Bu başlık Auguste Comte’un Üç Hal Yasası’nı hatırlatabilir, yeri gelmiş iken kısaca temas edip asıl konuya geçeyim.
Bu yasa /teori, insan zihninin, toplumların ve bilgi türlerinin tarih sürecinde Teolojik (Dini), Metafizik (Felsefi) ve Pozitif (Bilimsel) olmak üzere birbirini izleyen üç evreden geçtiğini öne sürmekte idi. Tarihin sonu tezi gibi Comte da insanlığın ilk iki devreyi aştığını ve insan zihninin olgunluğa eriştiğini, yalnızca deney, gözlem ve aklın (bilimsel yöntemin) her derde deva olduğunu ileri sürüyordu.
Comte’un teorisi ciddi eleştirilere maruz kaldı, daha sonraki ilmî ve fikrî gelişmeler (varoluşçuluk, postmodernizm, fenomenoloji, eleştirel rasyonalizm ve kuantum fiziği…) hem pozitivizmi hem de determinizmi, fikir ve teori tarihi müzesine kaldırmıştı.
Garîbi şu ki:
Bilimi mürşid yapan bu görüş, Cumhuriyet döneminde bir üniversitenin alnına yapıştırılmış ve” “Hayatta en hakiki mürşid ilimdir, fendir” denmişti, deniyor, devam ediyor.
Şimdi yazının başlığından maksadıma gelelim:
Müslümanların (hatta insanların) üç ahlak hali var:
1.”Kendine iyi bak” hali. Bu hal en azından veda sözü olarak çok yaygın. Peki herkes kendine iyi bakacak, başkaları ne olacak? Bir insanın kendine iyi bakabilmesi için başkalarının yardımı, faaliyetleri, tercihleri gerekmiyor mu? İnsan sosyal bir varlık değil mi? Toplum insana, insan topluma muhtaç değil mi? Bu nasıl bir egoizmdir!
2. Paylaşma hali. Nimetleri, mutluluğu, menfaatleri adilce veya merhametlice paylaşmak, acıları da hafifletmek, derman olmak için paylaşmak. Bu güzel bir ahlak, iyi bir hal, övgüye değer ve İslam’ın teşvik ettiği bir davranıştır, ama günümüzde hayli zayıflamıştır.