‘’Kazananı Olmayan Bir Savaşın İçindeyiz’’
Ortadoğu’da bir savaş başladığında sadece bombalar patlamaz.
Dengeler değişir, haritalar tartışılır ve geleceğin hesabı yapılır.
Bugün yaşanan da tam olarak budur.
Ortadoğu yine ateş içinde.
İran vuruluyor…
İsrail vuruluyor…
Amerika sahada…
Ama savaşın gerçek cephesi Tel Aviv ile Tahran arasında değil.
Hürmüz Boğazı’nda…
Körfez ülkelerinde…
Enerji hatlarında…
Ve dünya ekonomisinin sinir uçlarında kurulmuş durumda.
Bugün dikkatle bakıldığında ilginç bir tablo ortaya çıkıyor.
İsrail aldığı yaraları sansürle örtmeye çalışıyor.
Amerika, bölgedeki askeri gücüne rağmen bütün üslerini mutlak şekilde koruyamadı.
İran’da ise beklenen olmadı.
Birçok kişi saldırılar başladığında İran’da rejimin çökeceğini düşündü.
Ama tarih yine bildiğini yaptı.
Dışardan gelen tehdit, içerideki ayrılıkları ortadan kaldırdı.
İran halkı rejimi tartışmayı bıraktı ve devletin etrafında kenetlendi.
Bu Ortadoğu’da sık görülen bir refleksdir.
Dış tehdit olduğunda toplumlar kendi devletlerine daha sıkı sarılır.
Savaşın en sessiz mağdurları ise Körfez ülkeleri oldu.
Bu ülkeler savaşın tarafı değil ama en ağır ekonomik darbeyi onlar alıyor.
Petrol tesisleri tehdit altında…
Hava sahaları kapanıyor…
Ticaret aksıyor…
Yani savaşın faturası, çatışmanın dışında duran ülkelere kesiliyor.
Ortadoğu’nun kaderi uzun zamandır böyle yazılıyor.
Savaş birkaç ülke arasında çıkar…
Ama bedelini bütün bölge öder.
Peki uzun vadede kim kazanacak?
Bu sorunun cevabı sandığımız kadar basit değil.
Amerika ve İsrail askeri üstünlüğe sahip olabilir.
Ama uzun savaşlar en güçlü devletleri bile yorar.
İran ekonomik olarak zayıf olabilir.
Ama tarih boyunca uzun süre dayanabilen bir devlet refleksine sahiptir.
Bu yüzden sahadaki çatışmalar bitse bile asıl mücadele stratejik sabır savaşıdır.
Yani mesele kimin daha güçlü olduğu değil,
kimin daha uzun dayanabileceğidir.
Ama bütün bu tablonun ortasında dikkat edilmesi gereken bir ülke daha vardır:
Türkiye.
Çünkü Türkiye, Ortadoğu’nun sıradan bir ülkesi değildir.
Tarihi, coğrafyası ve devlet geleneği ile bu bölgenin en köklü aktörlerinden biridir.
Ortadoğu’da savaş çıktığında Türkiye’nin yapması gereken ilk şey duyguyla değil akılla hareket etmektir.
Devletler öfkeyle değil, stratejiyle ayakta kalır.
Türkiye için bu süreçte üç temel başlık hayati önem taşır:
Birincisi güvenliktir.
Bölgedeki her çatışma Türkiye’nin sınır güvenliğini, enerji hatlarını ve iç dengelerini etkiler.
İkincisi diplomasidir.
Türkiye hem Batı ile konuşabilen hem de bölgeyle temas kurabilen nadir ülkelerden biridir.
Üçüncüsü ise stratejik sabırdır.
Çünkü Ortadoğu’da acele kararlar değil, uzun vadeli devlet aklı kazandırır.
Tarih bize şunu gösteriyor:
Savaşlar bazen devletleri büyütür…
Ama çoğu zaman coğrafyaları yorar.
Ortadoğu ise yorgun bir coğrafyadır.
Ve bu yüzden bugün sorulması gereken asıl soru şudur:
Kim kazanacak?
Belki de doğru soru bu değildir.
Asıl soru şudur:
Bu yangının ortasında aklını kaybetmeyen kim olacak?
Çünkü Ortadoğu’da savaşlar ordularla kazanılır,
ama gelecek devlet aklıyla kurulur.
Ve unutmayalım:
Ortadoğu’da aklını kaybedenler savaş kazanabilir…
ama tarihi asla kazanamazlar.
10.03.2026
Hasan Günay