ÖLDÜRMEK SERBEST...
Yanlış anlaşılmasın yasaklara neden yasak demiyoruz bir çelişkiyi göstermeye çalışıyoruz.
Çoktandır radyo ve televizyon programlarında ne zaman bir içki veya sigara muhabbeti geçse, anında bir tepki veriliyor ve “sağlığa zararlıdır” vurgusu yapılıyor.
Bu bazen öylesine yapmacık öylesine zorlama oluyor ki, yapanın da görenin de dinleyenin de, “hadi ya” diyesi geliyor.
Bu yapmacık davranışın nedeni RTÜK.
Dizilerde ve filmlerde de benzeri uygulanıyor. Sigara, içki ve uyuşturucu buzlanıyor veya yok sayılıyor.
Bunun dışında her şey serbest ama.
Elinizde tabanca, makineli tüfek, bomba, bıçak aklınıza gelecek her türlü silah ile dolaşıp düzinelerce adam öldürmek serbest örneğin.
Hiç alakası olmayan ortamlarda neredeyse elbisesiz dolaşıp, yemeklere vb katılmak genel görgü ve kuralları katletmek serbest.
Mafya bozuntularının hapishane ve normal hayattaki dokunulmaz ve aşırı hormonlu hayatlarını göstererek beyinleri iğdiş etmek zaten serbest.

Tamam haklısın, bunlar olmadan dizi, film nasıl çekilecek diyorsunuz.
Doğru bunlar olacak.
Olacak ama, abartılmadan, aşırı derecede gösterilmeden, incelikleri anlatılmadan ve özendirilmeden olacak.
Sinemanın geleneksel kuralları içinde vicdan çerçevesinde kalarak gösterilecek.
Bir haber programında diyelim, sigara kaçakçıları yakalanmış, uyuşturucuya el konmuş. Bu konuda yorum yapılıyorsa, gereksiz yere, bir de sırıtarak “sigara sağlığa zararlı, uyuşturucu sağlığı bozar” uyarısı yapılmayacak.
Öyle yaptığınız zaman, o ana kadar programı sıradan bir şekilde dinleyen veya seyreden kişileri uyarmış, tetiklemiş olmuyor musunuz?
Zararlı maddelerin kullanımına ilişkin tavır almak, karşı olmak ayrı bi şey, bunu karikatürize etmek apayrı bir eylem.
Silah olunca bu suskunluk neden o zaman?
Yani siz sigara, uyuşturucu ve içkinin uzun vadeli öldürmesine karşısınız ama silahla vur ölsün gitsin der gibisiniz.
Yayın kuruluşları bu komediye son vermek, RTÜK de bunu çözmek zorunda.
ALLAH YARDIM ETMEDİ Mİ?
Masada oyun oynayanlardan biri oldukça sesli oynuyordu. Elindeki taşı masaya vurarak bırakıyor her vuruşunda kötü bir politik espri yapıyordu.
Onun bu davranışına diğerleri alışık olmalıydı ki, sadece güler gibi yapıyorlardı.
Ama o vazgeçmeden, bıkıp usanmadan bunu tekrarladı. Eline iyi taşlar gelince coştu, kötü taş gelince kızdı, kaybedince küfretti.
Bir ara arkalarındaki televizyonda haberler başlayınca, kahve halkının rahat duyması için televizyonun sesi açıldı.
Televizyon kanalı ne iktidar ne de muhalif yanlısıydı. Sıradan bir müzik kanalıydı.
Kahveci çözüm olarak bunu bulmuştu.
Sabah gelince açar, orta karar bir ses yüksekliğinde gece kapatana dek kahve halkına müzik dinletirdi. Kanalın ana saatlerde verdiği haberler de suya sabuna dokunmaz oradan buradan haberlerdi.
Uzunca bir zamandır kahvede televizyon kavgası bitmiş gibiydi.
İlk haber Gazze ile ilgiliydi.
Olayların arttığı, artık kimsenin görmezden gelemediği bir sürece girildiğinden müzik kanalı da ister istemez gelişmeleri paylaşmak istemişti anlaşılan.
Spikerin ilk sözlerinden sonra masadaki oyunculardan biri çayından bir yudum aldı ve “Allah yardımcıları olsun” dedi. Diğerleri sessize yakın bir sesle “âmin” derken bizin sesli, küfürbaz oyuncumuz elindeki taşı masaya vurup:
-“Allah yardım etmez onlara” dedi.

Diğerleri hiç umursamadılar.
Oyun ve Gazze haberleri devam etti.
Oyuncumuz daha da coştu:
-“Nerde” dedi “O zengin Araplar, niye asker göndermiyorlar.”
Masadakiler yine susup oyuna devam etti. O daha da sesini yükseltip:
-“Allah yardım etmez. Hainlere kim yardım eder.”
Masadaki biri, “Tamam anladık, oyununa bak sen. Kaybediyorsun bak” diyecek oldu.
O tınmadı bile.
Arka masada oturan beyaz saçlı adam nargilesinden bir nefes daha çekip ayağa kalktı kapıya doğru yürüdü.
Oyunla kavgayı birbirine karıştıran bizimki ise hala konuşuyordu. Eline iyi bir taş gelmiş olmalı ki daha da coştu ve:
-“Allah yardım edecekmiş, hani niye etmedi” diyerek tahtasını açtı.
Kazanmıştı, muzaffer bir şekilde masadakilere bakarken, kapıyı açmaktan vazgeçen beyaz saçlı adam geri döndü, elini bunun omuzuna koydu ve:
-“Yardım mı dedin” diye sordu.
Bizimki kafasını kaldırıp beyaz saçlıyı görünce zoraki gülümser gibi oldu.
Beyaz saçlı:
-“Allah yardım etti” dedi.
-“O yardım etmeseydi bir avuç insan yedi düvele karşı nasıl ayakta durabilirdi. Yedi düvel bir araya geldi bu mahalle kadar bir yere gücü yetmedi. Rabbim yardım etmeseydi bunların hangisi olabilirdi.”
Sonra ekledi:
-“Allah sana bana, bize yardım etsin.”
Döndü kapıya yönelip çıkıp gitti.
Haberler bitmiş, oyun havaları başlamıştı.
Kütüphanemden:
YAHYA KEMAL
“KENDİ GÖK KUBBEMİZ”
İSTANBUL FETİH CEMİYETİ,2024

Ahmet Hamdi Tanpınar bu eser için; “benim ve neslimin senelerdir beklediği bir kitaptı” der.

Kendi Gök Kubbemiz altında, “Süleymaniye’de Bayram Sabahı”nı, “Sessiz Gemi” yi, “Hayal Şehir” i ve daha nicelerini okumak, hissetmek isterseniz tavsiye ederim.
İNKAR VE RET
Sporda “eyyam, esame listesi”,
Hukukta “Tebliğ, müzekkere” gibi dilimizde sıkça kullanılan ve hiç yadırganmayan “eski” kelimeler varlıklarını inadına sürdürüyor.
Kim ne derse desin demek ki bir kelime yaşayacak ortamı bulunca yaşayabiliyor, konuşulunca anlaşılabiliyormuş.
Bıçakla keser gibi toptancı bir anlayışla inkâr ve ret o kadar da doğru değilmiş.
ORADAN BURADAN!!!
İzmir’den bir okuyucumuz göndermiş.
Belediyenin bir ilanı.

Üstte "yaptık" diyor, Altta açıklamada da "yapıyoruz".
Okuyucu soruyor:
-“Yaptınız mı, yapıyor musunuz?”
***
Haftaya tekrar burada buluşabilmek ümidiyle...
