Her biri kamu özel finansman ortaklığı ile yapılan ve bulunduğu bölgenin en büyük sağlık kompleksi olan Şehir Hastanelerinin sahibi Sağlık Bakanlığı.
Türkiye çapında Sayıları 25'i bulan bu hastanelerin önemli bölümü bir Danimarka şirketi olan ISS tarafından işletiliyor.
ISS, 1901 yılında Danimarka'nın Kopenhag şehrinde kurulan bir tesis yönetimi hizmetleri şirketi. İSS’nin temel hizmetleri arasında güvenlik, temizlik, teknik, gıda ve iş yeri hizmetlerinin bulunduğu belirtiliyor.
Türkiye'de yaklaşık 6000 çalışanı olduğu söylenen firmanın 30 ayrı ülkede 330 bin çalışanı istihdam ettiği bilgisine ulaştık.
Şirketin sağlık sektöründeki yönetim deneyimi ise görüldüğü kadarı ile Türkiye'de başlamış.
Şehir Hastaneleri kapsadığı hizmet ve unsurları ile bir hastane kavramının çok çok ötesinde. İçinde hasta ve yakınlarına, ziyaretçilerine birçok hizmeti bir arada sunabiliyor.
Geniş ve ferah oturma ve bekleme alanları, her türlü ihtiyaçları karşılayan alışveriş yerleri, yiyecek ve içecek bölümleri ile dikkat çekiyor.
Tabii bu hizmetler piyasa şartlarına göre biraz daha pahalı. Bunun da nedeni kompleksin adı hastane olmasına rağmen işletme zihniyetinin ticari olmasından dolayı kiraların yüksek tutulması.
Danimarkalı ISS firmasının Türkiye CEO su Cavit Habib 2021 yılında Danimarka veliaht prensinden iş mükemmelliği ödülü almış.
Neredeyse 125 yıllık bir geçmişi olan bu firmanın ülkemizde pek tanınmadığı da ortada. Binlerce hastaya ve yakınına bir şekilde hizmet veren şirketle ilgili aradığımız bilgilere Sağlık Bakanlığı sitesinde ulaşamadık. Var da göremediysek kusurumuz af ola.
Şehir Hastanelerinin profesyonel bir yönetim şirketi tarafından işletilmesi doğru ve yerinde bir karar. Ama bu ne kadar yeterli. Denetim nasıl ve kimler tarafından yapılıyor, bunlar çok önemli.
Hastane inşası için fikir, karar, irade mükemmel. İşletme kâğıt üzerinde eksiksiz.
Pratikte ise yaşanan çok sorun var. Sağlık personelinin, hastaların, hasta yakınlarının şikayetleri söz konusu. Bu yazımızda biz özellikle tuvaletlerden başlayarak küçük bir değinme yapmaya çalışacağız.
Tuvaletler son derece pis. Hor kullanılıyor ve adeta tahrip ediliyor.

Tuvaletleri kullanan insanların her birinin evi ve kullandıkları tuvaletleri olduğunu varsayarsak kötü kullanıma anlam vermek zorlaşıyor.
Birçok klozet kapakları, kâğıt havlu makineleri ve kapılar adeta bilerek ve isteyerek kırılmış kullanılmaz hale getirilmiş.
Ve bu tahribat öylesine hızlı ve yaygın ki, görevliler yetişmekte zorluk çekiyorlar.
Bu da halka sunulan bir hizmeti ana unsurları ile ele almayı zorlaştırıyor. Hasta ve yakınlarının bu sert tavrını çoğu zaman sağlık personeline yönelttikleri de görülüyor. Hastane kapısından giren her hasta öncelik ve ayrıcalık peşinde koşuyor. Buna karşılık temizliğe ve hijyene dikkat etmiyor.
Hastane kapısında onlarca kişinin sigara içtiği görülüyor. Bunların arasında hastalar da bulunmakta. Bypass olduğunu söyleyen bir hasta " her şeyden vaz geçerim bundan asla" havasında.
Şehir Hastanelerine gelen en az 20 kişiye tuvaletlerin kötü kullanımı konusunda ne düşündüklerini sorduk.

Cevap verenlerin tamamı, Türk halkından üçüncü şahıs gibi söz edip, onların (Türk halkının) ne kadar pis olduğundan söz etti. Hiçbiri kendileri ile bir öz eleştiri yapmadı. Onlara göre yanlışı yapan başkalarıydı.
Hastaneyi kim işletiyor diye sorduk.
Büyük bir çoğunluk hastaneleri işleteni bilmiyordu.
İşletici Danimarkalı bir firma dediğimizde ise “burayı da mı satmışlar" diyerek günlük politikada ne kadar donanımlı olduklarını gösteriyorlardı.
Sözün özü, bina inşa eder, içini donatır tefriş edersiniz. Ama yaptığınız işi halka anlatmaz ve kullanımı konusunda yardımcı olmazsanız yaptığınız işin değeri kaybolur gider.
Halk ise gerçekten sahibi olduğu bir binayı ve hizmeti hor kullanır yok sayar.
Başlıkta bir soru sorduk; “kimin?” diye.
Bu hastaneler halkın.
Ne var ki büyük bir çoğunluğu bunun farkında olmadığı gibi farkında olma niyetinde de değil.
YAĞLI MI YAĞSIZ MI?
Bilim adamları (pardon insanları olacaktı):
- “Yağlı süte haksızlık ettik, içebilirsiniz” demişler.
Aynı bilim adamları daha önce:
-“Yağlı süt içmeyin”, “aman inek sütü içmeyin”, “manda sütüne yaklaşmayın, koyun sütünden kaçın” demişlerdi.

O bilim adamları değilse de başka bilim adamları bir dönem:
- “Yoğurt yiyin, yemeyin, yiyin ama bakkaldan aldığınızı değil ev yoğurdu yiyin” demişler, uzunca bir süre de yoğurt mayası üzerinde tartışmışlardı.
Maya nasıl olacak nerden alınacaktı? Komşunun evde yaptığını söylediği yoğurt mayası mı, üç harfli market yoğurdunun mayası mı yoksa nohuttan yapılacak maya mı?
Günlerce neler konuştular neler!
Bir türlü anlaşamadılar.
Depremden başla, savunma sanayine, Trump’ın Venezuela konusundaki sözlerine gel. Hiçbir konuda anlaşmaları mümkün değil ki, yoğurtta anlaşabilsinler. Süt konusu da öyle. Anlaşmaları zor.
Onun için değiştirin kanalı, bildiğinizi yapın.
BEDAVAYA ÖLÜM VAR MI?
Eline mikrofonu alan sokağa fırlayıp sigorta attıran sorularla halkı konuşturmaya çalışıyor. Bazıları gayet politik ve gayet bilinçli ve sistemli sorularla çıkıyor karşınıza. Bazıları aptalca görünen sorular sorarak bazıları da pek düşünmediğiniz konularda ilgi çekmeye çalışarak.
Bunlardan biri sormuş.
-“Bedava hacca götürseler gider misiniz?” diye.
Haydaa diyenlerinizi duyar gibiyim.
İlgi mi çekmek istiyor bu arkadaş, tartışma yaptırmak mı, abuk sabuk cevaplar almak mı?
Amacını sadece kendisi biliyor.
Konu kalmamış, sorulacak sorular bitmiş arkadaş kendine heyecan arıyor olmalı ki, büyük bir coşku ile soruyor
-“Bedava hacca gider misin?”
Buna değerleri değersizleştirme eylemi diyorlar.
GAZETENİZİ NASIL OKURSUNUZ?
Bir zamanlar her köşe başında gazete büfeleri olur, her bakkal gazete satardı. Apartman görevlisi her sabah gazetenizi ekmekle birlikte bırakırdı.
Sonra internet çıktı, gazeteler internetten okunmaya başladı.
Sonra gazete büfeleri kapandı, bakkallar satmaz, görevliler getirmez oldu.
Ben gazeteleri internetten okuyorum abi devri başladı.
Bu devir fazla sürmedi. Bir müddet sonra internetteki başka heyecanlar haberlerin yerini aldı.
Sonra WhatsApp’ta gruplaşma dönemi başladı.
Okullara, mesleklere, politikalara, düşüncelere, partilere göre oluştu bu gruplar.
Sabah masum günaydın mesajlarının ardından grubun yapısına göre paylaşımlar yapıldı. Gazete haberleri, yazıları keyfe ve kafaya göre kesilip biçildi. Dün-bugün denmedi, doğru-yanlış aranmadı grupta paylaşıldı.
Çoğu kişi, içinde bulunduğu grubu kendisi gibi düşündüğünden bu paylaşımları sorgulamadı. Çoğu kişi grubu kendisi gibi bildiğinden paylaşımları özellikle sorgulamadı.
Yalan dolan, iftira, müptezellik paylaşıla paylaşıla büyüdü.
DEVRİ KIYAFETLER
70’ler;
Pantolonlar İspanyol paça. Palto pardösü yerlere kadar uzanan boyları ile maksi. Erkeklerde favoriler ve saçlar uzun. Bıyıkların boyunda, posunda kesiminde derin manaya gerek yok apaçık. Solculuk veya sağcılığın kimlik kartı bıyıklar. Kıyafetler aşırı politik ve tanımlayıcı.
80’ler;
12 Eylül etkisi ile kıyafetler daha memur tarzı. Saçlar, favoriler kesilmiş bıyıklar budanmış. 24 Ocak kararları ile serbest Pazar kendisini en çok sokakta hissettiriyor, yavaş yavaş markalara geçiş başlıyor. Kıyafetler politize değil ama stilize de sayılmazlar.
90’lar;
Erkek ve kadınlarda omuzlarda vatkalar, geniş pantolonlar öne çıkıyor. Enflasyon azmış alım gücü düşmüş buna rağmen özellikle Avrupa takip ediliyor. Politikada koalisyonlar hâkim. Kıyafetlerde de aşırı derecede bir zevk koalisyonu görülüyor.
2000’ler;
Ekonomi düzeliyor alım gücü artıyor. Dünya markaları bir bir geliyor. Artık dünya ile aynı şekilde giyinmeye başlıyoruz. Büyük markalar, çakmaları, Nişantaşı pazarları birbirleri ile yarışıyor. Politikayı etkileyen bütün unsurları kıyafetlerde de görüyoruz. (Haftaya iki binli yıllara devam edeceğiz.)
KÜTÜPHANEMDEN
YAHYA KEMAL
“eve dönen adam”
BEŞİR AYVAZOĞLU

Belki de ilk defa denenen bir yöntemle ansiklopedik tarz ve usulle Yahya Kemal’in biyografisini yazan Beşir Ayvazoğlu gerçek bir Yahya Kemal hayranı.
Tam 610 sayfalık bu eserin dördüncü baskısını Gençlik ve Spor Bakanlığı yaptırmış.
Yahya Kemal’in şiirinde geçen sözcük, yer ve kişi adlarından, hayatına bir şekilde girmiş kişileri bu eserde kolaylıkla bulabilirsiniz.
Haftaya görüşebilmek umuduyla.
Sarper SAN
