ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla başlayan savaş devam ediyor. Başka bir ifadeyle İran, kendi ülkesine yönelik gayrı meşru ve uluslararası hukukun tüm normlarını yok sayan saldırılarla mücadele ediyor.
Sıcak bir savaşın ortasında geleceğe dair tahminde bulunmanın zorlukları bir yana; anı yakalamak ve anlamak bile kolay değil. Haziran ayındaki 12 günlük savaştan bugüne doğru bakmak, olup biteni anlamamıza yardımcı olabilir.
Giderek daha fazla kabul gören bir görüş, Haziran savaşı sonrasında Amerikan yönetiminin, İran’ın uzlaşmaya daha kolay razı olacağını düşündüğü. Kendi ifadeleriyle “rejimin katı ilkeleri”nin yumuşayacağını, dolayısıyla da masada işlerin daha kolay yürüyeceğini beklemesi.
AYAKLANIN ÇAĞRISI VE YAKLAŞAN MÜDAHALE
2025 yılı sonlarında İran’da ortaya çıkan protesto gösterileri, rejimin bunları kontrol altına alması, ardından Trump’ın “Ayaklanın, yardım yolda” çağrısıyla sokakların yeniden karışması “İran’a müdahale an meselesi” algısını oluşturdu.
Öyle olmadı, diplomasinin ve müzakerenin yolu açık tutuldu. ABD’nin masaya birden fazla başlık sürmesine karşın, İran’ın “sadece nükleer” üzerinden konuşma talebi sonrasında masa yeniden oluştu. İran’ın istediği ana başlıkla.
Fakat Umman’dan Cenevre’ye uzanan müzakere süreçlerinde Amerikan yönetiminin Trump başta olmak üzere önemli aktörlerinin verdiği çelişkili mesajlar, “müzakere devam ederken, müdahale gelebilir” tahminini güçlendirdi.
Nitekim ABD-İsrail 28 Şubat tarihinde pek çok hedef üzerinden İran’a ağır bir saldırı başlattı.
KİM KİMİ OYALADI YA DA KANDIRDI?
Amerikan tarafı müzakere devam ederken, İran’ın kendilerini oyaladığını ve Tahran’ın geri adım atmayacağını anladıklarını ifade ederek bu çelişkiyi açıklıyor.
Gerçek kuşkusuz bundan daha fazlası. Müzakere devam ederken tüm hızıyla gerçekleşen hava ve deniz yığınağı, saldırının pek yakında olduğunu ortayla koyuyordu.