Türkiye-Malezya İslami Sermaye Piyasaları Forumu İstanbul'da başladı
İbn Haldun Üniversitesi'nde "Türkiye-Malezya İslami Sermaye Piyasaları Forumu" düzenlendi.
EKONOMİ
Paylaş
02.06.2026 18:37
1.033 okunma

İbn Haldun Üniversitesi (İHÜ) Mütevelli Heyeti Başkan Vekili Bilal Erdoğan, Malezya'nın İslami finans ve sermaye piyasası geliştirme konusunda derin bir uzmanlığa sahip olduğunu, Türkiye'nin de ölçek, bağlantısallık ve geniş bir bölgesel ekonomik alana erişim sunduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi, Sermaye Piyasası Kurulu, Malezya Menkul Kıymetler Komisyonu (Suruhanjaya Sekuriti Malaysia) ve İbn Haldun Üniversitesi işbirliğinde İbn Haldun Üniversitesi'nde "Türkiye-Malezya İslami Sermaye Piyasaları Forumu" düzenlendi.

Foruma, Bilal Erdoğan'ın yanı sıra İbn Haldun Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. İrfan Gündüz, Rektör Prof. Dr. Atilla Arkan, Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkan Yardımcısı Furkan Karayaka ve Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkan Yardımcısı Ali Erdurmuş ile Malezya başta olmak üzere çeşitli ülkelerden akademisyenler, politika yapıcılar, iş dünyası temsilcileri ve finans sektörü profesyonelleri katıldı.

Bilal Erdoğan, burada yaptığı konuşmada, etkinliğin finans, yatırım ve ekonomik işbirliğinin geleceğini şekillendiren kurumları bir araya getirdiğini söyledi.

Türkiye ile Malezya arasındaki ilişkinin yalnızca güncel ticaret ve yatırım rakamlarıyla değerlendirilemeyeceğini vurgulayan Erdoğan, iki ülke arasındaki bağların çok daha derin bir tarihsel temele dayandığını ifade etti.

Akdeniz'den Hint Okyanusu'na uzanan bölgelerin yüzyıllar boyunca ticaret, ilim ve kültürel etkileşim ağlarıyla birbirine bağlandığını belirten Bilal Erdoğan, tüccarların, alimlerin ve seyyahların yalnızca mal değil fikirler, kurumlar ve güvene dayalı gelenekleri de taşıdığını dile getirdi.

Bilal Erdoğan, "Bu ilişkiler yalnızca ticari çıkarlarla değil; ortak etik ilkeler, karşılıklı saygı ve ekonomik refah ile sosyal sorumluluğun birlikte ilerlemesi gerektiği anlayışıyla da desteklenmiştir." dedi.

Ekonomide güven vurgusu

Çağdaş küresel ekonomide güvenin giderek daha kıt ve daha değerli hale geldiğinin altını çizen Bilal Erdoğan kurumlar, piyasalar, yatırımcılar ve ülkeler arasındaki güvenin sürdürülebilir ekonomik ortaklıkların temelini oluşturduğunu söyledi.

Bilal Erdoğan, jeopolitik belirsizliklerin, tedarik zincirlerindeki dönüşümün, teknolojik gelişmelerin ve iklim kaynaklı risklerin arttığı bir dönemde ekonomik ortaklıkların yalnızca sermayeye değil; güvene, itibara ve uzun vadeli bağlılığa ihtiyaç duyduğunu belirterek Türkiye ile Malezya ilişkilerinin de bu özelliklerle şekillendiğini vurguladı.

Küresel ekonominin derin bir dönüşüm sürecinden geçtiğini ifade eden Erdoğan, ticaret ağlarının değiştiğini, yatırım akışlarının yeniden yönlendirildiğini ve finansal sistemlerin dijital teknolojiler ile yapay zeka tarafından şekillendirildiğini söyledi.

İslami sermaye piyasalarının sunduğu önemli fırsatlar

"Türkiye ve Malezya arasındaki ortaklığın ikili boyutun çok ötesine uzanan stratejik bir öneme sahip olduğuna inanıyorum." diyen Bilal Erdoğan, iki ülke arasındaki ticaret hacminin yaklaşık 5 milyar dolar olduğunu ancak iki ülke liderlerinin gelecek yıllarda bu rakamı 10 milyar dolara çıkarma hedefi bulunduğunu aktardı.

Bilal Erdoğan, İslami sermaye piyasalarının iki ülke arasındaki en umut verici işbirliği alanlarından biri olduğunu belirterek "Bu hedef önemlidir ancak önümüzdeki gerçek fırsat sadece ticaret hacmini artırmak değildir. Bu, ekonomik entegrasyonu derinleştirmek, kurumsal bağlantıyı güçlendirmek, yeni yatırım kanalları oluşturmak ve hem ülkelerimiz hem de temsil ettiğimiz daha geniş bölgeler için kalıcı değer yaratabilecek ortaklıklar kurmak anlamına gelir." değerlendirmesini yaptı.

Malezya'nın İslami finans alanında dünyanın önde gelen merkezlerinden biri haline geldiğini ifade eden Erdoğan, ülkenin sukuk piyasaları, şeriata uygun yatırım araçları ve düzenleyici yenilikler konusundaki çalışmalarının küresel İslami finans sisteminin gelişimine önemli katkılar sağladığını söyledi.

Bilal Erdoğan, Türkiye'nin de 1,6 trilyon doları aşan ekonomisi, dinamik özel sektörü ve Avrupa, Orta Doğu, Afrika ile Türk dünyasını birbirine bağlayan stratejik konumuyla farklı ancak tamamlayıcı avantajlar sunduğunu vurgulayarak "Malezya, İslami finans ve sermaye piyasası geliştirme konusunda derin bir uzmanlığa sahip. Türkiye ise ölçek, bağlantısallık ve geniş bir bölgesel ekonomik alana erişim sunuyor." ifadelerini kullandı.

Bilal Erdoğan, Malezyalı kurumsal yatırımcıların, varlık yönetim şirketlerinin ve İslami fonların Türkiye'deki katılım finansmanı ekosisteminde daha fazla yer almasını sağlayacak mekanizmaların değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

Sınır ötesi sukuk yapıları ve yenilikçi finansman platformları konusunda daha iddialı adımlar atılması gerektiğini ifade eden Bilal Erdoğan, küresel sukuk piyasasının büyümeye devam ettiğini ve bunun İslami sermaye piyasalarının artık niş bir alan olmaktan çıktığını gösterdiğini dile getirdi.

Akademik işbirliğinin önemi

Bilal Erdoğan, piyasa verimliliğinin güçlendirilmesi gerektiğini belirterek yatırım fonları, sermaye piyasası ürünleri, düzenleyici çerçeveler, karşılıklı listelemeler ve piyasa erişim düzenlemelerinde daha yakın iş birliğinin, iki ülke arasında daha güçlü yatırım koridorlarının geliştirilmesine ve daha entegre bir İslami sermaye piyasası ekosisteminin desteklenmesine katkıda bulunabileceğini ifade etti.

İslami finansın geleceğinin yalnızca sermaye tarafından belirlenmeyeceğini vurgulayan Bilal Erdoğan, bu alanda bilgi üreten akademisyenlere, yenilik ile istikrar arasında denge kuran düzenleyicilere, yeni teknolojiler geliştiren girişimcilere ve uzun vadeli düşünebilen yatırımcılara ihtiyaç olduğunu söyledi.

Bu nedenle akademik işbirliğinin finansal işbirliği kadar önemli olduğunun altını çizen Bilal Erdoğan, Türkiye ile Malezya arasında yükseköğretim zirvesinin yakın zaman önce ikinci kez düzenlendiğini ve bunun her yıl devam edeceğini belirtti.

İbn Haldun Üniversitesinin adını aldığı büyük düşünür İbn Haldun'un kurumlar, refah ve sosyal kalkınma arasındaki ilişkiye dikkati çektiğini anımsatan Erdoğan, sürdürülebilir ekonomik kalkınmanın temelinde bilginin bulunduğunu dile getirdi.

Erdoğan, "Türkiye ve Malezya'daki akademik kurumlar arasındaki ortaklıklar, bilgi birikimini ilerletmede, kapasiteyi güçlendirmede ve küresel ölçekte İslami finansın gelecekteki yönünü şekillendirmede önemli bir rol oynayabilir." diye konuştu.

İslami finans "toplumsal sorunların çözümüne katkı sunabilir" vurgusu

Programın önemli başlıklarından birinin uyum finansmanı ve iklim direnci olduğunu belirten Bilal Erdoğan, gelişmekte olan ülkelerin gelecek yıllarda iklim uyumu, dayanıklı altyapı, gıda güvenliği, su yönetimi ve sürdürülebilir kentsel kalkınma alanlarında önemli finansman ihtiyaçlarıyla karşı karşıya kalacağını söyledi.

Bilal Erdoğan, bu ihtiyaçların karşılanmasının yenilikçilik, ölçek ve uzun vadeli kararlılık gerektirdiğini aktararak İslami sermaye piyasalarının varlığa dayalı, değer odaklı ve reel ekonomiyle bağlantılı yapıları sayesinde bu süreçte önemli katkılar sunabileceğini kaydetti.

Türkiye ile Malezya'nın İslami finansın yalnızca finansal ihtiyaçlara değil, daha geniş toplumsal sorunlara da çözüm üretebileceğini gösterebileceğini belirten Bilal Erdoğan, "Bunu yaparak finansın hem verimli hem de etik, yenilikçi ve sorumlu, küresel, rekabetçi ve sosyal açıdan anlamlı olabileceğini gösterme fırsatımız var." dedi.

Türkiye ile Malezya'nın Güneydoğu Asya Ülkeler Birliğinden (ASEAN) Orta Asya'ya, Körfez'den Avrupa'ya ve Afrika'dan daha geniş İslam dünyasına uzanan dinamik bölgeler için birer geçiş kapısı olduğunu ifade eden Bilal Erdoğan, iki ülke arasındaki ortaklığın yalnızca ikili değil, bölgesel ve küresel ölçekte stratejik önem taşıdığını sözlerine ekledi.

Bilal Erdoğan, iki gün boyunca sürecek ve ardından Küresel İslami Ekonomi Zirvesi'yle devam edecek etkinliklerin somut sonuçlara ve girişimlere, daha güçlü kurumsal ilişkilere ve kalıcı iş birliğine yol açması temennisinde bulundu.

Konuşmasının ardından Bilal Erdoğan'a, Küresel İslami Ekonomi Durumu (SGIE) raporunun sunumu takdim edildi.

Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkan Yardımcısı Furkan Karayaka da burada yaptığı konuşmada, Malezya'nın İslami finans alanında yalnızca bir katılımcı değil, küresel standartları belirleyen ve birçok ülkeye ilham veren bir ülke olduğunu söyledi.

Türkiye'nin ise kendi etkileyici büyüme hikayesini yazdığını belirten Karayaka, 2025 yılı katılım esaslı sermaye piyasaları verilerine değinerek şöyle devam etti:

"Katılım esaslı yatırım fonlarının toplam büyüklüğü 864 milyar liraya ulaşmış ve son bir yılda yüzde 47 artış göstermiştir. Katılım esaslı emeklilik yatırım fonları yüzde 74 büyüyerek yaklaşık 800 milyar liraya ulaşmıştır. Katılım esaslı borsa yatırım fonları reel olarak yüzde 128 büyümüştür. Sukuk ihraçları ise kamu ve reel sektör ihraçları arasında sağlıklı bir dengeyle 614 milyar liraya ulaşmıştır. Ayrıca 2026 yılının ilk çeyreği itibarıyla Katılım Endeksi'nde yer alan şirketlerin piyasa değeri, Borsa İstanbul'da işlem gören tüm şirketlerin toplam piyasa değerinin yüzde 36'sını oluşturmuştur. Aynı dönemde Borsa İstanbul'daki toplam 6,3 milyon yatırımcının 4,4 milyonu, yani yüzde 69'u Katılım Endeksi kapsamındaki şirketlere de yatırım yapmıştır."

Karayaka, Türkiye'nin, katılım finansı ile Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Afrika piyasaları arasında bir köprü haline geldiğini, Malezya'nın da Güneydoğu Asya Uluslar Birliğinde hızla büyüyen ekonomilere açılan kapı olduğunu dile getirdi.

İki ülkenin, dünyanın en umut vadeden iki bölgesine açılan birbirini tamamlayıcı giriş noktaları olduğunu belirten Karayaka, bunlardan birine yatırım yapanın diğerine de tanıdık ve güvenilir bir yoldan kolayca ulaşabilmesi gerektiğini ifade etti. Karayaka, şunları söyledi:

"Bu bizi gündemimizin özüne getiriyor, bağlantı. Hedefimiz, birbirimizi tanımaktan çıkıp İstanbul ile Kuala Lumpur arasında sermayenin kolay ve güvenli şekilde hareket etmesini sağlayacak gerçek sistemler kurmaktır. Bu da düzenlemeler ve piyasalara erişim mekanizmaları üzerinde birlikte çalışmak, karşılıklı tanıma, çapraz kotasyon ve sukuk ile katılım esaslı finansal araçlar için ortak ürünler geliştirme imkanlarını araştırmak. Ayrıca düzenleyici kurumlarımız, borsalarımız, varlık yöneticilerimiz ve piyasa kuruluşlarımız arasındaki işbirliğini artırmak anlamına gelmektedir."

İstanbul Boğazı ile Malakka Boğazı'na uzanan güzergahın, yalnızca iki finans merkezini birbirine bağlayan bir hat olmadığını belirten Karayaka, güzergahın bilgi, tecrübe, sermaye, yetenek ve yeni finansal fikirlerinin geniş ve önemli bir coğrafya boyunca dolaşımını temsil ettiğini dile getirdi.

Karayaka, dünyanın iklim dayanıklılığı, sürdürülebilir altyapı ve uzun vadeli ekonomik istikrar için acilen finansmana ihtiyaç duyduğunu, bu noktada katılım esaslı sermaye piyasalarının özel bir avantajı olduğunu ifade etti.

Katılım finansının temel ilkelerinin sürdürülebilirlik ve ortak insan refahı hedefleriyle örtüştüğünü söyleyen Karayaka, şöyle dedi:

"Bu avantaj, özellikle bu yıl Türkiye için ayrı bir önem taşımaktadır. Kasım ayında ülkemiz Antalya'da COP31'e ev sahipliği yapacak ve konferans başkanlığı görevini üstlenecektir. Bu durum bize hem özel bir sorumluluk hem de büyük bir fırsat sunmaktadır. Türkiye ve Malezya, birlikte sukuk ve katılım esaslı araçların uyum ve iklim finansmanı için kaynak yaratmada dünyanın sahip olduğu en güvenilir yöntemlerden biri olduğunu gösterebilir."

"Türkiye'nin toplam sukuk ihracı 2025 itibarıyla 350 milyar liraya ulaştı"

SPK Başkan Yardımcısı Ali Erdurmuş, İslami finansın, fiziksel varlıklar ve reel ekonomiyle doğrudan bağlantısı sayesinde ekonomik kalkınmaya önemli katkılar sağlayabileceğini ifade etti.

Erdurmuş, İslami finansın reel ekonomideki faydalarını şöyle sıraladı:

"Kar ve zarar paylaşımı düzenlemelerinin kullanımı, üretimi artırabilecek ve istihdam oluşturabilecek verimli girişimlere finansal destek sağlanmasını teşvik eder. Somut varlıklara yapılan vurgu, sektörün yalnızca gerçek bir amaca hizmet eden işlemleri desteklemesini sağlayarak finansal spekülasyonu caydırır. İslami finans, finansal sektörün gelişimini desteklemeye ve finansal kapsayıcılığı genişletmeye yardımcı olur. Finansal ürünlerin çeşitliliğini ve erişimini artırarak, finansal hizmetlerden mahrum kalanların sisteme dahil edilmesine katkıda bulunabilir. İslami finans, ortaklık temelli finansman modellerine vurgu yapar, bu da özellikle KOBİ'lerin finansmana erişiminin geliştirilmesinde faydalı olabilir. Dolayısıyla İslami finans, borç birikimine yol açmadan risk çeşitlendirmesi sağlaması ve ekonomik büyümeye katkıda bulunması bakımından geleneksel finansın tamamlayıcısı olarak uygulanabilir bir alternatiftir."

Erdurmuş, başta sukuk olmak üzere İslami finans araçlarının son 15 yılda küresel piyasalarda güçlü ve dayanıklı bir finansman alternatifi olarak öne çıktığını belirterek, Türkiye'nin de toplam sukuk ihraçlarının 2025 yılı itibarıyla 350 milyar liraya ulaştığını söyledi.

Sukuk piyasasının büyümesinde düzenleyici çerçevenin kademeli olarak güçlendirilmesinin etkili olduğunu belirten Erdurmuş, 2010-2013 döneminde yapılan düzenlemeler ve sonrasında elde edilen başarılara ilişkin şu bilgileri verdi:

"En güncel rakamları vermek gerekirse, toplam sukuk ihraçları 2025 yılında 350 milyar liraya ulaşmıştır. En yaygın ihraç edilen sukuk türü 'Vekalet Sukuku'dur. Ayrıca sukuk, geleneksel tahvil ve bonoların ardından en çok ihraç edilen üçüncü araç olup, 2025 yılında ihraç edilen tüm kurumsal borçlanma araçlarının yüzde 13'ünü oluşturmuştur."

İslami Finansal Hizmetler Kurulu (Islamic Financial Services Board-IFSB) raporuna değinen Erdurmuş, elverişli küresel finansman koşulları ve devam eden yatırımcı talebi sayesinde sukuk ihraçlarının 235 milyar dolara ulaştığını, toplam dolaşımdaki sukuk stokunun ise 1,1 trilyon dolara yükseldiğini söyledi.

Erdurmuş, yeşil dönüşüme yönelik küresel çabaların, yeşil ve sürdürülebilir sukuk ihraçlarının ortaya çıkmasıyla birlikte İslami finans piyasalarına da yansıdığını belirterek, "IFSB ayrıca, sürdürülebilir sukuklarda yıllık yüzde 33 ve yeşil sukuklarda yüzde 95 büyüme ile sürdürülebilirlik ve iklim temalı ihraçların 2025 yılında önemli ölçüde arttığını rapor etmektedir." dedi.

Talebin artırılmasında yatırım fonları ve emeklilik fonları gibi kurumsal yatırımcıların özellikle önemli olduğunu düşündüğünü dile getiren Erdurmuş, şunları kaydetti:

"Türkiye'de Nisan 2026 itibarıyla portföy büyüklüğü 377 milyar lira olan 92 katılım fonu ve portföy büyüklüğü 894 milyar lira olan 65 katılım emeklilik fonu bulunmaktadır. Katılım finansına odaklanan yatırım fonlarının büyüklüğü tüm yatırım fonlarının yalnızca yüzde 5'ini oluştururken katılım emeklilik fonları tüm emeklilik fonlarının yüzde 36'sını oluşturmaktadır. Bu durum, İslami finansın uzun vadeli perspektifinin açık bir göstergesidir. Bu çerçevede, özellikle Malezya'nın küresel sukuk piyasasının itici güçlerinden biri olması nedeniyle Türkiye ile Malezya arasındaki işbirliğinin güçlendirilmesinin son derece değerli olacağını vurgulamak isterim."

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya