Vatan topraklarını kaybede kaybede, Anadolu’ya sıkıştığımızda, onu da elimizden almak istediklerinde ülke; hem askeri, hem ekonomik ve hem de siyasi bakımdan acınacak halde idi.
1918 Mondros Antlaşması ile askeri birliklerimiz dağıtılmış, Sevr ile ülkenin parçalanmasına karar verilmişti. İstanbul, İngilizler ve Fransızlar tarafından edilmişti. Padişah’ın hükmü ferma gücü yoktu. Bir iş yapılacak olsa, İngiliz subaylara haber veriliyordu.
Böyle bir ortamda 15 Mayıs 1919’da iki Yunan ordusu İzmir’i işgal etti. İngilizlere bir şey yapamazken bir de Yunan işgali çıktı başımıza.. Zira, askeri birliklerimiz yoktu. O zaman sadece polis ve jandarma vardı. Onlar da iç güvenlik içindi.
Ordular dağılmış, vatanı savunacak güç yok halk çaresiz..
Yunan’a karşı tek mukavemet gücümüz, eski eşkiya, sonradan her biri milli kahraman olmuş Efe’lerdi Efelerin hemen hepsi ,bölgelerinde; kız kaçırmaktan, adam öldürmekten, ağaya veya muhtara karşı gelmekten jandarma tarafından aranan başı bozuk takımı idi. Dağları haraca bağlamışlardı. Yunan İzmir’e çıkıp yavaş yavaş doğuya doğru ilerlemeye başlayınca; dağdaki eşkiya , insafa gelip nedamet etti. Milli duyguları kabardı. Ellerinde silah da var. Hepsi anlaşmışcasına Yunan’a karşı mukavemet için küçük küçük müfrezeler oluşturdular.
Bir de biraz daha organize Çerkez Ethem vardı ,Yunan’a direnen silahlı grup ..
Tuna boylarında ve Silistre’de “bahtı kara maderimizin” yüzünü güldürememiştik. Kendi ellerimizle imzaladığımız antlaşmaların kurbanı oluyorduk . Ordumuz yoktu. Yıllarca savaşmış insanımız fakirlik pençesinde eziliyordu.13 milyon nüfus. Okur -yazar sayısı 1 milyon...
Her yerde çaresizliğe çare aranıyordu.
Her bölgede il veya ilçede, bölgenin önde gelenleri tarafından kongreler düzenlendi. Soru aynı idi: Ne yapalım? Nasıl yapalım ?
Erzurum Kongresine gelene kadar ülkenin her yerinde düzenlenen kongrelerin sayısı 32 idi.32 yerde (bazı il ve ilçelerde ikişer üçer kere) kongreler düzenlendi. Trakya’da, Ege’de, Pozantı’da ,Oltu da ..
Balıkesir’de 5 kere..Nazilli’de 3 kere..Sürekli toplantılar. Sürekli çare aramalar..32 kongrenin 12’si Ege de yapıldı. Ülke kaynıyordu .Buna bir çare bulunmalı idi.
Ülke insanının , ileri gelenlerinin ve ülkenin hepsinin duyguları aynı idi. İleride bütün bu kongrelerin ruhu birleşecekti.
Erzurum Kongresi ve sonraki Sivas Kongresi, kongreler sürecinin dönüm noktası oldu.
Bu arada Kongreler süreci devam ederken ilginç bir durum oldu:1919 yılının Ocak ayında Cemiyet-i Akvam kurulmuştu. Cemiyet-i Akvam’ı, 1.Cihan Harbi’nin galip devletleri kurdu. Başı İngiltere çekiyor. Bir de yeni yeni güçlenmeye başlayan ABD... 1.Cihan Harbi’nin mağlup devleti Almanya ile o zamanlar Almanya’yı destekleyen Türkiye (Osmanlı İmparatorluğu ) Cemiyet-i Akvam’a alınmadı.
İşte bizim kongreler sürecimiz devam ederken, Cemiyet-i Akvam ilginç bir telif ortaya attı. Bize; “.. siz bir büyük devletin mesela İngiltere’nin veya ABD’nin mandası olun “dediler. O zaman bu fakir ve aciz durumdan kurtulmuş olursunuz” dediler.
Bizim mandacılığı benimseyenlerimiz, Amerikan Mandacılığı’nı tercih ettiler. Bunu fakirliğe çare olabilir diye düşündüler. Amerikan mandacılığı, toplantılarda ve kongrelerde tartışıldı. Milli Mücadele’nin önemli komutanlarından İsmet Paşa ve Kazım Karabekir Paşa bile mandacılığı cazip gördüler.
Ama mandacılık bir tekliften öteye geçmedi. Şartları ve alt yapısı konuşulmadı. Sadece bir teklif..
Mandacılıkla ilgili tek yazı belkide Halide Edip Adıvar’ın Başkan Wilson’a yazdığı mektuptur. Hiç bir devlet, ABD bile mandacılığın nasıl uygulanacağı konusunda bize baskı yapmadı. Mandacılığın sadece adı kaldı.
Ama kongreler özellikle Erzurum ve Sivas kongreleri Amerikan Mandacılığı’nın gölgesinde başladı.
Kongrelerde Amerikan Mandacılığını benimseyenler vardı zira.. Mesela ,Erzurum Kongresi’nin 62 delegesi vardı. Kongreye katılan delegelerden 35 tanesi mandacı idi.
Gazi Paşa, Erzurum Kongresi’ne alınmak istenmedi
Esasen, Erzurum Kongresi mevzi bir kongre idi. Başta.. Sevr sonrası doğu illerimizde bir Ermenin devleti kurulmak isteniyordu. İşte, Erzurum Kongresi’nin ana amacı doğu illerimizde bir Ermeni devleti kurulmasını önlemek için çare arama toplantısı olması idi. Bütün delegeler, doğu illerinden gelmişti. Erzurum’dan, Van’dan, Siirt ve Bitlis’ten gibi .. Bunun için sanki şimdiki partilerde yapılan gibi ön seçim yapılmış, en çok oyu alan delege olmuş, Erzurum’a en çok oyu alanlar gitmişti. Seçim bitmiş, listeler kesinleşmişti.
Kongre’nin başlayacağı 23 Temmuz 1919 günü Gazi Paşa ve yanındakiler Erzurum’a geldiler. Kongre binasının önünde durdular. Burada küçük bir tartışma oldu. Erzurum delegeleri; Gazi Paşa’ya;”..sen kongreye katılamazsın. Çünkü Erzurumlu değilsin. Ve üye de değilsin” dediler. Tabi tanınmamak ve delege olmamanın da bu küçük tartışmada etkisi vardır. Gazi paşa o zaman Samsun’da 7.Kolordu müfettişliği makamında idi. Sonra hangi makamlara ve başarılara ulaşacağı da bilinmiyordu. Sonra araya Kazım Karabekir ve Fevzi Paşalar araya girdiler Gazi Paşa kongreye katıldı.
Kongre 2 hafta sürdü. Üç veya dört kere toplantı oldu. Bir- iki gün toplantı bir- iki gün ara ..Böyle bir çalışma ile önemli kararlar alındı. Baştan toplantıya alınmak istenmeyen Gazi Paşa, kongre başkanı da oldu.
Erzurum Kongresi’nin en önemli başarılarından birisi, birlik ve beraberliğin sürmesi ve mandacılığın yani mandacılık fikrinin benimsenmesinin son bulmasıdır.
Sonra, 4 Eylül 1919’da Sivas Kongresi yapıldı. Ülkenin kurtarılması kararının verildiği kongre Sivas Kongresi’dir. Orada; “..ya istiklal, ya ölüm “ kararı çıktı. (Devam edeceğim)