İslam, insanî yaşantıda geçmişte ve bugün gerçekliği bütün yönleri ve boyutlarıyla kabul eden bir dinin adıdır. “İhtiyatlı olma” tavrı ve “umutla kaygı arasında bulunma” (بين الرجاء والخوف) ilke ve anlayışı tam da bunu ifade etmektedir.
Kesinci bir havaya girip ihtimalleri göz ardı edenler veya sanal beklentiye kapılanlar bunu anlamakta zorlanırlar.
Halbuki hayatın gerçeği tam da İslam’ın bildirdiğidir. Çünkü elimizdeki imkanlar kadar, önümüzde ihtimaller bulunmaktadır. Kolaylık kadar zorluk, iniş kadar yokuş, yürümek kadar düşmek hayatın zıt gerçekleridir. Hasılı geçmiş ne kadar sabitse gelecek tam aksine ihtimallerle doludur.
Bu hayat içinde insan, eğer umut-kaygı uyumu ve işleyişini tutturamazsa, bir benzetmeyle söyleyecek olursak araba kullanırken gaz pedalıyla fren pedalının ikisini birden dikkate almazsa; telafisi zor kazalara maruz kalması, ciddi sorunlarla karşılaşması, derin umutsuzluk çukuruna düşmesi ve sarsıcı hayal kırıklığına uğraması kaçınılmaz olur.
Çağımızda iddialı tavırlarla kesin söylem ortaya koyarak ihtimal ve kaygıyı tamamıyla yok sayan spiritüalist çağdaş akımlara kapılanlar, uyuşturucunun geçici rahatlığına kananlar, kısa yoldan zenginlik hayali peşinde koşanlar; gerçeklerle yüz yüze geldiklerinde, normal hayata uyandıklarında, bir sahtekarın kurbanı olduklarında ya ciddi hayal kırıklığı içinde kıvranırlar, ya derin bir umutsuzluk karamsarlığına kapılırlar ya da psikolojik travma yaşarlar...
“Ruhumu dinlendireceğim” veya “geride kalmış ruhumu bekliyorum” diyerek ormanlık alanda soğuktan hayatını kaybeden kişinin yaşadığı dram ve düştüğü durum, tam da bu hayal kırıklığı ve umut sönümünün bir sonucudur.
Halbuki insan ruh-beden bütünü bir varlık olup birinin ötekinden bağımsız hareket etmesi veya birbirini kaybetmesi ve beklemesi söz konusu değildir. Kendini tanımayan insan böylece zihninde kişilik bütünlüğünü parçalar sonra da bir parçasını kaybettiğini veya geride bıraktığını zannedip haybeden beklemeye koyulur.
İnsanların umut ışığını söndürmek veya hayallerine baskı uygulamak ne kadar yıkıcıysa aşırı umut vermek veya gerçekleşme ihtimali olmayan hayallere kaptırmak da bir o kadar yıkıcıdır.
Bu hayatta ne zorluklarla karşılaşma ihtimali göz ardı edilmeli ne de zorluğun üstesinden gelebilme umudu söndürülmelidir.
Yüce Allah’ın “her zorlukla birlikte birden fazla kolaylık vardır” (İnşirah 94/5-6) ilahî bildirimi, hem hayatta zorluk ihtimalinin bulunduğunu hem de onun üstesinden gelecek irade ve imkanının insana verildiğini anlatır.
Zaten içten ve dıştan gelen çeldiricilerden, yapay pırıltı kirliğinden ve sanal sis ortamından kurtulup aklını ve iradesini fıtrat doğrultusunda kullanan kişiler, zorlukların yanında birden fazla kolaylığın bulunduğunun bilincindedirler.
Bunun tam aksine bir olumsuzluk karşısında hemen kötümser duyguya kapılan insan, hem iradesini zayıflatır hem de çözüm arayışını sekteye uğratır.
Yukarıdaki ayetin verdiği mesaj, problem ve hastalık karşısında insan için çözüm ve tedavi umudunun her zaman daha fazla olduğudur. Araba kullanırken gaz pedalını fren pedalından daha fazla kullanıyor olmamız, bu mesajın tecrübe yoluyla doğrulanmasıdır. Ama frenin az kullanılması gereksizliğini veya ihmal edilebilirliğini göstermez.
Sonuç olarak aşırı umut; kesinliğe kapılıp ihtimali yok saymak, duygulara esir olup aklı devreden çıkartmak, cesareti abartıp kaygıyı göz ardı etmek, gaz pedalına yüklenip freni unutmaktır. Kısaca bu hal, aklın gereği olan kaygı ve dikkatin, duygusal kesinliğe kurban edilmesidir.
Bunun için müminin elinde güzel bir imkân vardır: İNŞALLAH.
İnşallah demek, elimizden geleni yapıp en üst makama dayanmak, kararlılıkla isteyip Yaratan’ın muradına sığınmak ve önümüze çıkacak her ihtimale karşı umudu yitirmemektir.
“Yapacağın bir iş için etrafınla istişarede bulun, işi yapmaya azmettiğinde ise Allah’a dayan ve O’nun iradesine sığın.” (Al-i İmran 159).
24 Receb 1447 / 13 Ocak 2026