ÇİN’İN DÜZEN TASAVVURU İLE ABD’NİN GÜÇ MERKEZLİ DÜNYA KURGUSUNUN KARŞILAŞTIRMALI ANALİZİ
1. Sorunun Çerçevesi: İki Farklı Dünya Tasavvuru
Çin ile ABD arasındaki küresel rekabet, yalnızca ekonomik ya da askerî kapasite farkları üzerinden okunamaz. Bu rekabetin arka planında iki farklı dünya tasavvuru, daha derin bir ifadeyle iki farklı medeniyet aklı bulunmaktadır. ABD’nin küresel liderliği uzun süre “liberal normlar” söylemi üzerinden meşrulaştırılmışken, Çin yükselişini ideolojik evrensellik iddiası taşımayan, daha çok düzen, süreklilik ve istikrar vurgusu yapan bir söylemle temellendirmektedir.
Bu bağlamda mesele şudur: Dünya, güç mutlaklaştırmasına dayalı bir hegemonik tahakküm modeli mi, yoksa çok merkezli fakat çatışmasız bir düzen tahayyülü mü yönünde evrilmektedir?
2. Çin’in Medeniyet Tasavvuru: Düzen, Süreklilik ve Müdahalesizlik
Çin’in küresel vizyonu, modern Batı siyasal düşüncesinin aksine, misyoner bir ideolojiye dayanmaz. Çin siyasal aklı, tarihsel olarak evrensel değerler ihraç etmekten ziyade, kendi iç düzenini koruma ve çevresel istikrar üretme üzerine kuruludur. Bu anlayışın temel özellikleri şu şekilde özetlenebilir:
a) Tarihsel Süreklilik ve Devlet Merkezli Akıl
Çin, kendisini “modern bir ulus-devlet” ten ziyade, binlerce yıllık kesintisiz bir medeniyetin güncel formu olarak görür. Bu durum, Çin dış politikasında devrimci değil, evrimci ve sabırlı bir yaklaşımı beslemektedir.
b) Egemenliğe Saygı ve Müdahalesizlik İlkesi
Çin’in sıkça vurguladığı “iç işlerine karışmama” ilkesi, normatif bir ahlaktan çok, sistemsel bir tercihi yansıtır. Bu ilke, dünya düzeninin ideolojik müdahalelerle değil, egemenlik temelli karşılıklı tanıma üzerinden kurulabileceği varsayımına dayanır.
c) Düzen Kurucu Ekonomi: Kuşak ve Yol Girişimi
Çin’in küresel etkisi askerî üsler ya da rejim değişikliği operasyonlarıyla değil; altyapı, ticaret ve finans ağları üzerinden genişlemektedir. Bu durum Çin’in, küresel sistemde kaos değil bağlantısallık üretmeyi hedeflediğini göstermektedir. Bu yönleriyle Çin’in medeniyet tasavvuru, çatışma üretmekten ziyade, uzun vadeli düzen inşasına odaklıdır.
3. ABD’nin Güç Tasavvuru: Hız, Baskı ve Kuralsızlaştırma
ABD’nin güncel küresel yaklaşımı ise giderek medeniyet üretme kapasitesini yitirmiş, buna karşılık askerî, ekonomik ve psikolojik gücü mutlaklaştıran bir karakter kazanmıştır.
a) Liberal Söylemin Boşalması
Demokrasi, insan hakları ve hukuk gibi kavramlar, ABD dış politikasında artık evrensel ilkeler olmaktan çok, araçsal meşruiyet enstrümanları hâline gelmiştir. Bu durum, ABD’nin söylemi ile pratiği arasındaki uçurumu derinleştirmiştir.
b) Kaosun Stratejik Kullanımı
ABD, özellikle Çin’in istikrarlı yükselişini engellemek amacıyla, bölgesel krizlerin çözümünden ziyade kontrollü biçimde sürdürülmesini tercih etmektedir. Kaos, bu bağlamda bir başarısızlık değil, bilinçli bir stratejik tercihtir.
c) Müttefiklere Yönelik Baskı
ABD’nin sadece rakiplerine değil, müttefiklerine karşı da tehditkâr bir dil kullanması, klasik hegemonya anlayışından uzaklaşıldığını göstermektedir. Bu, rızaya dayalı hegemonya yerine itaate dayalı güç ilişkilerinin öne çıktığını gösterir. Bu yaklaşım, kısa vadede ABD’ye manevra alanı açsa da, uzun vadede sistemin meşruiyet zeminini aşındırmaktadır.
4. İki Tasavvurun Olası Küresel Sonuçları
Çin ve ABD’nin bu iki farklı yaklaşımı, dünya sistemi açısından üç temel senaryo üretmektedir:
Senaryo 1: Kaotik Çok Kutupluluk
ABD’nin güç merkezli ve kuralsızlaştırıcı yaklaşımı baskın hâle gelirse, dünya düzeni: Sürekli kriz üreten, Hukuki sınırların belirsizleştiği, Zayıf devletlerin kolayca müdahale alanına dönüştüğü
bir yapıya evrilecektir. Bu senaryo, küresel istikrarsızlığı kalıcılaştırır.
Senaryo 2: Çin Merkezli Düzen Arayışı
Çin’in ekonomik entegrasyon ve egemenlik vurgusu güç kazanırsa, dünya sistemi: Daha az ideolojik, Daha fazla pragmatik, Ancak demokratik talepler açısından sınırlı bir yapıya dönüşebilir. Bu düzen, istikrar üretebilir ancak normatif derinliği tartışmalı kalır.
Senaryo 3: Medeniyetler Arası Gerilim ve Ara Alanlar
En olası senaryo ise, bu iki tasavvurun uzun süre çatışarak birlikte var olmasıdır. Bu durumda dünya, büyük güçlerin doğrudan çatışmasından ziyade, ara coğrafyalarda vekâlet mücadelelerinin yoğunlaştığı bir alana dönüşecektir.
5. Teorik Değerlendirme: Medeniyet Akıl mı, Çıplak Güç mü?
Bu karşılaştırma, günümüz dünya siyasetinde temel bir soruyu yeniden gündeme getirir:
Dünya düzeni güçle mi, anlamla mı kurulur?
Çin’in yaklaşımı, anlam üretme iddiası taşımadan düzen kurmayı hedeflerken; ABD’nin yaklaşımı, anlam üretmeden güç uygulamaya yönelmektedir. Her iki yaklaşım da eksiktir. Ancak tarihsel deneyim göstermektedir ki, medeniyet tasavvuru olmayan güç, uzun vadede sürdürülebilir değildir.
Sonuç Yerine: Dünya Nereye Evriliyor?
Bu bölümün ortaya koyduğu temel sonuç şudur: ABD ile Çin arasındaki rekabet, yalnızca hegemonya mücadelesi değil, düzen kurma biçimleri arasındaki bir çatışmadır. ABD, rakibini durdurmak için sistemi aşındırmayı göze alırken; Çin, sistemi dönüştürmeden içine yerleşmeyi tercih etmektedir. Bu çatışmanın nihai sonucu, sadece iki ülkenin değil, 21. yüzyıl dünya düzeninin karakterini belirleyecektir.DEVAM EDECEK…