ARA ALANDA SIKIŞMIŞ BİR MEDENİYET:
İslam dünyasının Çin’in düzen tasavvuru ile ABD’nin güç tasavvuru karşısındaki konumu
1. Giriş: Taraf Olmak mı, Konu Olmak mı?
21.yüzyılın küresel güç rekabetinde İslam dünyası, ne ABD’nin güç merkezli hegemonik tasavvurunun kurucu bir parçasıdır ne de Çin’in düzen odaklı yükselişinin asli aktörlerinden biridir. Aksine, İslam dünyası büyük ölçüde üzerinde tasarrufta bulunulan, krizleri yönetilen ve siyasal istikrarsızlığı küresel rekabetin aracı hâline getirilen bir ara alan konumundadır.
Bu bölümün temel iddiasına gelince o da şudur: İslam dünyasının bugün yaşadığı siyasal, ekonomik ve kültürel kırılganlıklar, yalnızca dış müdahalelerin sonucu değil; aynı zamanda kendi kurucu medeniyet aklını yitirmiş olmasının doğrudan bir sonucudur. Bu durum, İslam dünyasını ABD’nin kaos üretici stratejilerine açık, Çin’in ise düzen üretici ama dönüştürücü olmayan yaklaşımına mahkûm kılmaktadır.
2. ABD’nin Güç Tasavvuru Açısından İslam Dünyası: Yönetilebilir Kaos Alanı
ABD’nin küresel stratejisinde İslam dünyası, istikrarlı ve özerk bir aktör olarak değil; çoğu zaman kontrollü krizlerin üretildiği, müdahale edilebilir bir coğrafya olarak konumlandırılmaktadır.
a) Krizlerin Süreklileştirilmesi
Ortadoğu başta olmak üzere İslam coğrafyasında çatışmaların kalıcı hâle gelmesi, ABD açısından bir başarısızlık değil; rakip güçlerin (özellikle Çin ve Rusya’nın) istikrarlı nüfuz kurmasını engelleyen bir araçtır. Sürekli kriz, altyapı yatırımlarını, uzun vadeli kalkınmayı ve bölgesel entegrasyonu imkânsız kılar.
b) Siyasal Meşruiyetin Aşındırılması
ABD’nin demokrasi ve insan hakları söylemi, İslam dünyasında çoğu zaman rejim baskısı ile dış müdahale arasında sıkışmış toplumlar üretmiştir. Bu durum, yerel siyasal meşruiyetlerin zayıflamasına ve devlet-toplum ilişkilerinin kalıcı biçimde tahrip olmasına yol açmıştır.
c) Güvenlik Devletlerinin Teşviki
Paradoksal biçimde, ABD’nin özgürlük söylemi, İslam dünyasında daha fazla güvenlikçi, otoriter ve dışa bağımlı siyasal yapılar üretmiştir. Bu yapılar, halklarıyla barışık olmayan ama küresel sistemle uyumlu rejimler olarak varlığını sürdürmektedir. Bu çerçevede İslam dünyası, ABD’nin güç tasavvurunda düzenin değil, düzensizliğin taşıyıcısı olarak işlevselleştirilmektedir.
3. Çin’in Düzen Tasavvuru Açısından İslam Dünyası: Sessiz Entegrasyon Alanı
Çin’in İslam dünyasına yaklaşımı, ABD’ninkinden farklı olarak askerî ve ideolojik müdahalelerden kaçınan; ekonomik bağlar ve altyapı yatırımları üzerinden nüfuz kurmayı hedefleyen bir stratejiye dayanmaktadır.
a) Siyasetsizleştirilmiş İlişkiler
Çin, İslam dünyasındaki siyasal rejimlerin niteliğiyle ilgilenmemekte; iç siyasal sorunları egemenlik alanı olarak tanımlamaktadır. Bu durum ise, kısa vadede istikrar sağlasa da, uzun vadede toplumların siyasal taleplerini görünmez kılmaya yarayacaktır.
b) Bağımlılık Riski
Kuşak ve Yol Girişimi çerçevesinde sunulan altyapı yatırımları, İslam dünyasına ekonomik imkânlar sağlamakla birlikte, bu ülkeleri teknolojik ve finansal bağımlılık ilişkilerine sürükleme potansiyeli taşımaktadır. Bu bağımlılık, siyasal özerklik üretmekten ziyade, sessiz bir bağımlılığa yol açma tehlikesi barındırmaktadır.
c) Medeniyetler Arası Etkileşimin Zayıflığı
Çin, kendi medeniyet tasavvurunu ihraç etmeye çalışmadığı gibi, İslam dünyasının medeniyet birikimiyle de derin bir etkileşim kurmamaktadır. Bu ilişki biçimi, karşılıklı dönüşümden çok tek yönlü ekonomik temas üretmektedir. Bu nedenle Çin’in düzen tasavvuru, İslam dünyasını kaostan koruyabilir; ancak medeniyet inşasına katkı sunmaz.
4. İslam Dünyasının Yapısal Sorunu: Kurucu Akıl Kaybı
ABD ve Çin karşısında İslam dünyasının edilgenleşmesinin temel nedeni, dış baskılardan önce kendi içsel zihinsel kopuşudur. İslam dünyası uzun süredir: Tevhidi ontolojik bir ilke olmaktan çıkarıp ideolojik slogana indirgemiş, Ahlakı kurucu bir düzen ilkesi olmaktan uzaklaştırmış, Bilgiyi hikmetten koparmıştır. Bu zihinsel çözülme ise, İslam dünyasını küresel sistemde özne değil nesne hâline getirmiştir.
5. Olası Yönelimler: Üç Stratejik Seçenek
İslam dünyasının önünde üç temel yol bulunmaktadır
Seçenek 1: ABD’ye Eklemli Güvenlikçi Model
Bu yol, kısa vadeli rejim güvenliği sağlar; ancak uzun vadede toplumsal çözülmeyi ve bağımlılığı derinleştirir.
Seçenek 2: Çin’e Eklemli Düzen Arayışı
Bu yol, istikrar ve ekonomik rahatlama sağlayabilir; fakat siyasal ve ahlaki özerklik üretmez.
Seçenek 3: Kurucu Medeniyet Aklının Yeniden İnşası
Bu yol zor, uzun ve risklidir; ancak İslam dünyasını yeniden dünya kurucu bir özne hâline getirebilecek tek seçenektir. Bu seçenek, ne ABD’nin kaosuna ne de Çin’in sessiz düzenine teslim olmayı içerir.
Sonuç: İslam Dünyası Nerede Durmalı?
Bu bölümün vardığı temel sonuç ise kısaca şudur: İslam dünyası, ABD–Çin rekabetinde taraf seçerek değil, kendi medeniyet tasavvurunu yeniden üreterek var olabilir. Aksi hâlde, bir tarafın kaosunda yıpranan, diğer tarafın düzeninde donuklaşan bir coğrafya olmaya devam edecektir. SON.