Özne, Tarih ve Medeniyet Arasındaki Kurucu İlişki Üzerine
Giriş
İnsanlık tarihi boyunca sayısız devlet kurulmuş, imparatorluklar yükselmiş, ekonomik sistemler ortaya çıkmış ve teknolojik ilerlemeler yaşanmıştır. Buna rağmen bu yapıların/inşaların çok azı medeniyet olarak anılmıştır. Bu durum bize önemli bir soru sordurur: Devlet kurmak ile medeniyet kurmak arasındaki fark nedir? Daha da önemlisi: Medeniyeti kim yada kimler kurabilir? Bu sorunun cevabı bize sadece tarihsel aktörlerde değil, insanın varlık yapısında aranmalıdır. Çünkü medeniyet, taşların, kurumların ve teknolojilerin toplamı değildir. Medeniyet; anlamın, ahlakın, bilginin ve iradenin tarih içinde kurumsallaşmış biçimidir. Dolayısıyla medeniyeti kurabilecek olan da yalnızca belirli özelliklere sahip bir özne olabilir.
I. MEDENİYETİ HER İNSAN TOPLULUĞU KURAMAZ
Tarih boyunca milyonlarca insan aynı coğrafyada yaşamıştır. Ancak bunların çok azı tarihe yön veren medeniyetler inşa edebilmişlerdir. Bu durum bize çok önemli bir gerçeği gösterir: Toplum olmak başka şeydir, medeniyet inşa edebilmek bir başka şeydir. Bir topluluk; yaşayabilir, üretim yapabilir, ticareti geliştirebilir, askerî güç oluşturabilir, ama yine de medeniyet kuramayabilir. Çünkü medeniyet; sadece yaşamak değil, nasıl yaşanması gerektiğine dair bir cevap üretebilmektir. Bu nedenle medeniyetin başlangıç noktası nüfus değil, anlam üretme kapasitesidir.
II. MEDENİYETİN İLK KURUCUSU AHLAKİ ÖZNEDİR
Medeniyetin ilk taşı ne ekonomi ne de siyasettir. İlk taşı ahlaktır. Ahlak ise ancak özne tarafından taşınabilir. Bir algoritma ahlak üretemez. Bir makine sorumluluk üstlenemez. Bir bürokrasi vicdan geliştiremez. Bunların tamamı araçtır. Medeniyetin kurucu unsuru ise araç değil, sorumluluk taşıyan bilinçtir. Bu nedenle tarihte bütün büyük medeniyetlerin inşası, bir öznenin anlam iddiasıyla başlamıştır... Bu özne bazen bireysel bir şahsiyet (Sokrates, İmam-ı Azam, Konfüçyüs), bazen de kolektif bir bilinç (İslam ümmeti, Helen düşüncesi, Rönesans aklı) olabilir. Fakat şurasını kesinlikle söyleyebiliriz ki bir özne olmadan bir medeniyet başlamaz, yükselmez ve sürmez. Medeniyet dediğimiz şey; doğaya, topluma, zamana ve varoluşa verilen iradi, değer yüklü, sorumluluk taşıyan bir cevaptır. Bu cevabı verecek olan ise sadece ahlaki özne olabilir.
III. MEDENİYET TEK BAŞINA BÜYÜK ŞAHSİYETLERİN ESERİ DEGİLDİR.
Yaygın kanaatin aksine medeniyetler yalnızca büyük şahsiyetlerin eseri değildir. Dahiler tarih başlatabilir. Fakat medeniyet kuramazlar. Çünkü medeniyet bireysel dehanın değil, kolektif anlam üretiminin ürünüdür. Sokrates tek başına Atina medeniyetini kurmamıştır. Farabi tek başına İslam medeniyetini inşa etmemiştir. Newton tek başına modern bilimi ortaya çıkarmamıştır. Medeniyet ancak bireysel öznenin kolektif özneye dönüşmesiyle oluşur. Bu nedenle medeniyet kuran özne daima iki katmanlıdır: Kurucu şahsiyet. Kurucu topluluk. Biri olmadan diğeri yeterli değildir.
IV. MEDENİYETİ KURAN KOLEKTİF BİLİNÇTİR
Medeniyetin gerçek kurucusu örgütlenmiş anlamdır. Bu örgütlenmiş anlamın adı ise kolektif bilinçtir. Bir toplum; aynı hakikat tasavvuruna, aynı ahlaki ilkelere, aynı tarih fikrine, aynı gelecek idealine sahip olmaya başladığında kolektif özneye dönüşür. İbn Haldun buna asabiyet demiştir. Durkheim kolektif bilinç adını vermiştir. Benedict Anderson hayali cemaat kavramını kullanmıştır. Fakat kavramlar farklı olsa da işaret ettikleri gerçek aynıdır: Medeniyet bireylerin toplamından değil, ortak anlam alanından doğar.
V. MEDENİYETİ KURANLAR HAKİKAT TASAVVURU OLANLARDIR
Tarih incelendiğinde büyük medeniyetlerin ortak bir özelliği görülür. Hepsinin insan, evren ve hayat hakkında kapsamlı bir tasavvuru vardır. Mısır medeniyetinin kozmolojisi vardır. Helen medeniyetinin logos anlayışı vardır. İslam medeniyetinin tevhid tasavvuru vardır. Modern Batı'nın ilerleme anlatısı vardır. Bu nedenle medeniyeti kuran şey teknoloji değildir. Teknoloji ancak mevcut tasavvurun aracıdır. Asıl kurucu unsur dünyayı anlamlandırma biçimidir. Tasavvuru olmayan toplumların teknolojileri olabilir. Fakat medeniyetleri olmaz.
VI. ŞEYLEŞMİŞ TOPLUMLAR MEDENİYET KURAMAZ
Modern çağın en büyük problemi burada ortaya çıkmaktadır. Şeyleşme. Şeyleşme sürecinde insan: özne olmaktan çıkar, nesneye dönüşür. Tüketici olur. Veri olur. Profil olur. İstatistik olur. Algoritmanın girdisi olur. Fakat medeniyet kurmak özne olmayı gerektirir. Çünkü medeniyet; irade ister, sorumluluk ister, fedakârlık ister, gelecek tasavvuru ister. Nesnelerin ise iradesi yoktur. Bu nedenle şeyleşmiş toplumlar üretim yapabilirler. Zenginleşebilirler. Teknolojik olarak ilerleyebilirler. Ancak tarih yapamazlar. Çünkü tarih ancak özneler tarafından yapılır.
VII. DİJİTAL ÇAĞDA MEDENİYETİ KİM KURABİLİR?
Bu soru bugün yeniden sorulmalıdır: Yapay zekâların, algoritmaların ve dijital ağların belirlediği bir dünyada medeniyeti kim kuracaktır? Bu sorunun cevabı açıktır: Ne algoritmalar, ne platformlar, ne de veri merkezleri. Medeniyeti yine insan kuracaktır. Fakat herhangi bir insan değil. Dijital çağın baskıları altında özne kalabilen insan. Dikkatini koruyabilen insan. Hakikati gösteriden ayırabilen insan. Ahlaki sorumluluğunu kaybetmeyen insan. Teknolojiyi kullanan, fakat teknoloji tarafından kullanılmayan insan. Yeni medeniyetin kurucu öznesi işte bu insan olacaktır.
VIII. SONUÇ
Evet, medeniyeti kimler kurabilir? Bu soru yalnızca tarihsel değil; ontolojik, ahlaki, epistemolojik ve siyasal bir sorudur. Çünkü her toplum yaşayabilir, her devlet yönetilebilir, her ekonomi üretim yapabilir; fakat her toplum medeniyet kuramaz. Tarih göstermektedir ki medeniyet kurmak sıradan bir toplumsal faaliyet değil, belirli niteliklere sahip özne veya öznelerin gerçekleştirebildiği istisnai bir tarih yapma kapasitesidir… Bu özne bazen bir peygamberle görünür hale gelir. Bazen bir filozofla. Bazen bir âlimle. Bazen bir toplumla. Fakat hangi biçimde ortaya çıkarsa çıksın medeniyetin özü değişmez: Özne varsa anlam vardır. Anlam varsa tarih vardır. Tarih varsa medeniyet vardır. Özne ortadan kalktığında ise geriye yalnızca kurumlar, teknolojiler ve sistemler kalır. Bunlar bir düzen oluşturabilirler; fakat bir medeniyet kuramazlar. Çünkü medeniyetin gerçek kurucusu insanın özne olabilme kudretidir.