ZOOLOJİK YAŞLILIĞA KARŞILIK İNSANİ İHTİYARLIK - 1
MAKALE
Paylaş
14.07.2026 17:46
1.188 okunma
Prof. Dr. Mustafa Aydın

Giriş

Tüm canlılar için sorun olan yaşlılık şüphesiz tüm insanlar alanında irade ve irade dışı etkenlerin de devreye girmesi sebebiyle daha karmaşık bir sorun alanı haline gelmektedir. Diğer canlıların yaşlılık hali doğal şartlara göre olup biter. Ama insanın ki böyle değildir, onun yaşlılığı sadece doğal şartlara göre değil, belki daha fazlasıyla kültürel şartlara göre gerçekleşir. Şüphesiz insan, hayvanların karşı koyamadığı doğal şartlara müdahale edip daha kolay uyum sağlayabilmektedir. Ne var ki kültür aranın kapatılması hayli zor farklılıklar doğurmaktadır. Esasen başlıkta kullandığım ve aşağıda açıklamaya çalışacağım yaşlılık ve ihtiyarlık bu farklı oluşumlara en belirgin örnektir. Bu durum, işin içinde olmak gibi bir sorunu da beraberinde getiriyor. Hatta bu iki olgu konuyu ele almada bile sorunlar doğuruyor.

Şüphesiz ben de tabir caizse ihtiyar olmak için uğraşan 80’inine merdiven dayamış bir yaşlıyım. Elimde olmayan nedenlere bağlı olarak bunda pek başarılı olduğumu da söyleyemem. Aşağıda yer alan yazım bu çabanın sonunda geldiğim noktanın bir ürünüdür. Peşinen söylemek gerekirse bu yazı keyfi değil ise de akademik bir dergide onun referanslandırma, vb. gibi kuralları içinde işlemeyen bir metindir. Tam disiplinler arası diyemesem de herhangi bir bilime bağlı olmayan disiplin dışı düşünsel bir yazıdır. Yani kullanılmış referanslara doğrudan dayanmayan sentezci bir yazıdır. Muhatap olduğunuz bu yazı eski bir akademisyenin akademik olmaktan çok düşünsel bir çabasının ürünüdür. Düşünür olduğum iddiasında değilim ama yazımın sırf akademik olmadığın söyleyebilirim.

Şüphesiz burada alışıla gelmiş bilgilere ters düşen ve dolayısıyla yadırganabilecek paradoksal açıklamalar da yer almaktadır. Ancak bu durum disipliner bilgilerin (mesela sosyolojinin) gereksizliği anlamına gelmez. Gerçekten de biz burada sırf ailesel değil, pek çok konuyu ilgilendiren insani bir sorundan söz ediyoruz. Olayın içinde olan benim gibi birisinin Mevlana’nın hoş bir anekdotunda belirttiği gibi iki bin metre yukarıda süzülen ve aşağıda bir buğday tanesini gören ama üstünde bulunduğu tuzağı göremeyen kartal konumuna düşmemek için düşünsel bir yazı olmasını istedim.

Ahmet Yüksel Özemre’nin ifadesiyle bilgelik biraz da Allah vergisidir. Kur’an’da vahiyden farklı olarak hikmet şeklinde nitelendirilen bu bilgi peygamberlere ve bunu taşıyabilecek ve insanlar üzerinde bir nüfuz kurmadan bunu aktarabilecek kişilere Allah’ın bir lütuf olarak ilham yoluyla verdiği bir bilgidir. Konfüçyüs, Buda, Beydaba, Platon, Aristo, İbn Sina, Bilge Kağan, Nasreddin Hoca, F. Bacon, bilge örnekleridir. Onun için mesela Konfüçyüs, Buda veya Bilge Kağan’ın bilgelikleri sırf kendi çabalarına bağlı değildir. Bu hikmet bilgisi, modern kültür öncesi (veya dışı) toplumların ihtiyarlarında kırıntılar halinde de olsa görünürdü. Ne yazık ki günümüz yaşlılarında bunu pek görme imkânımız yok. Koca bir ömür sanki ciddi bir iz bırakmadan üzerlerinden bir silindir gibi geçmiş kalıcı bir tecrübe bırakmamıştır.

Gerçekten insanlar başkalarında gördükleri ve kendilerine çok uzak gördükleri mukadder son beklenmese de kendine has sorunlarla birlikte gelmektedir. Bu aşama tüm canlılar için bir sorun olmakla birlikte insanlar için daha karmaşık bir konudur. Belirtmeliyim ki yaşlılık, üzerinde bir şeyler söyleme noktasında bile bazı belirsizliklere sahiptir. Maalesef ben bunu yazıma bir başlık ararken başladı: Modern kültürün yaşlılığa karşılık kadim kültürlerini “ihtiyarlığı”, emekli yaşlılar, emeksiz yaşlılar, davranış olarak hep çocuk kalan yaşlılar, az da olsa emekli olmayan ihtiyarlar, yetersiz emekli maaşıyla başı dertte olan yaşlılar, vb. bu konuda ilk akla gelen başlıklardan bazılarıdır. Karar verdiğim bu başlıktaki zoolojik (hayvani) nitelemesi ilk elde aşırı bulunup yadırganabilir. Ama unutulmamalıdır ki yaratılışta insanın aşağıdan yukarıya zoolojik, antropolojik ve salt insani olmak üzere üç hali vardır. Kısaca ve kabaca söylemek gerekirse günümüzde hayatın son dönemini ifade etmek üzere kullanılan yaşlılık kavramı insanın zoolojik yönüyle ilgi bir kavramdır, pek de düşünülmeyen salt insani halin sonunu ifade etmez. Ben salt insani halin sonunu ihtiyarlık kavramı ile anlatmaya çalışacağım. Görüleceği üzere hayatın sonu ile ilgili bu iki kavram birbirinden farklı anlamlar taşımaktadır. Tabi okuyucu bu yazıda ilk elde paradoksal bulacağı bazı bilgilerle de karşılaşmış olacaktır.

Hayat ve sonu

Her canlı varlığın bir sonu vardır. Hayatın bitişi ölüm olarak nitelendirilmektedir. Ölüm, organizmanın bir çözülüş halidir. Bu çözülmeden sonra canlılık biter, tüm bedenler geldiği toprağa geri döner. Yaş, süren bütün bir ömür demek ise de yaşlılık hayatın son dönemleri için kullanılan bir addır. Ünlü Müslüman bilge İbn Sina, hayal olgusuna dayanarak her ne kadar “ruh yorulmaz ve yaşlanmaz” diyorsa da insanın hayallerine yaslanması ruhun da yaşlanmasının bir delilidir. Yani bu dönemde sırf organizma değil, ruh da yorgundur, hayatı çok seven insanlar, ölümden korksalar da toprağa özlem duymaya başlarlar. Hayatın bu sorunlu kısmını iyi anlayabilmek için burada önemli bir noktaya değinmem gerekiyor. Müslümanın Kutsal kitabı Kur’an’da güncel dilde kullandığımız ölümün karşılığı olarak iki kavram vardır: Vefat ve memat. Yanlış anlamda kullandığımız ve geçmek anlamına gelen vefat, insanın güncel, aktif hayattan geçmesi, katılamayıp geri kalması; memat ise geriye dönmemek üzere bütünüyle hayattan geçmesi, yani bildiğimiz anlamda ölmesi demektir. Ayette “sizin her gece ruhunuzu alır, bazılarınız müstesna sabah size iade ederiz” buyrulmaktadır. Tabi burada müstesnalar her haliyle ölenlerdir.

Gelecek düşüncesi şüphesiz bir insan sorunudur. Dünyevi ve uhrevi hayatın sonunu düşünmeyen, üst düzeyde bir insan değil, insan cinsinin en alt basamakta yer alan bir zoolojik insan tipidir. Esasen insanın üst düzey bir insan oluşu bu tür değer yüklemelerde kendini gösterir. Bu yükleme konularından birisi ölüm ve sonrası düşüncesidir. Hayvanlar hayatı sürdürme bağlamında kendileri için tehlikenin farkındadırlar. Ancak ölene kadar bir ölüm düşüncesi yoktur. Kesilmek üzere olan bir hayvan hayatına kastedecek bıçağı tanımaz.

Bu söylenenler açısından bakıldığında insan hayatı da birkaç şekilde noktalanır. Zoolojik insanın hayatı salt yaşlılıkla biter. Yaşlılık öncelikle kendisi için yaşanmış bir ömrün sonunu ifade eder ve bu hali herkes yaşar. Antropolojik insanın sonu önemli bir birikime sahip olmayı ifade eden ve bir tür yaşlılık tipi olan ihtiyarlıkla son bulur.

Gerçi günümüzde yaş ile ilgili sorunlar yalnızca hayatın son dönemi ili ilgili değildir. Her yaş çağının kendisine has sorunları vardır.Bu sorunların en önemlilerinden birisi herhalde zihni rüştüne erememiş ve dolayısıyla hep çocuk kalan yaşlılardır. Çocukların büyüklük gösterileri gelişmişlik sanılıp kolayca kabullenilebiliyor, ama yaşlıların ki ister istemez hafifmeşreplik kabul edilip kınanıyor. Mesela yaşlılar, gençlerde bir dereceye kadar normal karşılanan abuk sabuk mesajlarla meşguller. Öteden beri sağduyulu olduğunu düşündüğüm yaştaş bir dostum “Geceleri kalkıp birilerine haddini bildirmek üzere mesajlar gönderiyorum” diyor. Tabi başka birileri de buna haddini bildiriyor, aldığı küfürleri de bir izlenmişlik olarak algılıyor ve mutlu oluyor. Ne yazık ki, kişinin inancı, eğitimi, mesleği ve çevresine uymayan bu küfürleşmeyi frenleyemiyor. Kendisinden önemli çalışmalar beklediğim bir ilahiyatçı dostum hayatının son on yılını incir çekirdeğini doldurmayan söz konusu ettiğim mesajlarla geçirdi. İşin kötüsü bu günübirlik dedikoduları bir tür cihat sayıyordu. 

Bir yaşlı insan ile bir yaşlı hayvan (mesela artık avlanma gücünden yoksun hale gelmiş bir aslan) arasında şüphesiz benzerlikler vardır. Kutsal kitabımız Kur’an’da “Biz insanı hayatının sonunda başlangıçtaki çocukluk haline döndürürüz” buyruğu bu durumu ifade eder. Bir çocuk gibi her şeyi yapamadığı gibi içgüdüsel bir olgu olan zekâsı da kendisine yetersiz hale gelir; hatta hangi hareketin doğru, hangisinin yanlış olduğu konusunda bir karara varmada yetersiz kalır. Onun için olgun yaştaki insanlara yine Kur’an’da “Ebeveynleriniz yanınızda yaşlandıkları zaman onlara ‘üf’ bile demeyin” diye tembihlenir. Gerçekten yaşlılar, çocuksu bir davranışla normal çağlardaki insanların normal karşılayamayacakları ve dolayısıyla “üff” diyebilecekleri işler yaparlar. Normal insanlar yetişkin bir insanın bunları yapabileceğini pek düşünmez

Yaşlılar kabaca dünyayı kaybettiklerine inanıyorlar, müslüman kimliğini taşımalarına rağmen normal hayatları boyunca dine pek de yakın duramadıklarını söyleyen bu insanların çoğu ahir demlerinde, olması gerektiğinde şüphe bulunmayan namaz gibi bazı ritüelleri yerine getirerek hiç olmazsa öbür dünyayı kazanmak istiyorlar. Bu amaçla cami avluları veya yakın parklardaki banklarda oturarak uzun süre namaz vakitlerini beklemektedirler. Ne var ki bu güzelim vakitlerini incir çekirdeğini doldurmayan laflarla geçirmektedirler, bu içeriksiz lafların konusu da çoğu kere iktidarın gerçekten mağdur eden maaş politikasıdır.

Ne yazık ki sosyal konumları üzerinde pek durulmamaktadır. Her alanın argo deyimleri vardır, ama yaşlılar için kullanılanlar maalesef daha fazlasıyla mevcuttur. Karı, koca, ihtiyar, dede-nene, gibi normal sıfatlardan belki daha fazlasıyla; kart, moruk, fosil, dinozor, kakaç, bunak, vb. gibi nitelemeler kullanılmaktadır. Karaman üniversitesinde çalıştığım sıralarda bir öğrencim şehrin kültürel yapısı üzerine bir tez çalışmıştı. Tez metinde geçen hurdalığın benim de tanıdığım, bir köşesinde çay ocağı, pratik yiyeceklerin satışının yapıldığı bir büfenin yanında bankların yer aldığı geniş bir dinlenme parkı olduğunu, eskiden burasının hurdalık olduğu ve daha sonra temizlenerek park haline getirilmiş ve tarihsel adının korunmak istenmiş olabileceğini düşünüyordum. Meğer gerçek öyle değilmiş, hurdalık öyle tarihi bir isim filan değil, bir modern nitelemeyle emeklilerin uğrak/buluşma yeri imiş, yani burada “hurda” yaşlı demekmiş. İşin ilginç tarafı, daha sonra gördüm ki bu ismin kullanımını yadırgayan bir Karaman’lıya rastlamadım, yani kim ne derse desin sonuç olarak yaşlı bir hurdaydı.

Burada önemli bir noktaya dikkat çekmek gerekiyor. Ortalama 80 yıllık hayatı, biyolojik ve manevi yönden daha sağlıklı hale getirmenin dışında ömrü uzatma çabaları esaslı bir lüzumsuzluktur. Çünkü bu, nereden bakarsak bakalım insana yeni çözümsüz problemler bulmak, yaşlılığın sorunlarını daha bir artırmak demektir. Günümüzde Çin’de ve özellikle Japonya’da 110 yaşının üzerinde 10 binlerle ifade edilebilecek yaşlı kişi bulunmaktadır. Resimlerine baktığınızda içinizi bir korku sarar, Anadolu’daki bir ifadeyle yarı yanmış odun kütüğü demek olan bir marsık konumundadırlar. Hayatiyet olarak sadece gözleri hareket ediyor, çoğunun yeme-içme boşaltım gibi diğer zorunlu hareketlerini başkaları yaptırıyor.

Özellikle sırf hayvani diyebileceğimiz üretim ve tüketim sistemi içinde böylesi bir insan hayatının bu aşamasında ne yapabilir? Bu insanlar yaşıyorlar mı, yaşıyorlarsa neyi, nereye kadar yaşıyorlar, bu süreç nereye varacak. Saygı gösterilmesi gerektiği düşünülen bu insanlara kim, ne dereceye kadar saygı gösterilebilir. Bu söz konusu saygıyı, kendileri de 80 yaşına gelmiş gencecik (!) oğlu veya kızı mı yapacak, ne dereceye kadar devletin bir katkısı olacak? Sosyal sigorta kurumları ne dereceye kadar bunun altından kalkabilecek? Onun için yaşlılığı biraz daha yakından tanımaya çalışalım,

Devam Edecek....

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya