Geçen gün bir köy cenazesine gittim Dayı…
Hani şu çocukluğumuzun geçtiği, yollarını ezbere bildiğimiz köylerden birine.
Evler aynı evlerdi.
Avlu aynı avluydu.
Ama bir şey eksikti…
Ses yoktu.
Eskiden o kapının önünde oturan bir adam vardı.
Elinde tespih, gözleri yolda…
Beni her gördüğünde aynı soruyu sorardı:
“Şehirden geliyorsun, bizimkilerden haber var mı?”
“İyiler amca” derdim.
Başını sallardı.
Sonra gözünü yine yola çevirirdi.
Meğer o “iyiler” dediğim insanlar, hiç gelmezlermiş…
O gün cenazede öğrendim…
Aylarca kapının önünde oturmuş.
Her geçen arabaya bakmış.
Her ayak sesinde doğrulmuş.
Her akşam “bugün de gelmedi” diyerek içeri girmiş.
Ve bir gün…
Beklediği kapının önünde değil,
O kapının içindeki odada sessizce veda etmiş dünyaya.
Cenaze kalabalıktı dayı…
Ama garip bir kalabalık.
Herkes vardı, ama olması gerekenler eksikti.
Sonra geldiler…
Şehirden, uzaklardan, telaşla.
Tabutun başına geçtiler.
Gözyaşı döktüler.
Sarılıp ağladılar.
Ama insanın içini yakan babasının vaktinde söylediği o cümle sanki havada asılı kaldı:
“Ben kapının önünde seni beklerken gelmedin… ben ölünce mezarımın başında beklesen ne beklemesen ne değişecek?”
O an anladım dayı…
Anadolu’da asıl hikâye mezarlıkta başlamıyor,
Kapının önünde başlıyor.
Bir baba evladını beklerken,
Bir ana yol gözlerken yazılıyor bu hikâye.
Ve çoğu zaman sonu hep aynı bitiyor:
Geç kalınmış bir ziyaret…
Yarım kalmış bir hasret…
Biz değiştik dayı…
Köyler değil sadece, biz boşaldık.
Eskiden “vakit bulunca giderim” derdik,
Şimdi “vakit olursa ararım” diyoruz.
Bir çayın, bir selamın, bir dokunuşun yerini hiçbir şey doldurmuyor ama biz en çok onları erteliyoruz.
Geçim derdi, hayat telaşı, şehir koşuşturması…
Hepsi doğru, hepsi gerçek.
Ama bir gerçek daha var:
Hiçbiri, kapının önünde seni bekleyen bir babadan daha önemli değil.
Cenazeden dönerken içimden tek bir cümle geçti dayı:
İnsan, en çok gidemediği yerlere ağlıyor.
Mezar başında dökülen gözyaşı,
Aslında toprağa değil…
Geç kalınmış günlere akıyor.
O yüzden…
Bir gün değil, bugün git.
Bayramı bekleme, izni bekleme, zamanı bekleme.
Kapıyı çal.
İçeri gir.
“Anne çay koy” de.
Babanın yanına otur, iki kelime et.
Çünkü bir gün o kapı kapanacak…
Ve sen o gün ne kadar gidersen git,
Ne kadar ağlarsan ağla,
Artık sadece kendine ağlayacaksın.
Unutma dayı …
Mezar başında bekleyen çoktur…
Ama kapı önünde bekleyeni vaktinde bulan azdır.
05.04.2026
Hasan Günay