmalara ve NATO çerçevesinde çıkan tartışmalara bakın, Türkiye'nin 'AB bu şekilde küresel güç olamaz' tezinin ispatlandığı bir dönemden geçiyoruz. Bu vizyonsuzluk esasında Türkiye'ye dönük genişleme perspektifinin durdurulmasıyla başladı. Ama ondan öncesinde Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin marjinal tezlerinin AB tezi olarak sunulmasından dolayı ortaya çıktı. 7 Ocak'ta Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, bu devralma sırasında KKTC'ye dönük 'işgal,ilhak' gibi ifadeler kullanıyor. Daha sonra da 'bölünme' gibi ifadeler kullanıyor. Bunların hepsi gayrimeşru ifadelerdir. Esas buradaki ilhak, 1963'te Rum kesiminin anayasayı, Kıbrıs Türk'ünün haklarını gasp ederek ortaya koyduğu işgal ile ilhaktır."
"Bu zihniyetle hayatiyetini sürdürmesi çok zor"
Kıbrıs konusunda AB'nin herhangi bir şekilde arabulucu olamayacağına işaret eden Çelik, "Çünkü tarafsız değil. Tarafsız olmadığı, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin bu devir teslim sırasında söylediği sözlerle de bir kere daha ortaya çıkmıştır. Türkiye'nin üyeliği ile ilgili konu artık Güney Kıbrıs meselesi, Almanya, Fransa meselesi vesaire bunları aşmıştır." diye konuştu.
Türkiye meselesinin, önceleri AB'nin küresel güç olup olmama meselesi olduğunu belirten Çelik, şunları kaydetti:
"Bakın burada net bir şekilde ilk defa söylüyorum. Türkiye'nin üyeliğine yaklaşım meselesi, bundan sonrasında AB'nin birlik olarak hayatiyetini sürdürüp sürdürememe meselesi haline gelmiştir. Yani bu zihniyetle hayatiyetini sürdürmesi çok zor olacaktır. Nitekim işte güvenlik konularındaki davranışlarını görüyorsunuz. Grönland meselesindeki dağınıklıkları, NATO ve Karadeniz, Doğu Akdeniz'deki yanlış tutumları...Bütün bunlar herhangi bir şekilde ekonomik güç olan ama bir şekilde siyasi güç, güvenlik gücü olamayan bir yapı ortaya koyuyor."
"Esas mesele insanların can güvenliğini tehdit eden uygulamalar"
Çelik, DEM Parti heyetinin, Cumhurbaşkanı Erdoğan'la görüşme taleplerinin olup olmadığına ilişkin soru üzerine, bu konuda kesinleşmiş bir takvimin olmadığını söyledi.
"Suriye'deki olaylar sonrası DEM Parti eş genel başkanlarının çözüm için SDG yöneticilerini Ankara'ya davet etmesine" ilişkin soruya Çelik, şu yanıtı verdi:
"Bu söylemler çeşitli odaklar tarafından gündeme getiriliyor. Ama net bir şekilde görmek lazım. Biz, insan hakları konusunda ve diğer konulardaki hassasiyetimizi Suriye yönetimiyle paylaşıyoruz ve onlardan da olumlu dönüş alıyoruz. Herhangi bir şekilde bir yerde sıkıntı olduğunda, Suriye yönetiminin bununla ilgili olarak soruşturma açmasından, bunlara müdahale etmesinden de memnuniyet duyduğumuzu ifade ediyoruz. Burada esas mesele insanların can güvenliğini tehdit eden uygulamalar. Son örnekte de olduğu gibi SDG tarafından ortaya koyulmuştur. Yani Şeyh Maksud'da, Eşrefiye'de ve Beni Zeyd'de ortaya çıkan tablo, SDG terör örgütünün doğrudan askerleri ve sivilleri hedef alarak ortaya koyduğu bir katliam tablosudur. Şimdi bu sık söyleniyor. Yani 'Türkiye'ye davet edin ve şu şekilde olsun' diye. Biz, bunun yolunu söyledik. Silahların bırakılması, terör unsurlarından arınması, 10 Mart Mutabakatı'na uyarak, Suriye'nin bir parçası olması şeklindeki bir süreçle bu mümkün olur."
"Kürt karşıtı bir politika sürdürüldüğü yalandır"
"Türkiye'nin bölgesinde anti-Kürt bir politika yürüttüğü" yönündeki iddiaların sorulduğu Çelik, şunları kaydetti:
"Arkadaşlar bu daha Türkiye'de Suriye konusu, Suriye'deki Kürtler konusu konuşulmazken bile, bu kadar gündem değilken bile Cumhurbaşkanımız, o zaman Esad’la görüşülen zamanlarda Esad'a 'Suriye Kürtlerine haklarını vermesi gerektiğini, onların da diğer unsurlar gibi eşit vatandaş statüsüne kavuşturulması gerektiğini' söylemişti. Daha bu katliamlar başlamamıştı. O zamana kadar bugün 'Türkiye'nin anti-Kürt bir politika izlediğini' söyleyenlerin seleflerinin gündeminde Suriye Kürtleri diye bir konu yoktu. Bu, Meclis'te bile gündeme gelmemişti. Daha Türkiye siyasetinde böyle bir gündem bile yokken, Cumhurbaşkanımız, görüşülen zamanlarda, katliamların başladığı zamanlarda Esad'a bunları telkin ediyordu. Suriye Kürtlerine haklarını ver, seçimlere girsinler, eşit vatandaş olarak Suriye içerisinde konumlansınlar diye."
Çelik, birtakım acemi siyaset sihirbazlıklarının yapıldığına dikkati çekerek, "Türkiye'nin Orta Doğu coğrafyasında anti-Kürt bir siyaset izlediği izleniminin verilmeye çalışıldığını" söyledi.
Buna Orta Doğu coğrafyasındaki Kürtlerin bile inanmayacağına işaret eden Çelik, "Yıllardır böyledir. Kobani meselesinde Barack Obama, Cumhurbaşkanımızı aramıştı. Kobani düştü, düşüyor diye. O zaman terör örgütü Kobani'ye kimsenin girmesine müsaade etmiyordu ki katliam olsun da bir propagandasını yapsın diye. Kobani'ye giden yardıma Türkiye kapıyı açtı. Bir günde 100 bin kardeşimizi Kobani'den ölümden kurtarmak için Türkiye tarafına geçmesini sağladık biz. Dolayısıyla burada 'Türkiye'nin anti-Kürt bir politika, Kürt karşıtı bir politika sürdürdüğünü söylemek' baştan aşağı bir yalandır." diye konuştu.
"Büyük bir çelişki"
Bunu söyleyenlerin, terör örgütleri konusundaki gündemi saklamaya çalıştığına işaret eden Çelik, terör örgütlerine silah bırakma konusunda hiçbir çağrı yapmayanların, "Türkiye'ye anti-Kürt bir politika izliyorsun" demesinin büyük bir çelişki olduğunun altını çizdi.
Ömer Çelik, şunları ifade etti:
"Bugün Kürtlerden yana olanların, Suriye'deki, Irak'taki Kürt kardeşlerimizden yana olanların yapacağı ilk çağrı, PKK ve SDG'nin silah bırakması, terörsüz bölge sürecine ulaşılması gerektiğidir. Bu nettir. Bizim Kürt vatandaşlarımızın akrabaları, kardeşleri Suriye'de oturuyor. Bizim Kürt vatandaşlarımızın akrabaları ve kardeşleri bizim de kardeşlerimizdir. Irak'takiler de aynı şekilde kardeşimizdir. Orada Türkmen'in, Kürt'ün, Arap'ın ortak geleceğe, ortak kadere sahip bir şekilde, ortak refahını ve ortak güvenliği paylaşacak şekilde yoluna devam etmesi gerektiği için Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedefini gözetiyoruz. Ama birileri terörsüz bölge hedefinden ve Terörsüz Türkiye hedefinden terör örgütlerinin meşrulaşacağı ya da mazur görüleceği bir tablonun ortaya çıkmasını istiyorsa, bu hem bölge halklarına ihanettir hem de Kürt çocuklarının geleceğine ihanettir."
"10 Mart Mutabakatı'na uymak dışında herhangi bir şey önermiyoruz"
Çelik, Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge sürecinin hem Türkiye için hem de bölge için ortak refahı, ortak güvenliği, ortak geleceği paylaşan iradenin ortaya çıkması olduğunu söyledi.
"Suriye'de SDG'nin neden 10 Mart Mutabakatı'na uyup silah bırakmadığı, Suriye toplumunun parçası olarak bütün bir Suriye'de faaliyet gösterecek şekilde, eşit vatandaş olarak davranmadığı" sorusu yöneltilen Çelik, "Bunun Siyonizmle olan dalga boyunu herkes görüyor. Yani bunun görünmemesi mümkün değil." dedi.
Çelik, şunları kaydetti:
"Bunu görmemek, akılla alay etmektir. Yani istihbarata da gerek yok. Beni Zeyd'e, Şeyh Maksud'a, Eşrefiye'de en son olanlar ortadadır. Bizim söylediğimiz, kimsenin, hiçbir etnik grubun kanı dökülmesin. Hiçbir mezhep grubuna, etnik gruba ait kardeşimizin kanı dökülmesin. Bütün geçişler makul bir şekilde, masada, siyasi süreçlerle, ortak kararlarla gerçekleşsin. Yani 10 Mart Mutabakatı'na uymak dışında herhangi bir şey önermiyoruz. Ama buna karşı 'Ben elimdeki silahı bırakmam, silahı bırakmadığım gibi birtakım maksimalist taleplere devam ederim' diyen varsa, bundan sonrasında maalesef çok daha üzücü gelişmeler olabilir. Çok daha sıkıntılı şeyler olabilir. Kimse, geçmişte de bu görülmüştür, böyle birtakım kaos ortaya çıktığı zaman, dünyada bir istikrarsızlık ortaya çıktığı zaman birileri buradan terör örgütleri için bir derinlik üretebilir miyiz, bir mevzi üretebilir miyiz gibisinden, maalesef hiç dolu olmayan bir takım yaklaşımlara giriyorlar ama sonuçta aynı kapıya çıkıyor. Tekrar çıkmasın.
Biz, geçmişte yaptığımız gibi terörün en ağır tabloları ortaya koyduğu zamanda bile demokratikleşme perspektifimizi koruduk, siyasi reform perspektifimizi koruduk, Türkiye'nin içindeki kardeşliğe bir halel gelmedi. Türkiye'nin içindeki kardeşliğin hamurunun ne kadar sağlam olduğu ne kadar sağlıklı olduğu, Türkiye'nin kendi iç bünyesinin ne kadar değerli olduğunu her olayda görüyoruz. Biz bunu bölgemiz için de istiyoruz. Bunda herhangi bir şekilde şüphe yok. Tablonun ne olduğunu da görüyoruz. Burada birileri çıkıp da ikide bir terör örgütlerini meşrulaştırmak için 'karşı tarafta cihadistler var, DEAŞ var, onlar saldırıyor' diyor. DEAŞ ile en çok mücadele eden ülke biziz. DEAŞ ile doğrudan doğruya kara savaşı vermiş yegane ordu Türk ordusudur. Defalarca söylenmiştir bu. Orada en büyük mücadeleyi biz vermişizdir. Problemin PKK, SDG'nin bütün unsurları, uzantılarıyla silah bıraksın diyebiliyor musunuz, diyemiyor musunuz? Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedefine sahip çıkabiliyor musunuz, çıkamıyor musunuz?"
"Demokrasinin güçlendiği tablolar ortaya çıksın diye uğraşıyoruz"
Çelik, Türkiye'nin Suriye'de Kürtlerin eşit olduğu ve Suriye'nin ortak geleceğinde imzası bulunan bir tablonun ortaya çıkmasını istediğini, bunun önündeki en büyük engelin ise terör örgütlerinin süreci akamete uğratması olduğunu belirtti.
Suriye'de Kürtlerin, Türkmenlerin, Arapların ve bütün mezhep gruplarının kendi ortak geleceklerinin inşasında imza sahibi olması gerektiğine işaret eden Çelik, "Hep beraber olumlu adımlar görelim, olumlu adımlar atılsın, terörden arınmış, kardeşlik hukukunun daha pekiştiği, demokrasinin, hukukun ve ortak iradenin daha da güçlendiği tablolar ortaya çıksın diye hep beraber uğraşıyoruz." ifadelerini kullandı.
Çelik, yükseköğretim alanında elde edilen olumlu bir gelişmeyi de paylaştı. Sürdürülebilir ve iklim dostu kampüs projeleri kapsamında üniversitelerin teşvik edildiğini hatırlatan Çelik, Yeşil Üniversite Endeksi'ne göre Türkiye'nin 139 üniversite ile dünyada ikinci, Avrupa'da ise birinci sırada yer aldığını belirtti.
Bunun hem enerji verimliliği hem de doğa dostu kampüslerin yaygınlaşması açısından son derece önemli olduğunu vurgulayan Çelik, YÖK Başkanı ve ekibini, üniversitelerde doğa dostu ve enerji verimliliğine odaklanan kampüs projelerine destek veren tüm yöneticileri ve özellikle öğrencileri tebrik etti.