İLAHİYİ YENİDEN KEŞFEDENLER İÇİN
1400 YILLIK BİR MİRASIN HİKAYESİ
Çağrı filmini bilmeyen başka bir deyişle seyretmeyen yok gibidir. Filmin çekimlerine Mustafa Akad yönetiminde 1974 yılında Fas’ta başlandı. Ancak siyasi ve diğer nedenlerle baskılar oluşunca filmin seti Libya’ya taşındı ve orada iki versiyon halinde çekildi. İki versiyon; Antony Quinn, İrene Papas gibi Müslüman olmayan oyuncuların oynadığı versiyon ile, tamamı Müslüman sanatçıların oynadığı diğer versiyondu.
Film dönemin ekonomik şartlarından dolayı güçlükle Türkiye’ye getirilebildi.1976 yılında gösterime girdiğinde adeta yer yerinden oynadı. Sinemalarda uzun kuyruklar oluştu.
Filmin her sahnesi ile müziği ama özellikle Hicret sahnesinde kullanılan “Taleal Bedru Aleyna” ilahisi dillerden düşmedi.
O yıldan bu yana filmin müziği adeta dini müzik gibi nitelendi. Hemen hemen bütün dini günler ve Ramazan’da kullanıldı. Filmin müziği dinleyende her zaman dini bir saygı ve bağlılık doğurdu.
BANA ÇÖLDE BİR YER BULUN
Oysa ilginç olanı müzikleri besteleyen Maurice Jarre’ın bir Hıristiyan oluşuydu. Filmin yönetmeni Mustafa Akkad, müziğin filmin ruhu olacağını biliyordu ve Jarre’dan o güne kadar duyulmamış hem İslami kimliği yansıtan hem de evrensel bir melodi ister. Jarre ise bu ruhu Paris’teki stüdyosunda bulamayacağını anlayınca; "Bana çölde bir yer bulun, kimseyle konuşmak istemiyorum." Kararını alır.
Jarre, Libya çöllerinde iki ay boyunca bir çadırda yaşadı. Yanında sadece kağıtları, kalemleri ve piyano niyetine kullandığı küçük bir klavyesi vardı. Akşamları kum tepelerinin rüzgarla yer değiştirmesini izledi, sabahları çölün o mutlak sessizliğini dinledi.

Ve ortaya dinleyeni büyüleyen ve alıp götüren O meşhur ana tema çıktı.
Jarre daha sonra verdiği bir röportajda, çölün o uçsuz bucaksız boşluğunda insanın kendi iç sesini duymaya başladığını söyler. O muazzam ana tema (The Message Main Theme), aslında Jarre'ın "sessizliğin içindeki ritmi" keşfettiği anda dökülmüştür.
Yani o müzik sadece notalardan değil, kum tanelerinden ve rüzgârın fısıltısından süzülmüştür. Maurice Jarre'ın "çölün sessizliğini notalara dökme" hikayesini de "odaklanma” olarak niteler.
1400 YILLIK MİRAS
"Taleal Bedru Aleyna", İslam tarihinin en eski ve en köklü ilahilerinden biridir. Medineli Müslümanların (Ensar), Peygamberimiz Hz. Muhammed'i Hicret sonrası şehre girerken karşıladıkları sırada söyledikleri kabul edilir. Yani Jarre, bu parçayı sıfırdan bestelemedi.
1400 yıllık bir tarihsel mirası alıp filmin ruhuna üfledi.
Bildiğimiz ve dinlediğimiz söyleyişi Mısır’lı sanatçı Riyad Sunbati tarafından yapılan ve Ümmü Gülsüm tarafından seslendirilerek, Çağrı filminde kullanılan Taleal bedru Aleyna,min seniyyetül veda (Veda tepesinden ay doğdu üzerimize) sözleri ile başlayan ilahi filmin Hicret sahnesinin müziğinin de doğmasına neden oldu.
Maurice Jarre, bu geleneksel melodiyi filmin en epik sahnelerinden biri olan Hicret sahnesi için yeniden düzenledi.
Orijinali sadece def ve insan sesiyle (akor ve armoni olmadan) icra edilen bu yalın melodiyi, Jarre dev bir senfoni orkestrası, Londra Kraliyet Filarmoni Orkestrası ve güçlü korolarla birleştirerek ona evrensel, sinematik ve tüyleri diken diken eden bir ihtişam kattı.
Jarre'ın başarısı, bu kadar yerel ve kadim bir ezgiyi, hiçbir kulağı tırmalamayacak ama ruhunu da bozmayacak şekilde modernize etmesiydi.
Ama 1976’dan günümüze bu beste aşılamadı. İslam coğrafyasının müzisyenleri görüldüğü kadarı ile bu amaçla herhangi bir adım atamadılar.
YÜKSELİRKEN DE DÜŞERKEN DE KIRILMA NOKTALARI YAŞANDI
İran Savaşı ABD için sonun başlangıcı sayılacak bir KIRILMA NOKTASI MI?
İşte tarihin akışını değiştiren o kritik savaşlar:
1. Roma İmparatorluğu: Adrianopolis Savaşı (MS 378)
Roma için sonun başlangıcı genellikle bu savaş kabul edilir.
Olay: Gotlar, Roma ordusunu bugünkü Edirne (Adrianopolis) yakınlarında ağır bir bozguna uğrattı ve İmparator Valens savaş meydanında öldü.
Kırılma Noktası: Bu yenilgi, Roma ordusunun "yenilmezlik" imajını yerle bir etti. İlk kez "barbar" olarak nitelenen kavimlerin Roma topraklarında kalıcı ve egemen olmasına engel olunamadı. Bu süreç, 476'da Batı Roma'nın çöküşüne giden yolu açtı.
2. Osmanlı İmparatorluğu: II. Viyana Kuşatması (1683)
Osmanlı için 1683 yılı, yükselişten geri çekilişe geçilen en net çizgidir.
Olay: Merzifonlu Kara Mustafa Paşa komutasındaki ordunun Viyana önünde bozguna uğraması.
Kırılma Noktası: Bu yenilginin ardından başlayan Kutsal İttifak Savaşları ve 1699'da imzalanan Karlofça Antlaşması ile Osmanlı ilk kez büyük çapta toprak kaybetti. Artık stratejik üstünlük Avrupa'ya geçti ve "savunma" dönemi başladı.
3. Abbasi Hilafeti: Bağdat’ın Düşüşü (1258)
İslam dünyasının altın çağını bitiren darbedir.
Olay: Cengiz Han’ın torunu Hülâgû Han komutasındaki Moğol ordusu Bağdat’ı kuşattı ve şehri yerle bir etti.
Kırılma Noktası: Halife öldürüldü, kütüphaneler yakıldı ve Abbasi siyasi otoritesi tamamen yok oldu. İslam dünyası bu olaydan sonra bir daha asla tek bir halife etrafında bu kadar güçlü bir siyasi birlik kuramadı.
4. Napolyon Fransa’sı: Waterloo Savaşı (1815)
Modern Avrupa'nın sınırlarını çizen savaştır.
Olay: Napolyon Bonapart, İngiliz ve Prusya güçlerine karşı son kez kaybetti.
Kırılma Noktası: Fransız Devrimi ile yayılan ideolojilerin askeri gücü kırıldı ve Avrupa "Restorasyon Dönemi’ne girdi. İngiltere, denizlerin mutlak hâkimi olarak 19. yüzyıla damgasını vurmaya başladı.
5. Britanya İmparatorluğu: II. Dünya Savaşı (1939-1945)
Britanya aslında bu savaşı kazandı, ancak imparatorluk olarak "kaybetti."
Kırılma Noktası: Savaş bittiğinde İngiltere ekonomik olarak iflas etmiş durumdaydı. Hindistan gibi dev sömürgelerini tutacak gücü kalmadı. Dünya liderliği resmi olarak ABD ve Sovyetler Birliği’ne (Soğuk Savaş) devredildi.
Son söz; genellikle bu savaşların, imparatorlukların içten içe çürüdüğü bir dönemde gelen "son darbe" niteliğinde olan darbeler olduğunu unutmayalım.
Ve soralım. Acaba son darbe için ABD’nin içinde bulunduğu içten çürüme yeterli olabilecek mi?
Ve en son soru Siyonizm bugün böyle savaşı köpürtürken, ABD’nin içten içe çürümesinde de ne kadar katkılı?
ALLAHU EKBER NEDİR?
Bir Youtube kanalı sokakta halka soruyor. Bu artık alıştığımız bir şey. Röportaj Ankara Ulus’ta yapılıyor.
Soruyu soran nazik.
Sorulanlar orta yaşlarda, eskilerin sözü ile yaşlarını başlarını almışlar.
“Allahu Ekber nedir” diye soruluyor.
Ne beklersiniz? Doğru yanıtın hemen verilmesini, değil mi?
Ama olmuyor.
Bilmiyorum deyip hızla uzaklaşanlar
Hatırlamıyorum diyenler
Yanındakine bakıp “sen söyle” diyenler
Başka başka anlamsız sözler söyleyenler.
Hatta biri çıkıp, “Tayyip’e sor” diyor.
Soru neydi? “ Allahu Ekber nedir?”
Nice sonra birisi, “Namaza çağırmak galiba” diyor. Diyor ama belli ki emin değil.
Arkadaşlar bakın, soruyu bir daha hatırlayalım, “Allahu Ekber nedir?”
Bilmiyorlar, bilmezden geliyorlar, dalga geçiyorlar, siyasi cinlik yapıyorlar, önemsememiş gözüküyorlar, cevabı veririm birileri görür karizmayı çizdiririm diyeni var belki, laiklik elden gider diyeni bile olabilir.
Her neyse.
Ramazan ayında, hatta belki oruçlu bazıları, Allah’ın Büyük, En Büyük olduğunu ifade etmiyorlar edemiyorlaR.
KÜTÜPHANEMDEN
HARB-İ UMUMİ PANORAMASI
Eskişehir’in Türk Dünyası Kültür Başkenti (2013) olması anısına Eskişehir Valiliğince bastırılan bu eser, Birinci Dünya Savaşına giren Osmanlı İmparatorluğunun savaştaki kayıp ve kazanımlarını anlatıyor.

Büyük bir yıkıntıya neden olan bu savaşa halk varını yoğunu feda ederek Devletine destek olacak Kızılay gibi kuruluşlar hazırladıkları özel baskılı ürünleri satarak Devlete katkı sağlayacaklardı.
Tanıttığımız bu eser, Müdafaa-i Milliye Cemiyeti’nin 1916 yılı faaliyetleri olarak hazırladıkları albümlerden oluşuyor. Bu albümlerde yer alan fotoğraflarla halkın cephelerden haberdar olması sağlanmış elde edilen gelir devlete bağışlanmıştır.
Ramazan Bayramınızı gönülden kutluyorum. Haftaya tekrar görüşebilmek ümidiyle...
Sarper SAN
