MUTLULUK KEMİRGENLERİ: HIRS VE HASET
MAKALE
Paylaş
28.04.2026 20:15
96 okunma
Prof. Dr. Cağfer Karadaş

Hırs, TDK Sözlük de “Bir şeyi elde etmek için duyulan, önüne geçilmez derecede kuvvetli istek, aşırı tutku” diye tanımlanırken DİA İslam Ansiklopedisinde “Bir amaca ulaşma hususunda kişinin bütün benliğini saran istek ve tutku anlamında ahlâk terimi” olarak tarif edilmiştir. İki tanım arasındaki ortak payda hırsın, kişinin bütün benliğini saran, önüne geçilmez derecede kuvvetli istek ve aşırı tutku olmasıdır. Aşırı tutku ve istek, kişinin orta yolu (iktisat) yitirmesine ve doğru yoldan (istikamet sapmasına neden olur.

Kişiyi hırsa götüren nedenlerin başında kıskançlık ve çekememezlik demek olan haset duygusu gelir. Zaten haset “başkalarının sahip olduğu imkanları kıskanma ve yok olması yönünde istekte bulunma” anlamındadır. Bu durum gösteriyor ki hırs ve haset birbirini destekleyen ve besleyen iki kötü huydur. Bir kişinin hasedi arttıkça hırsı kabarır veya hırsı azgınlaştıkça haset duygusu tüm benliğini sarar. Bunlar aslında kişinin içini kemiren, huzurunu bozan ve mutluluğunu yok eden iki azılı düşmandır.

Kişinin hırstan kurtulması, elindekine kanaat getirip, imkanlarına göre yaşamayı kabullenmesiyledir. Bir başka ifadeyle imkanlarının ortalaması doğrultusunda iktisatlı bir hayat sürmesiyledir. Hasetten kurtuluş ise dünyada her istediğine ulaşmanın veya başkalarına verilen imkanlara kavuşmanın her zaman mümkün olmadığını bilmesi, sabır ve kararlılıkla hayat mücadelesine devam etmesidir. Yüce Allah böyle yaşayan kişiyi, dürüstlüğü, çalışkanlığı ve iyi niyeti dolayısıyla bu dünyada olmasa da öte dünyada nimetine kavuşturur ve rızasına erdirir. Kısaca hırs ve hasedin panzehiri iktisat ve istikamet üzere yaşamaktır.

Hasedin aşırılıktan uzak kısmına gıpta adı verilir. Zira haset birinin elinde bulunan mal ve imkanın kendisine geçmesini istemek, gıpta ise başkasında bulunan mal ve imkânın benzerinin kendisinde de olması temennisinde bulunmaktır. Gıpta denilen bu tür istek, başkalarına zarar vermeksizin kişiyi çalışmaya sevk etmesi dolayısıyla övgüye layık bulunur.

Hırsın zararsız olanı, öfkeye ve kabalığa kapılmaksızın akla uygun bir plan çerçevesinde çalışmak hakça ve dürüstçe niyet edilen hedeflere ulaşma gayreti içinde olmaktır. Bu tür bir gayret, hem kendisine hem de çevresine yarar sağlayan bir gelişme meydana getirmesi dolayısıyla takdirle karşılanır. Zira hırsın hiç olmaması kişinin izzet-i nefsinin yok olması, girişim iradesinin kaybolması veya tutuk ve tembel bir hayatı benimsenmesi anlamına gelir. Kur’an’ın “İnsan, ancak çalışmasının sonucunu elde eder ve bu çalışmasının karşılığı ileride mutlaka görülecektir” (Necm 39-40) ayetinde hem çalışmanın önemine hem de sonucuna dikkat çekilmektedir. Sonuca dikkat çekilmesinin nedeni, kişilerin hem bu dünyada hem de öte dünyada çalışması neticesinde elde ettiğiyle değerlendirilecek olmasıdır. Bu tür bir çalışmanın hırs olarak nitelendirilmesi aşırı yorum olur. Bir çalışma hırs sayılabilmesi için, onun haset ve bencillikle birleşmesi, başkalarının küçük görülmesi, hayat haklarının yok sayılması, ellerinde olana göz dikilmesi gibi hususların bulunması gerekir. Bu tür hırsın en çarpıcı örneği Gazze’de soykırım yapan, yetmiyormuş gibi etrafına saldırarak dünyayı huzursuzluğa sürükleyen Siyonist Yahudileridir.

İmam Mâtürîdî, “Allah’ın sizi birbirinizden üstün kıldığı şeyleri aşırı istekle arzu etmeyin. Erkeklerin kazandıklarından nasipleri olduğu gibi kadınların da kazandıklarından nasipleri vardır. Allah’ın engin lütfundan isteyin; şüphesiz Allah her şeyi bilmektedir.” (Nisâ 32) ayetinin yorumunda iki tür hasetten bahseder: Birinci haset, başkasının sahip olduğu şeyin yok olmasını istemek, ikincisi ise onun elinde bulunan imkanın kendisine geçmesini istemektir. Bu ikinci tür hasedin vahşice olduğunu belirten Mâtürîdî, mal ve mülk konusunda insanların daha akla ve dine uygun davranması gerektiğinin altını çizer. Çünkü mal ve mülk ilk bakışta bir nimet gibi görünür ancak gerçekte Yüce Allah, onlarla insanları sınar. “Biliniz ki, mal ve çocuklarınız sizin için birer imtihandır. Mükâfatın büyüğü ise Allah katındadır.” (Enfâl 28) ayeti tam da bu gerçeği dile getirir. O yüzden Yüce Allah Hz. Peygamber’e “Onların malları ve evlatları sakın seni imrendirmesin!” (Tevbe 55) buyurmuştur. Bu buyruk O’nun üzerinden ümmetinin tamamına yönelik bir uyarıdır. Öte yandan yukarıdaki ayette kadın erkek farkına da dikkat çekilmekte, her cinsin kendi yaratılışına ve imkanlarına göre bir istek ve gayret içinde olmasının doğru olacağına işaret edilmektedir. Erkeklerin kadınlara öykünmesi veya kadınların erkeklere öykünmesi her iki cinsin enerjisinin boşa gitmesi anlamına gelir. Bunun neticesi evlilikler gerçekleşmez, annelik ve babalık değerleri düşer ve nüfus artışı tehlikeye girer.

Akıllı kişi “Ey Rabbim, şu kişinin evi gibi bir ev ver bana” diye değil, “Ey Rabbim, dinime ve dünyama hayır ve huzur getirecek bir ev ver bana” diye dua eder. Bu tavsiyeyi nakleden Fahreddin er-Râzî hırs ve hasedin kişinin mutluluğunu yok eden iki kötü huy olduğuna dikkat çeker. Halbuki herkes dünyada saadet ve huzur içinde yaşamak ister. Ona göre kişinin saadeti ancak ruhî, bedenî ve hariçte sahip olduklarıyladır. Kişinin ruhî saadeti akıl, zeka ve düşünce yetilerinin tam olmasıyla; bedenî saadeti sıhhat ve hayırlı ömürle; haricî saadeti ise mal, evlat, makam, akrabalar, dostlar ve kendisine itibar eden bir çevreyledir. Bu sayılan özelliklerin bir kısmı Allah’ın nasip etmesine, bir kısmıysa kişinin çalışma ve kazanmasına bağlıdır. İnsan bazen saadet unsurlarının başkalarından gitmesini ister, bazen de kendinde bulunmasını ister. Birinci istek kötü görülen hasettir, ikinci istek ise eğer başkasına zararı yoksa sakıncalı görülmez. Öyleyse kişi başkasının nasibini istemek yerine Yüce Allah’ın bitmez tükenmez hazinesinden istekte bulunmalıdır.

Netice itibariyle hırs ve haset kişinin kalbinde iman nurunu söndürdüğü gibi dünyasını da fesada uğratır. Üstelik hasette Yüce Allah’ın kullarına birtakım imkanları nasip etmesine yönelik bir itiraz iması da vardır. Haset eden kişi sanki Yüce Allah’ın kullarına lütfettiği imkanlara itiraz etmektedir. Bu anlamda varlık aleminde ilk haset eden figür İblistir. Yüce Allah Hz. Âdem’i yarattığında ve meleklerin ona secde etmesini emrettiğinde, İblis haset etmek suretiyle isyan etmiştir. Bu isyan onun rahmetten kovulmasına ve şeytanlaşmasına sebep olmuştur.

11 Zilkade 1447 / 28 Nisan 2026

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık :
Yorumunuz :

Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2022    www.anahaberyorum.com          Tasarım ve Programlama: Dr.Murat Kaya