SEÇİM ANAHTARI ABD’DE 1 GALON BENZİN
RUSYA’DA 1 LİTRE VOTKA
Rusya Sovyetler Birliği olmadan önce Çarlık Rusyası iken de Sovyetler Birliği olmuşken ve şimdiki Rusya’ya dönüşürken de Ruslar votka içer, votka ile yatar, kalkarlardı. Votka, devrimin de Sovyetlerin yıkılışının da örneğin Putin’in uzun yıllar seçilişinin de gizli aktörlerinden biriydi. Rus tarihinde votka, devletin hem en büyük gelir kaynağı hem de halkı kontrol etme (veya sakinleştirme) aracı oldu.
"Votka Fiyatı Artarsa Devrim Gelir" sözü boşa söylenmiş bir söz değildi.
Mesela Gorbaçov 1980'lerin ortasında alkolizmle mücadele için votka üretimini kısıp fiyatları artırdığında, halkın öfkesi çığ gibi büyüdü. Birçok tarihçi, Sovyetler Birliği’nin çöküşünü hızlandıran en büyük iç huzursuzluklardan birinin bu "alkol karşıtı kampanya" olduğunu söyler. Halk, Gorbaçov'a "Limonata Sekreteri" lakabını takmıştı.
Putin 2000’lerde iktidara gelirken seçmene “votka fiyatlarını sabit tutacağının” sözünü verdi. Ve seçildi. Daha sonra 2015 yılında Rusya ekonomik krizdeyken ve enflasyon fırlamışken, Putin bizzat kameraların karşısına geçip "Votka fiyatlarına zam yapılmasını yasakladı."
Gerekçesi son derece politik ve halktan yanaydı: "Votka fiyatının aşırı artması, halkı kaçak ve tehlikeli içkilere yöneltir, sağlığı bozar ve sosyal huzuru tehdit eder."
Aslında mesaj netti: "Her şeye zam gelebilir ama Rus halkının tesellisine dokunulamaz." Rus seçmen bunu Putin’in “sözünde durması” olarak algıladı ve “seçmeye” devam etti.

Politika ekonomiyi nasıl etkiliyorsa, ekonomi de politikayı etkiler. Politikacılar kimi zaman bir ekmek fiyatına devasa yatırımlardan daha çok önem verirler. The Economist dergisinin 1986'dan beri kullandığı bir ölçü birimi var. Dünyanın her yerinde aynı standartta üretilen bir hamburgerin fiyatı üzerinden, o ülkenin parasının gerçek değerini ölçüyorlar.
Eğer bir ülkede Big Mac çok pahalıysa, o ülkenin parası "aşırı değerli" veya halkın alım gücü "aşırı düşük" demektir.
ABD’de yıllardır bir galon benzin fiyatı gündelik hayat kadar siyaseti de etkiledi. Bu dev kıta ülkesinde hayatın adeta araba üzerinde yaşanması gerçeği benzin fiyatının de her zaman kayda değer ölçüde ucuz olmasını gerektirmişti.
Petrolün bulunduğu ilk ülke olan ABD’nin otomobile dayalı yaşamının en zorunlu malzemesi olan benzin bizdeki gibi litre ile değil galon ile satılır. Ve ABD ve 1 Galon Benzin ilişkisi "Başkanlık Koltuğunun Sigortası" olarak görülür.
ABD'de benzin fiyatı, seçmenin hükümete verdiği "not" gibidir. Amerikalılar için araba bir lüks değil, özgürlüğün ve işe gidebilmenin tek yoludur.
ABD'de benzin istasyonlarındaki tabelalar devasadır çünkü seçmen geçerken o rakamı görür. Eğer galon fiyatı psikolojik sınır olan 4 Dolar bandını geçerse, o eyalette iktidar partisinin oyları anında düşmeye başlar. Bir galon yaklaşık 3,79 litreye eşittir. Bir galon benzin, yani 3,79 litre benzinin fiyatı ise, mart ayı itibarı ile ortalama 3.80-3.90 civarındadır. Bu rakam bazı eyaletlerde düştüğü gibi bazılarında yükselebilmektedir. En yüksek rakam 5.50 ile Kaliforniya’dır.
Bu yüzden ABD başkanları, stratejik petrol rezervlerini genellikle seçimlerden hemen önce piyasaya sürerek fiyatları aşağı çekmeye çalışırlar.
1979'daki enerji krizi sırasında benzin kuyrukları kilometrelerce uzamış ve fiyatlar fırlamıştı. Jimmy Carter o meşhur “Huzursuzluk Nutku” ile halka enerji tasarrufu yapmalarını söyledi ama bu nutuk onun siyasi kariyerinin sonunu getiren en büyük etkenlerden biri oldu. Amerikalı seçmen, "tasarruf" diyen değil, "depoyu ucuza dolduran" başkanı sever. Çünkü Amerikalılar sahip oldukları “refah”ın maliyetini tartışmasız bir şekilde iktidara bıraktıkları için bu konuda taviz vermek istemezler. Kendilerine zarar gelmemesi kaydıyla devletin bu refahı sürdürmesini beklerler Karşılığında ise refah içinde yaşarken sistemi sorgulamazlar. Bu Rusya için, Avrupa için de böyledir.
Siyaset biliminde bu duruma bazen "Mutfak Masası Politiği" (Kitchen Table Politics) denir. Makroekonomik veriler (GSYİH, büyüme oranları vb.) soyut kalırken, halkın gündelik hayatında "hayatın ritmini" belirleyen o tek bir ürünün fiyatı, iktidarların kaderini çizebilir.
Hadi gelin, dünyanın farklı yerlerinden, seçmen tercihlerini ve toplumsal huzuru doğrudan etkileyen o "sembolik" ürünlere bir göz atalım. Bu sembolik ürünlerin toplumu dizayn etmeye niyetli güçler tarafından kaşınmaya uygun ürünler olduğunu da unutmayalım.
Mısır "Aish" (Ekmek)
Mısır'da ekmek sadece bir gıda değil, sosyal sözleşmenin temelidir. Arapçada ekmek anlamına gelen Aish, aynı zamanda "hayat" demektir. Ve bu nedenle Hükümet on yıllardır ekmeği ağır şekilde sübvanse eder.
Örneğin,1977'de ekmek fiyatlarına yapılan zam "Ekmek Ayaklanmasına” yol açmış, 2011 devriminin en güçlü sloganı ise "Ekmek, Özgürlük ve Sosyal Adalet" olmuştu. Mısır'da ekmek fiyatına dokunmak, siyasi bir intihar olarak görülür.
Arjantin Sığır Eti (Asado)
Arjantin dünyada kişi başına en çok et tüketilen ülkelerden biridir. Et, sadece bir yemek değil, Arjantinli kimliğinin ve orta sınıf konforunun sembolüdür.
Enflasyonun kronik bir sorun olduğu ülkede, halk alım gücünü pirzolanın fiyatıyla ölçer. Hükümetler halkın tepkisinden korktukları için sık sık et ihracatını yasaklar veya iç piyasada fiyatları sabitlemeye çalışır. Et fiyatındaki artış, seçim dönemlerinde iktidar değişiminin en büyük habercisidir.
Hindistan Soğan
Şaşırmadınız ve tanıdınız değil mi? Soğan düpedüz bir siyaset malzemesi. 2019 seçimlerinde bizde nasıl kullanıldığını bir hatırlayın. Geleneksel olarak Hindistan’da soğan fiyatları hükümet düşürebilir. Soğan hem zenginin hem yoksulun sofrasının vazgeçilmez temel malzemesidir.
Soğan fiyatlarındaki spekülatif artışlar, halkın en temel besinine ulaşamadığı hissini yaratır.1980 ve 1998 seçimlerinde soğan fiyatlarındaki aşırı artışın, iktidardaki partilerin ağır yenilgiler almasında başrol oynadığı kabul edilir. Siyasetçiler seçim meydanlarında boyunlarına soğan dizili kolyelerle protesto edilirler.
Fransa Baget Ekmek (Baguette)
Fransızlar için baget ekmeğin fiyatı ve kalitesi bir "ulusal onur" meselesidir.
Fransız Devrimi'nden bu yana ekmek kıtlığı veya pahalılığı halkın sokağa inmesi için en geçerli sebeptir. Baget fiyatları uzun süre devlet tarafından kontrol edilmiştir (1987'ye kadar). Bugün bile fırıncıların zam kararları ulusal haber bültenlerinde ana gündem maddesidir ve hükümetin enflasyonla mücadelesinin en somut sınavı olarak görülür.
Çin Domuz Eti
Çin, dünyanın en büyük domuz eti tüketicisidir. Domuz eti fiyatı, Çin'deki Tüketici Fiyat Endeksi'nin (TÜFE) en ağırlıklı kalemlerinden biridir. Domuz eti bolluğu, Çin Komünist Partisi için "toplumsal istikrarın" garantisidir. Fiyatlar yükseldiğinde devlet, stratejik domuz eti rezervlerini (evet, böyle bir rezerv var) piyasaya sürer. Halkın sofrasında etin eksilmesi, merkezi otoriteye olan güvenin sarsılması anlamına gelir. Türkiye için tencere her zaman ciddi bir seçim malzemesi oldu. 70’li ve 90’lı yıllarda tencere yüzünden seçimler kazanıldı veya kaybedildi. Ama hiçbiri 2019 seçimleri kadar sistemli olmadı. 2019’da “patatiiiz soğan” denilerek sistemli bir yıpratma kampanyası sürdürüldü. Özellikle üst gelir guruplarının sosyal medyada sürdürdüğü kampanya etkili oldu. Ne var ki, aynı odakların 2023’de sürdürdüğü benzer kampanya başarılı olamayacaktı.
SOSYAL YARDIMLAŞMADA YARATICILIĞIN GELDİĞİ SON NOKTA:
FİTREVER, KOLİVER, SUVER, AMA SENVER!
BEN VEREMİYORUM
Yıllarca vatandaşa yapılan yardımları küçümseyerek “makarnacı”, “bisküvitçi” gibi kendi ileri zekalarının düzeyini ortaya koyan aşağılamalar yapan çevrelerin, ellerine olanak geçine çok “farklı, daha özgün, daha ileri düzeyde” bir yardım “şekli” geliştireceğini düşünenlerin yanılgılarını çoktan anladıklarını biliyoruz.

Yine de o çok bilmiş genelde müzmin muhaliflerin belediyelerde “başka” neler yapabilecekleri olasılığına bir şans vermek istiyorduk.
Biz istiyorduk ama, onlar yine istemediler. Döndüler, döndüler, aşağıladıkları yardımları allayıp pullayıp, yeniden devreye soktular.
Ramazan ayı. Yardım, bağış ve destek ayı. ABB ne yapacak? Oturmuşlar kafa kafaya vermişler ve Fitrever, Koliver kampanyasını keşfetmişler.
“Fitrever”, fitre verecek vatandaşların fitrelerinin ABB’ye göndererek, fitrenin ilgili kişilere ABB tarafından verilmesi anlamına geliyor.
“Koliver” de aynı şekilde. Fiyatları ABB tarafından belirlenen koli ücretlerinin bağışçılar tarafından karşılandıktan sonra ABB tarafından kolilerin ilgili adreslere ulaştırılması anlamına geliyor.
Bu hizmetleri yapan onlarca, yüzlerce resmi kuruluş ve STK’lar varken, ABB, geçtiğimiz Ramazan neden böyle bir kampanyayı başlatma gereği duydu dersiniz.
DAHA YARATICI OLMANIZI BEKLERDİK
Genel olarak sosyal yardım bir belediyenin görevleri arasında yar alıyor. ABB kendi bütçe imkanları ile fitre vermeyip, koli yardımı yapmayıp, neden vatandaşı yönlendirip, vatandaştan gelen desteğin “dağıtıcısı” durumunda olmayı tercih ediyor?
Yarın ABB bu kampanyadan akan parayı, kendi bütçesinden çıkmış gibi yapabilir mi? Mümkün diyenler var.
Sen “fitrever”, sen “koliver” ben sadece dağıtayım.
İşte “yaratıcılık” budur. Elin taşı ile elin kuşunu vurmak, sonra da geçip övünmek derler buna.
Buna bir de “suver” eklemişler ki, o daha da ilginç olanı.
Sosyal yardım desteği alıp su faturalarını ödeme güçlüğü olanların listesi yayınlanmış. Seç bir fatura öde diyerek “suver” kampanyası başlatılmış.
Abi af edersin madem sosyal yardım alacak düzeyde yoksul bu kişiler. Sen neden faturalara destek olmuyor da işi kampanyalara dönüştürüyorsun?
Bu ailelere düzenli bir destek yolunu açmayıp, birilerinin vicdanına, insafına, himmetine terk ediyorsun.
Ben vermiyorum “senver” diyor ABB.
Sosyal yardımlaşmada “yaratıcılığın geldiği son nokta.
KARINCAYI GÖR
MOBİL FÜZE RAMPALARINI GÖRME
ABD’nin uzayda 3 bine yakın uydusu var ve bu uydularla karıncanın taşıdığı yiyecek dahil her şeyi görüp izleyebiliyorlar. Geniş bir istihbarat ağları da var. Buna bir de İsrail’in ahlak tanımayan casus ağlarını da katarsak durum ortaya çıkar.
Nitekim, İran’da birçok suikast böyle gerçekleştirildi.
Ama bu güç, geçen hazirandaki 12 gün savaşlarından sonra İran’ın daha büyük savaş için, yani bugünler için nasıl hazırlandığını, neler yaptığını göremedi bilemedi.
Bir de buna ocak ayındaki Venezuela sarhoşluğu eklenince daha da görmez, duymaz, bilmez oldular.
Maduro sarhoşluğuna, Netenyahu’nun yalan dolanı ve uydurma istihbarat raporlarının eklenmesi ile Trump Epstein’den kaçarken İran’a yakalandı. Karizma falan kalmadı.
KÜTÜPHANEMDEN
21.YÜZYILDA İRAN
HOMA KATOUZİON-HÜSEYİN ŞAHİDİ
SİTARE YAYINLARI- 2011
Pınar Güven tarafından çevrilen esere, çok sayıda bilim adamı katkıda bulunmuş.
Kitabı hazırlayanların yazdığı önsözde; “İran 20.yüzyılda iki büyük devrim, iki dünya savaşı, İran petrollerinin ulusallaştırılması,1953 ağustos darbesi ve Irak’la yapılan uzun süreli bir savaş sığdırmış; bunların sonucu olarak da bağımsızlık ve demokrasi hareketi ile bu yüzyıldan çıkmıştır.” Deniliyor.
Hazırlayıcıların eğitimlerini İngiliz veya Amerikan okullarında aldıklarını, batı kültürünü özümsediklerini belirtmek gerekiyor. Ekonomist olan Homa Katouzion eserin yazıldığı tarihte İngiltere Oxford ve Exeter Üniversitelerinde öğretim üyesi ve İran çalışmaları editörü olarak görev yapıyordu. Hüseyin Şahidi ise Beyrut Amerikan Üniversitesinde iletişim dersleri veriyor ve aynı zamanda BBC World’de çalışıyordu.

Haftaya tekrar görüşebilmek üzere,
Sarper SAN
