SOSYAL MEDYA DOKTORLARI CANDAN
DİN ADAMLARI İMANDAN EDER
Şaka değil, sosyal medyada türeyen binlerce doktor ve din adamı halka önerdikleri yol ve yöntemlerle tehlikeli sulara yelken açıyorlar. Bazısı iyi niyetli, kimi bir şeyler deneyip memnun olmuş ve başkaları ile paylaşmak istiyor. Ama çoğunluğu sosyal medya tüccarı.
Tıklama denen garabetin şehvetine kapılan ve “abi oturduğun yerden milyonları götürüyorsun” gazına gelen kişiler.
Kabız mısın? Bir kaşık zerdeçal, bir tutam karabiber, biraz zencefil, üstüne yoğurt (evde yapılmışı makbul) hadi güzel olur ekle bir kaşık da sumak, hadi sık azıcık limon, sonra iç ne kabızlığın kalır, ne de bağırsakların.
Öylesine kendinden emin öylesine bilmiş ve öylesine ikna edici anlatıyor ki, kabız olmayanın bile hemen kabız olup bu tarifi deneyesi geliyor.
Tıpkı, garantili dua tarifleri verenler gibi.
Üçten başlayıp, 33, 100 ve 1000’e kadar ulaşan sayılarda yapacağınız zikirlerle dualarınızın kabulü garanti edilmekle kalmıyor, anında zenginlik, şifa teminatı da veriliyor.
Onlara kulak vermeye hele bir de dediklerini uygulamaya kalkarsanız ya canınızdan veya imanınızdan ya da her ikisinden de olabilirsiniz.
Bu sosyal medya doktorlarına bakarsanız ne diş hastalığınız kalır ne kalp ne de başka bir sıkıntınız. İki taşım ot ile böbreklerinizdeki taştan kurtulur, tıkalı damarlarınızı açar, üç günde bomba gibi olursunuz. Dedikleri duaları yaparsanız borçlarınızdan kurtulur, en kısa zamanda zengin olursunuz.
Sivilceden, kalp krizine, kanserden bunamaya kadar her türlü hastalığın devası, sosyal medyada.
Borçtan bunamaya, mutluluktan huzura kadar her konuda hazırlanmış yarım yamalak dualar da sosyal medyada.
Saçı dökülen, canı yanan, acil servise koşan, aman doktor diyen de az değil.
Bu kargaşayı görüp elini taşın altına sokmak isteyen iyi niyetli doktorlar, duanın ne zaman ve nasıl yapılacağını, dua ile birlikte diğer yapılması gerekenlerin neler olduğunu anlatmaya çalışan din bilginlerimiz de var.
Ama yetmiyor, yeterli olamıyor.
Çünkü Çin tıbbından başlayıp, geleneksel Türk tıbbına, İbni Sina’dan Aristo’ya kadar adı bilindik bilinmedik birçok kişinin ilaç formülleri sosyal medyada uçuşuyor.
Biliyoruz, biz de şikayetçiyiz, doktorların gelişi güzel reçete yazmasından, ilaç sektörünün kötü niyetinden, insanların hastalanıp ilaç manyağı olmasını biliyoruz ve bu konuda hepimiz dertliyiz.
Lakin, bu sosyal medyada yapılanlar da fazla be kardeşler.
Tamam, başı ağrıyana tomografi, kulağı çınlayana MR, göğsünde sızı hissedene şak diye anjiyo yapılmasın.
Tamam, sanki alay edercesine ayetleri hadisleri eksik yalan yanlış yazıp, şu sayıda oku, şöyle yap böyle yap diyerek insanların inancı rencide edilmesin.
Amaaaa lütfen arkadaşlar, sağlık konularında sağlık bakanlığı, dini konularda Diyanet İşleri Başkanlığı artık ellerini taşın altına bi koysunlar artık.
Bu işler, “efendim sosyal medya şirketleri ülkemizde temsilcilik açmadı, vergi vermiyor, talepleri kabul etmiyorlar, bizi dinlemiyorlar” denecek kadar ucuz, gereksiz ve baştan savılacak işler değil.
Affedersiniz ama, memlekete giren bir teröristin saldırısına nasıl misli ile karşılık veriliyorsa, bu konular da hiç kusura bakılmasın, aynen terör eylemleri gibidir ve karşılık görmelidir.
Bırakın karşılık vermeyi, engellemeyi veya hadlerini bildirmeyi.
Hem Sağlık Bakanlığı hem de Diyanet İşleri Başkanlığı sanki bu eylemler yokmuş gibi davranıyor.
Oysa aynı Bakanlık, ilaç konusunda yatırım yapmak isteyen birçok iş adamını “o belge, bu belge” diyerek yıllarca uğraştırıyor. Yatırıma adeta engel olan sağlık bürokrasisi nerden çıktığı bilinmeyen tariflerle beyin hastalıklarına deva olduğunu iddia edenlere ise sadece bakıyor.
Aynı durum Diyanet İşleri Başkanlığı için de geçerli.
Bu iki kuruluşun da sosyal medyada yaşanan bu rezalete karşı ivedilikle bir eylem geliştirmesinin zamanı geldi geçiyor.
MASONLARA DA KAYYUM ATANDI YA...
Yıllarca insanlara, kuruluşlara, hükümetlere ve de devletlere “kayyum” olup yöneten Masonlara sonunda kayyum atanmış.
“Vay beee!” diyenleriniz vardır.
“Adalet budur sonunda seni de bulur” diyenleriniz vardır.
Evet “kayyum” atanmış ama bilinçli bir adımın sonucu olarak değil. Basit sıradan bir mevzuat eksikliğinden veya mevzuatın yerine getirilmemesinden.
Kısaca, büyük üstat hapse girince genel kurul yapılamamış, mevzuat hazretleri de bu büyük hatayı kaçırmayıp kayyumu atayıvermiş.
Bu mevzuat denen meret böyledir. Yapması gerekeni, yapması gerektiği şekilde yapamaz ama, yapması gerekeni akıl dışı bir yöntemle yapıp cümle alemi şaşırtır.
Bu özellik bütün dünyada böyledir.
Ancak en kalıcı örnek de ABD’den Al Capone örneğidir.
Yıllarca adalet ve polisle dalgasını geçen gangster Al Capone sıradan bir vergi suçu üzerinden yakalanmıştı.
Buna şaşkınlığın aymazlığı veya kibrin körleşen gözleri de diyebilirsiniz.
Mümkün olan her türlü olasılığı düşünür ona göre önlem alır, kendinizi güvenceye alırsınız ama, bir vergi borcu veya genel kurulu düzenleme zorunluluğu gözünüzden kaçar, yakalanırsınız.
Hayat böyle ilginç derslerle doludur.
Milyarlarca dolar harcar uçak gemisi ile, sükseli uçaklar ile pikniğe gider gibi savaşa gidersiniz lakin hadsizce aşağıladığınız insanlar üç kuruş paraya imal ettiği dronlarla sizi avlayıverir.
Buna örnek çoktur. Yeter ki anlayan olsun.
Eeee, ilahlık peşindeki firavunu da bir sivrisinek öldürmemiş miydi?
Peki anlayan kaç kişiydi?
BARİ YAPTIĞINIZIN ARKASINDA DURSAYDINIZ
Durmazlar, duramazlar.
Avrupalının huyu değildir. Verdiği söze, imzaladığı anlaşmaya karşısında kendisinden daha güçlü bir devlet yoksa uymaz.
Örneğin parasını aldığı gemileri bir bahane bulur vermez.
O Avrupa’nın günümüzdeki gayri meşru evladı da parasını aldığı F35’leri vermez.
Bunlar 1916 da Birinci Dünya Savaşı devam ederken Osmanlı Topraklarını cetvelle çizip paylaşmışlardı.
Hiç utanmamış, yüzleri kızarmamıştı.
Irak, Suriye, Lübnan, Ürdün, Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri bu hainliğin sonunda ortaya çıktılar.
Adına da bu garabeti bulan iki subayın adını verdiler, Skyes Picot dediler.
Yüzyıl boyunca petrol başta olmak üzere bütün zenginliklere çöken, herhangi bir karşı koyma söz konusu olduğunda da her türlü fitneyi fesadı yapan bu ülkeler yaptıkları işin ardında yüzyıl bile duramadılar.
Oysa böle böle parçaladıkları Osmanlı’nın kurduğu düzenin gölgesi bile bu topraklarda hala yaşıyor ve aranıyor.
Cetvelle kurulan bu ülkelerde 1916 ‘dan bugüne kaç ihtilal yapıldı, sistem kaç kere değişti, devrildi. Kaç milyon insan katledildi. Hesabını bilen var mı?
O çok övdükleri demokrasi ve diğer başka şeyler neden bu ülkelere hiç uğramadı? Siz ellerinizle kurmuştunuz ya sözde bu ülkeleri.
Kurdular, oynadılar, parçaladılar.
Kan akıttılar, göz yaşı döktüler, bebeklerin kanına girdiler
Bunlar hala demokrat, hala çok uygar ve hala çok çağdaşlar.
ÖRNEK BİR EYLEMİNİZ VAR MI ACABA?
Ucuz işler oluyor.
Gerçekten garip ve anlamsız. Şeytana pabucunu ters giydirecek cinlikler yapılıyor, yapılmak isteniyor.
Bir TV kanalındaki haber bülteninde, “Seçilmiş filanca Belediye Başkanı” cümlesinin hemen ardından. “Akepeli Cumhurbaşkanı” deniliyor.
Bu doğrudan bilinçaltına yönelik cümleyi kuran kendini akıllı, başkalarını ise aptal sanıyor olmalı.
Belki de sandığı gibi.
Çünkü o ve saz arkadaşları bıkıp usanmadan, yorulup dinlenmeden bu “bilinçaltı aşağılama seansına” devam ediyorlar.
Aynı sandıktan çıkan “kendi yandaşları” seçilmiş oluyor, karşıtları aşağılanıyor, öyle mi?
Bunlar ucuz işler.
Hep vurguluyoruz, lütfen biraz daha yaratıcı olup, çağa uygun politikalar geliştirin. Bilinçaltı oluşturmanın bile yeni yeni modelleri, tarzları çıktı. Bunları uygulayın.
Çağdaş olmak son model cep telefonu kullanmak, fake hesapla sağa sola küfredip sonra adliyede “kuzenimin oğlu yazmış” demek değil.
Vatandaşın verdiği oyu aşağılamak hiç değil.
Sonra bu cinlikler, bu kurnazlıklar elinize ayağınıza dolaşıyor.
Sahi, Türkiye’nin herhangi bir yerinde, hatta bir köyünde sizin o çok övdüğünüz “seçilmiş bir başkanın” yapıpta alkışladığınız, örnek olarak gösterdiğiniz “bir tek eylem” var mı acaba.
Meraktan soruyorum, var mı?
Kütüphanemden:
OSMANLI PADİŞAH FERMANLARI
Hazırlayan: Ayşegül Nadir,1986

19 Eylül 1986-18 Ocak 1987 tarihleri arasında İstanbul’da Türk ve İslam Eserleri Müzesi İbrahim Paşa Sarayında düzenlenen Osmanlı Padişah Fermanları sergisinde yer alan eserler daha sonra bir katalog şeklinde basılmıştı.
