Cehalet çoğu zaman bilgi eksikliği olarak anlaşılır. Oysa toplumların asıl sorunu insanların her şeyi bilmiyor olması değildir; zaten hiç kimse her şeyi bilemez. Sorun, insanın bilmediğini kabul etmek yerine bilmediği şeyler üzerinde kesin hükümler vermeye başlaması ve kendi sınırlı bilgisini başkalarının hayatını düzenleme yetkisine dönüştürmesidir. Cehalet bu noktada masum bir bilgisizlik olmaktan çıkar ve bir iktidar biçimine dönüşür. Cehalet despotizmi, insanın kendi zihinsel sınırlarını tanımamasıyla başlar ve sonunda başkalarının düşünme, sorgulama ve yaşama hakkına müdahale etmeye kadar ilerler.
Despotik cehaletin temelinde bilgiye değil kesinliğe duyulan ihtiyaç vardır. Bilgi insanı çoğu zaman daha ihtiyatlı kılar; çünkü gerçekliğin karmaşıklığını, kendi bilgisinin sınırlılığını ve her açıklamanın yanılabilirliğini gösterir. Cehalet ise çoğu zaman kesinlik üretir. Dünyanın bütün karmaşıklığı birkaç basit açıklamaya indirgenir. İnsanlar iyi ve kötü, biz ve onlar, doğru ve yanlış olarak ayrılır. Belirsizlik ortadan kaldırılır. Şüphe zayıflık, soru sormak sadakatsizlik, eleştiri düşmanlık olarak görülür. Böylece düşüncenin yerini kanaat, araştırmanın yerini tekrar ve hakikatin yerini aidiyet alır.
Cehalet despotizminin dikkat çekici yanı, kendisini çoğu zaman cehalet olarak göstermemesidir. Kendisine “hakikatin sahibi” görüntüsü verir. Geçmişin bilgeliği, geleneğin otoritesi, çoğunluğun kanaati, aşkın kabul edilen metinler, liderlerin sözleri veya toplumsal alışkanlıklar sorgulanamaz bir doğruluk kaynağı haline getirilebilir. Burada belirleyici olan herhangi bir geleneğin veya inancın varlığı değildir. Asıl problem, bunların insan tarafından yeniden düşünülmesinin engellenmesidir. Bir düşünce tartışılabildiği sürece düşüncedir; tartışılamadığı anda otoriteye dönüşür.
Cehalet despotizmi yalnızca cahil insanların meselesi değildir. Eğitimli, kitap okuyan, akademik unvanlara sahip insanların da cehaletin despotik biçimlerine kapılması mümkündür. Diploma bilgi sahibi olmanın kanıtı olabilir ama düşünsel açıklığın garantisi değildir. İnsan öğrendiklerini sorgulamayı bıraktığında, sahip olduğu bilgi de zamanla bir dogmaya dönüşebilir. Bilgi insanı özgürleştirmek yerine kendi kimliğini ve grubunu savunmanın aracına dönüştüğünde, eğitimli cehalet ortaya çıkar. Bunun için cehaletin karşısına yalnızca eğitim değil, eleştirel akıl ve entelektüel tevazu koymak gerekir.