Düşüncenin İslam’la ilişkisinden ne anlamalıyız? (3)
MAKALE
Paylaş
01.11.2026 18:37
132 okunma
Ömer Türker

Bu serinin ilk iki yazısında anlatılan mukaddimeleri okuyanların fark edeceği üzere “düşünce” adını verdiğimiz şey, daima bir terkiptir. Farklı kanallardan gelen pek çok unsur barındırır. En saf göründüğü durumda bile dikkatle bakıldığında çok köklü akrabalıkları taşıdığı görülür. Vahyin kendisi Hz. Peygamber’in (sav) kalbine ilka edilen ilâhî bir hakikattir. Lakin müesses bir din olarak İslam, dilcilerin, müfessirlerin, fakihlerin, mütekellimlerin, mutasavvıfların ve filozofların yorumlarıyla şekillenmiş, tarih boyunca farklı coğrafyalarda muhtelif milletlerin gelenek ve tecrübeleriyle kurumsallaşmıştır. Dolayısıyla Müslümanların anlayış, yorum ve tecrübeleriyle farklı veçhe ve kabiliyetleri tahakkuk eden İslam bir yandan Hz. Peygamber’e vahyedildiği haliyle hakikatin kendisinin saflığına, beşerî müdahalelerden uzak oluşuna ve muhtelif tarihsel koşullarda otantikliğini muhafaza edebileceğine dayanır, diğer yandan da aynı hakikatin gelenek ve tecrübelerle farklı hüviyetler kazanacağına dayanır. Mecelle’nin “âdet, muhakkemdir” şeklindeki 36. maddesi bu duruma işaret eder. Her ne kadar bu madde münhasıran fıkhî bir ilkeyi dile getiriyorsa da gerçekte bilgi ve uygulamanın tüm alanlarında geçerlidir.

Şimdiye kadar yapılan kısa açıklamaları dikkate aldığımızda düşüncenin İslam’la ilişkisi üç açıdan düşünülebilir. Birincisi, herhangi bir araştırma ve tefekkür faaliyetinin hem kendisinin hem de muhtevasının İslam naslarından kaynaklanması anlamında ilişkidir. İkincisi, bir araştırma ve düşünce faaliyetinin kendisi ve muhtevasının İslam naslarından kaynaklanmamış olmakla birlikte naslarla irtibatının kurulması anlamında ilişkidir. Üçüncü ise söz konusu faaliyetin kendisi ve muhtevasının İslam nasları etrafında oluşan ve zamanla “dinden” kabul edilen görüş ve uygulamalarla irtibatlandırılması anlamında ilişkidir.

Genel olarak Şerî bilimlerin birinci anlamıyla dinle ilişkili olduğu, yani dinî naslardan neşet ettiği kabul edilir. Şerî bilimler dışında araştırma ve düşünce sahalarının ise ikinci ve üçüncü anlamıyla ilişkili olduğu kabul edilir. Fakat Kurân ve mütevatir sünnet gibi dînî inanç ve hükümlerin kendisini oluşturan naslar dışındaki bilgi ve uygulamaların, hangi türden ilişkiye sahip olursa olsun, bir bilgi ve uygulamalar bütünü olması ile bir şahsın donandığı melekeler olması farklı şeylerdir. Bu sebeple din ile ilişkiyi aynı zamanda “dînî” sıfatıyla donanma olarak aldığımızda daha esaslı bir ayrıma dikkat çekmek gerekir. İmâm Gazzâlî’nin İhyâu ulûmi’d-dîn aslı eserinin de hareket noktası olan bu ayrım, tefekkür ve din ilişkisini ele almanın dördüncü mukaddimesini oluşturur: Bir bilgi yahut uygulamanın dînî vasfına haiz olması için ya Kurân ve sünnet gibi dinin bir parçası olması ya da dînî yaşantının yani kulluk etme ve Allah’a yaklaşma tecrübesinin ortaya çıkarabileceği bir durum olması gerekir.

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya