Bölgedeki baskı, geçen yıl İran ile ABD arasında yürütülen nükleer müzakere sürecinde derinleşti. Washington, uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin tamamen durdurulmasını içeren bir anlaşma teklifi sunarken Tahran bu talebin "kırmızı çizgilerini" aştığını belirterek kabul etmeyeceğini açıklamıştı. Görüşmeler sürerken ABD'nin İran'daki nükleer tesisleri hedef alan saldırılar düzenlemesi, müzakere sürecinin fiilen sona ermesine yol açtı.
Trump, uranyum zenginleştirme faaliyetlerine yeniden başlanması halinde nükleer tesislerin tekrar hedef alınabileceği uyarılarını 2026'ya taşırken 22 Ocak'ta yaptığı açıklamada, "Bunu tekrar yapmaya kalkarlarsa başka bir bölgeye geçmek zorunda kalırlar. Orayı da aynı kolaylıkla vururuz." ifadelerini kullandı.
Trump'ın ilk yaptırım kararları İran'a yönelik oldu
Trump, 2016 seçim kampanyası boyunca İran'la nükleer anlaşmayı sert şekilde eleştirdi. Göreve başladıktan sonra Tahran'a karşı askeri dahil tüm seçeneklerin masada olduğunu vurguladı.
ABD Hazine Bakanlığı, 3 Şubat 2017'de İran'ın balistik füze programına katkı sağladıkları gerekçesiyle 13 kişi ve 12 kuruma yaptırım uygulanacağını duyurdu. Mayıs 2018'de ise ABD, 2015'te imzalanan nükleer anlaşmadan çekilerek "maksimum baskı" politikasını başlattı.
Trump'ın ikinci kez başkanlık koltuğuna oturmasının ardından uyguladığı ilk yaptırım adımı da yine İran'a yönelik oldu. Bu kez Tahran'la petrol ticaretinin sürdürülmesi gerekçesiyle Çin merkezli şirketler ve ticaret ağlarını hedef alan Washington yönetimi, doğrudan İran'a yaptırım uygulamasa da fiilen bölgenin enerji gelirlerini sınırlamayı amaçladı.
Son olarak ABD, 13 Ocak'ta İran ile iş yapan ülkelere yüzde 25 ek gümrük vergisi getirdi ve 23 Ocak'ta Tahran'da "protestocuların öldürüldüğü" gerekçesiyle İran petrolü taşıdığı belirtilen bazı gemi ve şirketleri yaptırım listesine aldı.
İran'ın en güçlü kartı Hürmüz Boğazı
ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları ve Trump'ın askeri müdahaleye işaret eden açıklamaları, Tahran'ın elindeki stratejik kozlardan biri olarak görülen Hürmüz Boğazı'nı yeniden gündeme taşıdı.
Boğazdan günlük yaklaşık 20 milyon varil petrol ve petrol ürünü geçerken bu hacmin büyük kısmı Çin başta olmak üzere Asya piyasalarına yöneliyor. Küresel doğal gaz ticaretinin yaklaşık yüzde 20'si de yine bu su yolundan gerçekleştiriliyor.
İran, ABD yönetimine karşı zaman zaman Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidini gündeme getirse de bu seçenek, fiili bir adım olmaktan ziyade stratejik bir baskı unsuru olarak öne çıkıyor. Uzmanlar, Washington'un ekonomik baskıyı sertleştiren adımlarının askeri seçeneklere kıyasla daha etkili olduğunu ifade ediyor.
"İran'ın Hürmüz'den başka ihracat yolu yok"
Washington Arap Körfez Ülkeleri Enstitüsü Misafir Öğretim Üyesi Kate Dourian, AA muhabirine, İran'daki yetkililerin iç sorunlar ve ekonomideki daralmaya odaklandığı mevcut tabloda Tahran'ın askeri kapasitesinin "maceracı adımlar" atmaya uygun olmadığını söyledi.
Dourian, bu nedenle Hürmüz Boğazı'nda deniz taşımacılığında herhangi bir aksama yaşanmadığını ve boğazın kapatılmasına yönelik alışılmış tehditlerin de gündeme gelmediğini belirterek, "İran'ın atabileceği tek adım, ABD ya da İsrail'den gelebilecek bir saldırı durumunda deniz taşımacılığını geçici olarak aksatmak olabilir. İran'ın başka bir ihracat yolu bulunmuyor. Bu nedenle Hürmüz Boğazı'nın kapatılması halinde bundan en fazla etkilenecek ülke yine İran olur." dedi.
Trump'ın İran ile iş yapan ülkelere yönelik gümrük vergilerinin rejim üzerindeki baskıyı artırdığına dikkati çeken Dourian, "Trump, Körfez bölgesindeki askeri varlığını artırıyor ancak mevcut aşamada bir saldırının gündemde olmadığı görülüyor. Buna karşın İran'a karşı uygulanan tarifelerin, büyük ölçüde Asya'daki alıcıları caydırması halinde, bunun Tahran ekonomisi üzerindeki etkileri çok daha yıkıcı olur." ifadelerini kullandı.
"ABD'nin 'maksimum baskı' politikası sonuç veriyor"
Middle East Economic Survey Dergisi Körfez Uzmanı Yesar Al-Maleki de İran'ın olası bir ABD saldırısına vereceği karşılığın saldırının boyutuna bağlı olacağına işaret ederek, şunları kaydetti:
"Başkan Trump'ın elinde daha etkili, askeri olmayan seçenekler bulunuyor. İran petrol ihracatı istikrarlı şekilde sürse de 'maksimum baskı' politikası sonuç veriyor. Tahran, petrol gelirlerini ülkeye kazandırmakta zorlanırken Çinli alıcılar yaptırım altındaki tankerlerden petrol almaya daha isteksiz hale geldi. Bu durum, gemilerin denizde daha uzun süre yüzer depolama olarak kalmasına ve petrolün daha indirimli satılmasına yol açıyor."
Al-Maleki, İran petrolünün bağımsız Çinli rafineriler için hala önemli bir ucuz varil kaynağı olmaya devam ettiğine dikkati çekerek, "Çinli rafineriler için akışların sürdürülmesine yönelik çeşitli yöntemler mevcut. Ancak ABD'den gelebilecek yeni adımlar, Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı daha da sertleştirecektir. Bu baskı, rejimin sürdürülebilirliği açısından askeri seçeneklerden çok daha etkili." ifadelerini kullandı.
Ayrıca, istihbarat değerlendirmelerine göre haziranda düzenlenen ABD saldırılarının İran'ın nükleer programını geriye ittiğine ancak kilit tesisleri tamamen ortadan kaldırmadığına değinen Al-Maleki, "ABD ve İsrail açısından kısa vadeli öncelik, İran'ın füze ve nükleer zenginleştirme kapasitesini sınırlarken rejimi daha da zayıflatmak." değerlendirmesinde bulundu.