BATILILAŞMA VE AYDINLARIMIZ
MAKALE
Paylaş
02.03.2026 16:16
103 okunma
Tahsin Güngör

Aydınımızın batı ile sorunlu ilişkisinin başlangıcını III. Selim dönemine götürmek yanlış olmasa gerek. Önce mahcup bir ilgi sonrasında da "platonik" derin bir aşka hatta tutkuya dönüşecek bu ilişki gözleri kör etmeye yetmiştir. Öyle ki nesilden nesile küçük dalgalanmalar dışında değişmeden ve azalmadan süregelmiştir.

Cemil Meriç bunu “Namık Kemal’in fetih hülyası” dediği hayali üzerinden şöyle betimliyor: “Asya’nın akl-ı pîrânesi’yle (ihtiyar aklıyla) Avrupa’nın bikr-i fikrini (taze fikrini) evlendirmek. Bu cihangirane ihtiras, yerini rezil bir zevkperestliğe bıraktı. Genç Batı’nın her nazına, her cilvesine katlanan ihtiyar birer âşık olduk.”

Said Halim Paşa da “İçtimai Buhranımız” adlı eserinde şu tespiti yapıyor kendi dönemindeki bu aydınlar için:

 “Artık bir tarafta her şeyi kabul eden ve caiz gören, yüksek ve aydın sınıf çeşitli yabancı milletleri en aşırı bir şekilde benimseyip taklit ediyorken, öteki tarafta bir kısım aydınlarla geri kalan halk, her türlü yeniliğe karşı yumuşatılması imkansız bir sertlikle karşı koyuyordu.”

Burada Paşa “yüksek ve aydın sınıf” derken, ağırlıklı olarak Jön Türkler ile İttihat ve Terakki Cemiyeti içindeki benzer düşüncelere sahip aydınları kastediyor.

Şerif Mardin de “Jön Türklerin Yabancılaşması: “Devrimci bir Şuura dair Kısmi Bir Açıklama Çabası” adlı makalesinde şöyle bir tespitte bulunuyor:

Ancak Jön Türklerin entellektüelliği sınırlıydı. Selefleri Genç Osmanlılarınkinden daha sınırlı olduğuna şüphe yoktu. Jön Türkler, fikirleri ve ideolojileri sadece bölük pörçük ve gevşek biçimde kullanıyorlardı.

Devrine damga vuran Avusturyalı devlet adamı Metternich ise Tanzimat’ın fikrî temellerinin oluşmasında etkisi olan ve uzun zaman, Viyana’da elçilik yapan dostu Sâdık Rıfat Paşa’ya bir mektubunda şu tavsiyelerde bulunur:

İmparatorluk günden güne zayıflamaktadır. Niçin saklamalı? Onu bu hâle düşüren sebeplerin başında Avrupalılaşma zihniyeti gelir. Temellerini III. Selim’in attığı bu zihniyeti, derin cehaleti ve sonsuz hayalperestliği yüzünden II. Mahmut son haddine vardırır… Zamana uyun, çağın ihtiyaçlarını dikkate alın. İdarenizi düzene sokun, ıslah edin. Ama yerine size hiç de uymayacak olan müesseseleri koymak için eskilerini yıkmayın. Avrupa medeniyetinden sizin kanun ve nizamlarınıza uymayan kanunları almayın. Batı kanunlarının temeli Hıristiyanlıktır. Türk kalınız…  Avrupa’nın şartları başkadır, Türkiye’nin başka. Avrupa’nın temel kanunları Doğu’nun örf ve âdetlerine taban tabana zıttır, ithal malı ıslahattan kaçının. Bu gibi ıslahat Müslüman memleketlerini ancak felakete sürükler.” (Cemil Meriç, Bu Ülke, Engelhardt’ın la Turquie et le Tanzimat adlı kitabından çevrilerek alınmıştır)

Sonrası malum. Bu ıslahatlar ve 1789 Fransız ihtilali sonrasında güçlenen milliyetçilik akımının bir katalizör gibi kullanılmasıyla Osmanlı’nın yıkılışı gerçekleşti.

Her türden, her düşünürden ve her kültürden kitapları okuyarak geçirdiği onlarca yılını “düşünenlerden düşünmeyi öğrenmek” için geçen “çıraklık dönemi” olarak tanımlayan Cemil Meriç “Bu Ülke” kitabında bunu şöyle ifade ediyor:

Avrupa, Osmanlı ülkesine papaz ihraç eder. Hıristiyanlığa davet için mi? Ne münasebet. Tek emeli, Osmanlı’yı dinsizleştirmektir. Dinsizleştirmek, yani “etnik bir toz” hâline getirmek…”

Nitekim öyle de oldu.

Sonra Türkiye Cumhuriyeti kuruldu.

Yeni bir devlet yeni bir umut ve istikbal.

Batılılaşma bir devlet politikası ve hedefi olarak benimsendi.

Devrimler ile yeni bir toplumun inşa süreci başladı. Uzun ve acılı bir süreç olsa da bu yolda ilerlendi.

Jön Türkler üzerine çalışmaya karar verdikten sonra bir türlü onları tanımlayabilecek bir fikir bütünlüğü bulamadığı için zorlandığını ifade eden Şerif Mardin “Jön Türklerin Siyasi Fikirleri 1895-1908” kitabında bir başka yetkin ismin cumhuriyetin ilk yıllarındaki aydınlara dönük eleştirisi üzerinden bağlantı kurarak şöyle özetliyor durumu:

Ataç’a göre: “Bizim bugünkü edebiyatımızın, yalnız edebiyatımızın değil, bütün fikir hayatımızın en büyük kusuru düşünce eksikliği, düşünme eksikliğidir. Biz düşünmüyoruz... gerçekten düşünmüyoruz, düşündüğümüzü sanıyoruz, düşündüğümüzü düşünüyoruz, “cogito cogitare” işte o kadar. Yoksa bir nesneyi bir konuyu alıp da onu incelemiyoruz, onun üzerinde düşünmüyoruz. Bunun içindir ki, nereden, neden açılırsa açılsın, biz hemen bir takım parlak, “güzel” sözler söylemeye kalkıyoruz, bununla yetiniyoruz. Karşımızdakini şöyle oturaklı, dokunaklı bir sözle susturmayı düşünüyoruz. İşte bu düşünmek değildir düşünmemenin ta kendisidir...”

Bir iki istisna dışında Jön Türkler için daha geçerli bir yargı bulmak zordur. Jön Türkler kendi tarihlerinde bir laik felsefî spekülasyon ortamı bulamadıkları için böyle bir düşüncenin nasıl yürütüleceğini bilmiyorlardı; daha doğrusu bu gibi düşünce türleriyle ilgilenmiyorlardı. Amaçları ve en büyük kayguları, düşüncelerinin başlangıcı ve sonu, “devleti kurtarmak”tı (Tunaya). Bu da Batı’nın pek zevkine varamadığı bir kavramdı. Bundan dolayı bu iki fikir âleminin buluşması beklenemezdi.”

Sonra 1920 lerin başında filizlenen ve kâh yeraltına itilen kâh parlamenter sisteme entegre olan sol (sosyalizm-marksizim) yine Fransa’dan yayılan bir başka dalganın sonucu olarak farklı bir şekliyle sahne aldı.

Romantik bir ifadeyle ’68 Kuşağı.

Sosyalist bir aydın olan Kemal Tahir “sol aydın”ı şöyle eleştirir. Cemil Meriç’in “Bu Ülke” kitabındaki "Kemal Tahir" başlığı ile yazdığı makalesinden aktarıyorum:

“Hiçbir şey bilmediğimiz meydana çıktı”, diyordu... “yeni bir şey getiremezdik biz... yazı yazanlarımız ortada. Hiç fikirleri yok adamların. Zor, bizim fikrimizin olması... Gerçekleri araştıramıyoruz, fikrimiz nereden olacak?” Tecrübeli bir hekim soğukkanlılığıyla teşhisini koyuyordu: Batılılaşma…”

Zeytinburnu Belediyesi’nin yayınladığı “Kemal Tahir Kitabı – Bir Aydın Üç Dönem” adlı kitapta Mehtap Üçer “Türkiye Defteri Dergisi ve Kemal Tahir” başlıklı yazısında şöyle alıntılıyor dergideki yazının “batılılaşma” ile ilgili kısmını:

... Bütün bu zorluklar asıl şeyden geldi: Biz Batılaşma hareketini –yani bu Batılaşma hareketinin bir kolu da Sosyalist harekettir- yani laiklik, maiklik denilen maskaralıkların yanı sıra, sosyalizmi biz tıpkı Batılılaşmacılarımızın Batılılaşmayı aldığı gibi aldık. Binaenaleyh o zaman, Batı’da büyük bir sosyalist birikim, fikir birikimi vardı. Binaenalyh her yeni gelen dergi, bize yeni fikirler getirecekti ve bizim Batı’dan hiçbir farkımız olmadığı için, aynen kullanacaktık onları biz! Vakta ki, Batı’da bizim için hazır fikir olmadığı anlaşılınca, kıyamet koptu. Bütün bu hayrolalar mayrolalar ondan ileri geldi. Çünkü biz, şeye de alışmamıştık, yani Batı’daki fikri alalım da yerlileştirelim. Buna da alışmamıştık. Biz, gözü kapalı Batı’daki fikri burda tekrar ediyorduk. “

Dergideki söyleşinin devamında şöyle diyor aydınlar sınıfında bir tarafa oturtulamayan Kemal Tahir:

Dünya’da bir tek sosyalizm var, o da bilimsel sosyalizm diyorduk. Hâlâ da bu lâkırdıyı söyleyenler var Türkiye’de. Müslümanlıkla sosyalizmin münasebetlerini Garaudy’den öğreniyorlar...” “Elli yılı kucaklayan sosyalist düşünce tarihimizde, Türkiye gerçeklerine yönelmiş iki tane makale bulmanın ihtimali yoktur; Batı’dan duyduğumuz bir iki basmakalıp düşünceyi tekrarlamaktan başka ne yaptık?” (“Sol bölünmeler üstüne konuşma”, Türkiye Defteri dergisi s. 2.)

İkinci bir Jön Türkler vakası yaşıyorduk sanki. Şerif Mardin’in Jön Türkleri tanımlarken ve Ataç’tan alıntılanan paragraftaki ifadeleriyle, Kemal Tahir’in dönemin sosyalist aydınlarını tarifi arasında ne fark var?

Yine Kemal Tahir’den dinleyelim:

Gerçeklerle gerçekten savaşmak isteyen bir sosyalist, geçmiş gerçeklerle yaşadığı çağın gerçeklerini iç içe düşünmek, onları her durumda yeniden anlamlaştırmak, değerlendirmek zorundadır...” “Her ülkenin sosyalistleri kendi yollarını kendileri bulmak, daha açıkçası sosyalizmlerini kendileri yaratmak zorundadırlar.” (Konuşmalarından, Türkiye Defteri, s. 6.)

Türk aydınının halktan kopuk, üsttenci olduğunu ve kendi tarihsel sürecini küçümsediğini düşünür.

Haksız da sayılmaz. Çünkü bu millete yenilikler hep yukarıdan aşağıya doğru bir dayatma şeklinde kabul ettirilmeye ve dönemin aydınları eliyle yapılmaya çalışıldı. Tanzimatta da böyleydi erken Cumhuriyet döneminde de böyle oldu. Toplumun kültürel yapısı ile aydınlarınki çok farklıydı ve aydınlar da bu yüzden kendilerini "toplumu modernleştirecek öncü güç" olarak gördüler.

Evet, dinamik ve gelişen bir sosyal varlık olan devletin de halkın da değişime ve zamanın ruhuna uygun yenilenmelere olan ihtiyacı kaçınılmaz bir gerçekliktir.

Ancak tabandan gelmeyen ve köklerinden beslenmeyen hiçbir ideoloji ya da sosyal akımın ve yenilik hareketinin bu topraklarda hayat bulamayacağını yaşayarak ve bedeller ödeyerek öğrendik…

Tabandan gelen bir hareket olduğunda da ya bastırıldı ya da ihtilal yapıldı.

Sanırım iki yüz yıldır bilinçlendirilmek ve bilgilendirilmek yerine “bilmesinlercilik”le kontrol edilmeye ve  tepeden inmeci yöntemlerle modernleştirilmeye çalışılan toplum artık yeterince bilinçlendi.

Zor da olsa “demopedi” den “demokrasi” aşamasına geçti.

Sessiz bir "zihinsel dönüşüm devrimi" nin hayat bulduğu ve kök salmaya başladığı bu günlerden sonra üçüncü bir Jön Türkler hareketi olur mu olsa da karşılık bulur mu... Zor. Ancak bu yeni devrin de, içtimai hayatı kendi ruhuna uygun biçimde şekillendirecek cesur aydınlarını ortaya çıkarması kaydıyla. Asıl mesele bu. Yoksa pusuda bekleyenler hep olacaktır.

Kemal Tahir yaşasaydı özel günlerde hamasi konuşmalarla anılmak yerine okunmayı ve anlaşılmayı tercih ederdi.

Cemil Meriç de…

Vesselam.

Ömer Naci (İttihat ve Terakki ve Teşkilât-ı Mahsusa üyesi Türk asker, şair ve yazar.)

Geçmişi bilmeyen, hali tahlil edemez geleceğe hükmedemez

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya