VAKFEDİLMİŞ BİR HAYAT
MAKALE
Paylaş
16.02.2026 12:42
972 okunma
Tahsin Güngör

Bir belgesel izledim geçen hafta. Yerliydi.

İzlerken hem zihnimde hem de ruhumda keskin savrulmalar yaşadım.

Nasıl oluyor da maruz kaldığımız asırlık sorunları ve müzmin hastalıkları bir türlü atamıyorduk bünyemizden.

Zihnim binlerce yıllık tarihimize alıp götürüyor beni. Herkes bilir, kurulan hiçbir Türk devleti dış düşmanlar tarafından yıkılmamış. Her birinin sonunu bizden olan hainler getirmiş

Dıştan değil içten yıkılmışız hep.

En az bu hastalığımız kadar önemli bir diğerine geçtim oradan: Öğrenilmiş çaresizlik sendromu… Zihinlere vurulan o asırlık pranga.

“Biz yapamayız, yaparsa gavur yapar” gibi sözlerle dile gelen sefil hastalık. Bir ironi içerse de atasözü ile de tescillemişiz bu acizliğimizi “evin danasından öküz olmaz” diye.

Hele bir de bu iki hastalık bir araya geldiğinde düşünün bu ülkenin halini…

Bunu da 15 Temmuz gösterdi bize. Sabahı aydınlıklardan aydınlık olan o karanlık gecede içimizdeki hainlere karşı millet olarak dik durmasaydık eğer, Türkiye Yüzyılı olacak dediğimiz 21nci YY’ın onaltıncı yılında yıkılıp gidecekti son devletimiz de.

Neyse ki izlemeye devam ettikçe belgeseli içim açılmaya başladı. Bu defa savrulmalar ruhumu ferahlatan serin bir esintiye dönüştü.

“Karşına çıkan engeli etrafından dolaşma kır da geç” denilince ve Allah’tan başka hiçbir şeyden korkmayacak kadar “tam bir teslimiyet” noktasına ulaşılınca nelerin yapılabileceğini gördüm.

Koşulsuz teslim olduğun Allah’ın nasıl yanında olduğunu, birileri bu inançla mücadele etmek ve onu yok etmek için kötülük yaptığını düşünerek tuzaklar kurarken bunlardan nasıl bir iyilik ve başarı filizlendirdiğini, tek başımıza kaldığımızı düşündüğümüzde bile asla yalnız olmadığımızı hatırladım yeniden.

Nasıl mı? Teşkilatlarında aktif olarak görev aldığı parti kapatılınca, bir taraftan devam ediyor olsa da kendini artık tamamen hayallerini gerçekleştirme mücadelesine vakfeden bir mücahit akıncının açılan yolunun nerelere ulaştığından söz ediyorum. O parti kapanmasa belki de bugün bu belgesel olmayacaktı. Ve elbette belgesele konu olan başarılar da… “herkesin bir hesabı var ammaa Allah’ın da bir hesabı var” dedirtti bana bir daha.

Devletinin kılcal damarlarına sinsice sirayet etmiş şerefsiz mahlukların tüm engellemelerine rağmen yalın kılıç yürüdüğü cihadından, yorulduğunu hissettiği bir anda tam vazgeçecekken gelen bir asker telefonuyla bu yola kimler için çıktığını hatırlayan ve bir daha ümitsizliğe düşmemek üzere yeniden ayağa kalkan o güzel adamın yaşanmış gerçek hikayesinden bahsediyorum.

Bakmayın belgesel olduğuna. Aynı çağda yaşadığımız ve ancak basına yansımaya başladıktan sonra tanıdığımız bu akıncının, hayatını uğruna vakfettiği mücadelesinin özetiydi. Bu yüzden bu denli fazla etkiledi muhtemelen beni ve izleyen hemen herkesi.

Müesses nizam da denilen kirli yapının vesayet odaklarının uzantılarıyla mücadeleye başladığı ilk zamanlarda bir gazetenin iç sayfalarında yer alan haberinden haberdar olmuştum bu güzel adamdan ve "kızılelma"sından. Sonrasında da takip eder olmuştum nereye varacak bu inanmışlık diye.

Günümüzde, algılardaki anlamı kirletilen o tertemiz “cihad” kavramının bir insanda en güzel haliyle nasıl hayat bulacağını gösteren bir şaheserdi izlediğim.

Allah inancı ve teslimiyeti tam, O’nun rızasından başka bir şey talep etmeden, yalıları bırakıp ömrünün önemli bir kısmını bu dava uğruna hangarlarda depolarda geçiren, terörün tüm vahşetiyle devam ettiği günlerde ve mekanlarda “biri daha şehit düşmesin” diye çıktığı yolda Mehmetçiklerle beraber kalan, onların yediğini yiyip içtiğini içen bir vakıf insanın mücahedesinden söz ediyorum.

Devletine ve milletine yük olmaya değil yük almaya gelmiş bir Akıncı’nın seyir defteri gibiydi adeta.

Eğer “modern zamanların cihadı nasıl olmalıdır” diye bir ders okutulacaksa, algılardaki kirlenmişliği temizleyecek en önemli örneklerden biridir Özdemir Bayraktar’ın hayatı.

Dostlarına olan vefasına, ancak yutkunarak şahitlik edebiliyordu hayatına dokunduğu mazlumlardan sadece birkaçı… Yaşarken bilinmesinden mahcubiyet duyduğu için dillendirmediği diğer tüm mazlum dostları adına.

Belgesel boyunca alt tarafta görünen ve o an anlatılan olayın tarihinin öne çıkarıldığı bir zaman cetveli vardı. Bekledim, başında okunan Yasin-i Şerifle birlikte sona eren hayatı tasvir edildikten sonra o cetvel 2021 de duracak mı diye? Öyle olmamalıydı. Başlatan da olsa, mimarı da olsa bir kişinin varlığına bağlanmamalıydı hiçbir güzel dava. O zaman dava olmazdı zaten bu ve onun inancına da aykırıydı.

Hayır korktuğum olmadı. Zaman cetveli ondan sonraki yılları da göstermeye devam ediyordu.

Bu da bayrağı devrettiği evlatlarının niyet, inanç ve kararlılığını sessizce haykırıyordu bana göre.

“Demek ki onlar için de bir kutlu dava bu” diye geçirdim içimden, babalarının ruhuna Fatiha okurken.

İzlemeyen izlesin isterim.

Vesselam.

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya